Babacan: Demokrasi dışı arayış olamaz

Genelkurmay açıklamasıyla Arınç olayı boyut kazanırken, Babacan 'Kişiler sorumlu olabilir' diyor

Genelkurmay, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın oturduğu sokakta 19 Aralık’ta
gözaltına alınan iki subaya ilişkin nihayet dün bir açıklama yaptı.
Bu açıklamaya göre, iki askeri personel, Arınç’ı değil, ‘bilgi sızdırdığı iddia edilen bir askeri personel hakkına bilgi toplamak üzere’ görevliydiler.
Bunun anlamı bu izleme operasyonunun Genelkurmay’ın sorumluluğu altında yürütüldüğü idi. (Takip edilen kişinin de askeri savcılık tarafından gözaltına alınıp alınmadığı sorusuna dün yanıt alamadık. Ama Ankara’nın daha çok AK Parti milletvekilleri ve yakın işadamlarınca tercih edilen yenilenmiş ve gözde Çukurambar semtinde oturan askeri personel sayısı her halde fazla değildir.)
Genelkurmay, Arınç’ın adresinin o subaylardan birinde ne aradığı, bilgisayar ve sayısal hafıza aygıtlarından ne çıktığı konusunda kefil olmadan o işi soruşturma sonucuna bırakmış.
Arınç’ın, bu konuyu 28 Aralık’ta yapılacak Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında askerlerden soracağı yolundaki beyanını dün Star gazetesinden Şamil Tayyar yazdı.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise, konunun ayrıntılarını bugün yapmayı planladığı haftalık görüşmelerde Başbakan Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Emre Taner’den soracağını. Ondan önce yorum yapmayı doğru bulmadığını Kuveyt’teki temasları sırasında sorduğumuzda söylemişti.
Gül, dışarıda güçlü ve yüksek bir izlenim veren Türkiye’nin bu tür iç gerilimlerin bir aşamada dışarıya yansımasıyla olumsuz etkileneceği endişesi ve bundan doğan üzüntüsünü de dile getirmişti.
O gezide Cumhurbaşkanı Gül’e ekonominin koordinasyonundan sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan da eşlik ediyordu. Babacan, Ankara’da Arınç’la ilgili gelişmeleri takip ediyordu. (Bu arada, Gül’ün ekibi de bir araştırma yapmış ve askeri personelin evinde Gül ile ilgili bilgilerin bazı kitaplardan kaynaklı, güncel olmayan bilgiler olduğunu saptamıştı.)
Babacan’a sivil-asker ilişkileri ve demokrasi tartışmalarının ekonomiyi ve Türkiye’nin dışarıdaki görüntüsünü nasıl etkilediğini sorduk ve ilginç yanıtlar aldık. Şöyle:

Babacan: Ekonomi artık az etkileniyor
* Türkiye ekonomide temel rotasını oturttu. Özgürlüklerin artması, Türkiye’de hukuk devleti ilkesinin benimsenmesi... Halk artık bu ortamı yaşadıktan sonra olumlu sonuçlarını gördükten sonra, hele hele Türkiye’nin dış profilini dikkate aldığınızda ben pek çok şeyin artık  Türkiye’de oturduğunu düşünüyorum. Son tartışmalar ekonomiyi gerçekten etkilese, sonuçları hemen görülürdü. O yüzden artık siyasi gelişmeler ekonomiyi az etkiliyor.
* Tabii siyasi gelişmeler ayrı şey, ülkede demokrasinin sorgulanması apayrı şey. Bakın,
e-muhtıradan (27 Nisan 2007) sonraki gün arkadaşlar önüme bir mail mesajı getirdiler. Türkiye’de kademeli olarak 5 milyar dolar yatırım yapması için çekmeye çalıştığımız bir dev şirket, bize e-muhtırayı soruyordu. ‘Army’ (Ordu) yazıp soru işareti koymuşlardı. ‘Eğer böyle bir olasılık varsa, Türkiye’ye gelmeyiz, en az 10-15 yıl gündemimizden çıkarırız diyorlardı.  
* Çünkü (demokrasi sorgulanınca) o zaman siyaset devam edecek mi, etmeyecek mi? O sorgulanıyor. Demokraside kendi içinde bir sürü kontrol mekanizmaları var kendi içinde; özgür basını var, işte interneti var, hiçbir şeyi yasaklayamıyorsunuz, sansürleyemiyorsunuz. (Burada, ‘Youtube üzerindeki yasak sorulunca, Babacan önce ‘Benim i-phone alıyor’ dedi, ardından ‘Şimdi siz bunu yazınca bunu da yasaklamaya kalkarlar’ diye şakalaştı.)
* (Demokrasi dışı arayışlar sorulunca) Şöyle olabilir belki: Kurumsal anlamda asla değil...
Ama şahıslar bazında belki eski günleri özleyenler olabilir. Yani etkinliğinin kaybolduğunu düşünen, ya da eskiden biz şöyleydik, böyleydik diyen, kurumlarımızdaki kişiler olabilir. Ama kurumsal anlamda artık Türkiye’de çok şey oturdu. Türkiye istikrar arayacaksa, güçlü bir ülke saygın bir ülke olacaksa, bunun zemini demokrasiden geçiyor, özgürlüklerden geçiyor.
Babacan söylemiyor, ama ‘kurumsal değil’ vurgusunda, Orgeneral Başbuğ’un kamuoyuna
yaptığı ‘TSK bünyesinde demokratik rejime aykırı harekette bulunan kimse barınamaz’ açıklamasının hâlâ ‘verilmiş bir söz’ olarak algılanmasının payı olduğu anlaşılıyor.
Son günlerdeki gelişmelere de belki fazla heyecana kapılmadan böyle bakmakta fayda var.