Avrupa'yla ilişkilerde 'Tatlı Dil' seçeneği

İskoçya'nın bir aile mücevheri titizliğiyle korunmuş şehri Edinburgh'da yapılan 'Tatlı Dil' toplantısının bu yıl özel bir önemi vardı.

Tatlı dil, Türkçede en çok yılanı deliğinden çıkardığı deyimiyle kullanılır. Uluslararası ilişkilerdeyse, diplomasinin temel araçlarından biri olarak bilinir. Diplomasi bütünüyle tatlı dilden ibaret olmasa da tatlı dille konuşabilmenin insanlar arasındaki sorunları olduğu gibi ülkeler arasındaki sorunları çözmede katkısı da inkâr edilemez.

‘Tatlı Dil’, Türkiye ile İngiltere arasında üç yıl önce başlatılan bir konuşma forumunun adı. Önayak olanlar eski dışişleri bakanları Yaşar Yakış ve Jack Straw. Bu tür ‘Sweet Talk’, (Türkiye’nin Londra Büyükelçisi Ünal Çevilköz’ün Türkçeleştirmesiyle) ‘Tatlı Dil’ girişimleri İngilizlerin gayri resmi diplomasi kanalı olarak daha önce de deneyip sonuç aldığı bir siyaset yöntemi. Konular yalnızca resmi görevliler arasında değil, siyasi partiler, üniversite, sanatçılar, medyanın da dahil olduğu gayri resmi zeminlerde konuşulduğunda, tarafların birbirini daha iyi anlaması mümkün oluyor.

Benzeri girişimler daha önce, İkinci Dünya Savaşı’nı takiben Almanya ve demokrasiye geçiş sürecinde İspanya ile de söz konusu olmuş. Tabii İngiltere ve Türkiye’nin Avrupa’nın kuzeybatı güneydoğu uçlarında olması, başladığı dönem Almanya’nın Kıta Avrupası’nda Doğu blokuyla komşu en kuzeydoğu konumda bulunması, keza İspanya’nın Avrupa’nın en güneybatısında yer alması, İngiliz bakışındaki coğrafi-siyasi, jeopolitik mantığı da akla getiriyor. Bu girişimin daha önce bölgede görev yapmış Ankara Büyükelçisi David Reddaway döneminde başlatılması de yine jeopolitik bakışı gösteriyor.

‘Tatlı Dil’ toplantılarının üçüncüsü 1-3 Kasım tarihlerinde İskoçya’nın tarihi ve nadide bir aile mücevheri titizliğiyle korunmuş şehri Edinburgh’da yapıldı. Bu yılki toplantılara özel bir önem veren Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de katıldı. Özel önem vermesi hem bu tür sosyal diplomasinin girişimlerinin ‘faydasına inanmasından’ hem de kendi deyimiyle, geçen yıl İstanbul’da yapılan toplantıdaki Türk katılımının düzeyinden ‘mahcup’ olmasından. O nedenle bu yıl kontrolü ele almış. Örneğin ilk kez bu sene, Meclis’teki muhalefet partilerinden de milletvekilleri toplantılara çağrılmış. Hükümeti Kültür Bakanı Ömer Çelik temsil ederken akademi ve iş dünyasıyla medyadan daha geniş yelpazede görüşler taşıyan isimlere davetiye çıkarılmış, TOBB işin içine daha çok girmiş.

Kraliyet ailesinden Prens Andrew, ünlü Holyroodhouse Sarayı’nda Gül ve Türk heyetine verdiği yemekte İngiltere ve Türkiye’nin üçüncü ülkelerde ortak yatırım yapmasına ağırlık vermek istediklerini söyledi; özellikle Ortadoğu, Kafkasya ve Orta Asya’da.
Ama oturumlarda sadece ticaret konuşulmadı, enerji, kültür ve bölgesel siyaset konularında bilgilerin karşılıklı güncellendiği verimli tartışmalar yaşandı. Bölgesel siyasette Türkiye’nin doğusundaki coğrafyada Afganistan’dan Suriye’ye dek sorunlu alan ve Türkiye’nin Avrupa Birliği ile sorunlu ilişkileri saatler boyu konuşuldu.

İngiltere, öteden beri Türkiye’nin AB üyeliğini destekliyor. Neden desteklediği sorusuna ‘dostluktan’ cevabını vermek saflık olur; neticede “İngiltere’nin ezeli düşmanları, ebedi dostları yoktur, ulusal çıkarları vardır” sözü, on dokuzuncu yüzyıl İngiliz başbakanlarından John Palmerstone’a ait. “Sizin ne çıkarınız var bize destekten” sorusunu sorunca gelen cevaplardan şunu anlıyorsunuz: Birincisi, İngiltere Türkiye’nin coğrafyasında yüzü Batı’ya dönük bir demokrasinin gelişmesinde çıkar görüyor. İkincisi, AB siyasetinde ‘bütün Tatlı Dil’e karşın Almanya ile rekabeti ciddi; Almanya’nın nasıl olsa sonunda taş koyacağı, dolayısıyla Türkiye’nin bir müttefik olarak kaybedilmemesi gerektiği siyaseti var. Yani Tatlı Dil, hemen somut sonuç getirmese de iki taraf açısından da işleri kolaylaştırabilir.

Bir son not: Türkiye’nin Kürt meselesindeki tutumunu şahince bulan bazı İngiliz katılımcıların, konu seneye yapılacak İskoçya’nın İngiltere’den, daha doğrusu Birleşik Krallık’tan ayrılıp ayrılmayacağı halkoylamasına gelince hiç de güvercin gibi davranmadığını gözlerimizle gördük. Diğer tarafta konuşarak sonuca ulaştırılmış bir İrlanda örneği de var. İnsanlar konuşa konuşa anlaşır, değil mi efendim?