Avrupa'nın 11 Eylül'ü

Paris saldırısı ama, eğer demeden bir nefeste kınanmalı. Bu kanlı eylemin yol açtığı ve açacağı sonuçlardan onu işleyenler kadar haklılık zemini aramaya çalışanlar da sorumlu olacak.

Tam yazı işleri toplantısı sırasında gelmişler.

Katliamdan sağ kurtulanlar, toplantıyı ne zaman, nerede yaptıklarını bildiklerini söylemişler.

Katliam, bugüne dek en büyük medya katliamı…

İkisi polis, biri de yoldan geçmekte olan yaya olmak üzere 12 kişiyi öldürdüler.

Aralarında Fransa’nın sansasyonel mizah dergisi Charlie Hebdo’nun Yazı İşleri Müdürü Stephane Charbonnier de var; iki polis de zaten onun koruması idi.

Birisi kaldırımda yaralanmış yatıyorken “Vurma” der gibi elini kaldırdı. Saldırganlardan birisi kılı kıpırdamadan gitti başına bir el daha ateş etti, öldürdü.

***

Siyah otomobillerle gelmişlerdi. Baştan aşağı siyah giyinmişlerdi, başlarında siyah kar maskeleri ellerinde makinalı tüfekleri vardı.

Çekilen amatör videolara ve görgü tanıklarının ifadelerine göre, tetiklere asılırken “Allahuekber” diye bağırmışlar, son yirmi küsur yıldır bütün radikal İslamcı örgütlerin yaptığı üzere Müslümanlığın en kutsal sözlerinden birini kanlı eylemlerine alet etmişlerdi.

Bütün bu işaretler şunu gösteriyordu: Saldırganlar ya el-Kaide çizgisindeki radikal İslamcı örgütlerden birinden, ya doğrudan Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütündendiler, ya da birileri saldırının tam da böyle görünmesini istemişti.

***

Bu kanlı saldırıya gerekçe aramak işimiz değildir; cinayet cinayettir.

Charlie Hebdo, haftalık bir mizah, daha doğrusu siyasi hiciv dergisi. Önüne kim çıkarsa, hükümetlerden Papa’ya dek hicvediyor, bazen acımasızca hicvediyor.

Yani 2006’da Danimarka gazetesi Hyllands-Posten’de basılan Hazreti Muhammed karikatürlerini alıp tekrar basmasından itibaren bütün dünyadaki Müslümanların tepkisini toplaması, bunu 2011, 2012’deki yayınlarıyla biraz daha ileri götürmesi, onun İslam karşıtlığından değil, her şeye karşıtlığından kaynaklanıyor.

Dini duygularla fazla oynaması nedeniyle Fransız mahkemelerinden uyarı da almış. Ama bütün bunlar dünkü vahşi saldırıya ne gerekçe olur, ne haklı çıkarır: Katılın katılmayın, basın silahla susturulmaya çalışılmıştır, “Ama, eğer” demeden bir nefeste kınanmalıdır.

***

Tabii bu alçakça saldırının, birilerinin hoşuna gitmeyen şeyler yazan, çizen gazetecileri, çizerleri öldürmek dışında bir boyutu da var.

Yalnız Fransa değil, Avrupa siyasetinin kültürel-dinsel fay hatlarını tetiklemeyi amaçlayan bir boyutu; bir siyasi kışkırtma boyutu.

Bu saldırı yapılmasaydı da Fransa son birkaç gündür Avrupa Birliği’nin güvenlik ve göçmenler siyaseti ekseninde şiddetli bir İslamlaşma/İslamofobi tartışmasının içindeydi.

Bunun sebebi, Fransa’nın meşhur yazarlarından Michel Houellbecq’in tam da dün piyasaya verilmek üzere yayınlanan “Soumission (Boyun Eğiş)” romanı. Yazar, romanında 2022 yılında artık dökülmeye başlamış Fransa’da Müslüman kökenli bir Cumhurbaşkanının seçilip, Şeriat kurallarını hakim kılmaya başlamasını kurgulamış.

Fransa’da “İslamlaşma tehlikesini” kaşıyıp duran Marie Le Pen’in Ulusal Cephe partisi kitabın üzerine atlayınca, Cumhurbaşkanı François Hollande’ın Sosyalist Partisi de Houelbecq’i yangına körükle gitmekle suçlamaya başlamıştı.

***

Fransa bu konuda çok hassas…

Çünkü çoğu Kuzey Afrika kökenli Müslüman Fransız gençleri arasında hızla yayılan radikal akımlar, onları Avrupa’dan el-Nusra, ya da IŞİD saflarında Suriye ve Irak’a giden “yabancı savaşçılar” listesinde ilk sıraya yükseltmiş bulunuyor.

Tahminler 4 bin küsur Fransız vatandaşının halen Suriye’de el-Nusra ya da IŞİD saflarında savaştığı yönünde.

Geçen yıl, Suriye’de savaşıp dönmüş bir IŞİD mensubunun Belçika’da bir sinagogu bombalayıp bir kişiyi öldürmesinden sonra, Suriye ve Irak’ta savaşan, eğitilen vatandaşlarının ülkelerine döndükten sonra ne yapacağı endişesi Avrupa’nın bir numaralı güvenlik sorunu oldu.

***

Sadece Fransa da değil.

Almanya kamuoyu bir süredir bu konuda bölünmüş durumda.

Yakın zamanda bir sivil toplum hareketi olarak ortaya çıkan PEGİDA Almanya’da Müslümanlara yer olmadığı iddiasıyla yürüyüşler düzenlemeye başladı. Birkaç hafta önce birkaç yüz fanatiğin katıldığı yürüyüşlere katılanlar geçen hafta yirmi bine yaklaşınca alarm zilleri çalmaya başladı.

Angela Merkel hükümeti iki arada bir derede. Sosyal Demokratlar Müslüman azınlığın haklarına en çok sahip çıkan siyasi grup, onlar da karşı gösteriler yapıyor ama bu gösterilere katılan Müslüman grupların azlığı hayal kırıklığına yol açıyor.

Almanya’daki Türkler nedeniyle Ankara endişeli... Neo-Nazi grupların yakın geçmişte Türklere karşı saldırılarında yaşanan can kayıpları hafızalarda.

İngiltere Başbakanı David Cameron zaten güvenlik kaygılarıyla yeni bir göçmen politikası üzerinde çalıştığını açıklamış bulunuyor.

***

Paris’teki Charlie Hebdo saldırısı, ülkelerindeki Müslüman topluluklar karşısında Avrupalı siyasetçilerin sinir uçlarıyla oynuyor, onları bir tür sabır ve olgunluk sınavına zorluyor.
Paris saldırılarını bu bakımdan sadece Fransa’nın değil, Avrupa’nın 11 Eylül’ü olarak adlandırmak mümkün.

11 Eylül 2001’de el-Kaide ABD’ye korkunç bir darbe vurmuş, Amerikan devletinin radikal İslamcı gruplara karşı harekete geçmeye zorlamıştı. O eylemi Afganistan ve Irak savaşları izledi; o zaman tahmin edilemeyen sonuçlarının bugün nelere yol açtığını hep birlikte izliyoruz.

Paris saldırısı ise AB sistemini yalnızca silahlı radikal İslamcı gruplara değil, aralarında kendi vatandaşlarının da olduğu bütün Müslümanlara karşı keskinleştirebilir. Avrupa’nın kendi dinsel azınlıklarını dışlamaya başlamasının geçmişte, mesela İkinci Dünya Savaşı yıllarında nelere mal olduğunu hatırlarsak, bunu çok tehlikeli bir gelişme saymak gerekir.

***

En kötü senaryo ise basına yönelik bu kanlı saldırıyı yürüten, ya da arkasında olanların gerçekten Suriye’den, Irak’tan dönen “yabancı savaşçılar” olduğunun ortaya çıkması ile başlar. İşte o zaman ucu açık bir felaket senaryosu devreye girebilir. İşte o zaman Paris saldırısını Birinci Dünya Savaşı öncesi Saraybosna’da Arşidük Ferdinand’ın öldürülmesine benzeştirmek dahi mümkün olur ki umalım olmasın.

Bu feci cinayeti işleyenler kadar ona haklılık zemini vermeye çalışanlar da suçludur olanlar ve olacaklardan.