Bakın Erdoğan istese neler yapabilir?

Erdoğan ve AK Parti 7 Haziran seçim sonuçlarını eğer "Seçmen ders vermek istedi, koalisyon ve terörizmden pişman oldu, şimdi yeniden bize koşacaktır" şeklinde okuması sorunlu olabilir.

Daha bir gün önce Başbakan Ahmet Davutoğlu bir son dakika çıkışı yapmış, CHP ve MHP’yi “seçim kararını cumhurbaşkanına bırakmamak için” AK Parti ile erken seçim hükümetine çağırmıştı.

Bu çağrıyı reddederlerse AK Parti’nin HDP ile seçim hükümeti kurmasının sorumluluğunun CHP ve MHP’de olacağını da söylemişti.

Hatta demişti ki, madem Devlet Bahçeli kendisini Kemal Kılıçdaroğlu ile Cuma namazını müteakip hükümet kurmaya çağırmıştı, işte yarın (yani dün, 21 Ağustos) Cuma idi, bu hayırlı kararı verebilirlerdi.

***

Dün Cuma namazı sonrasında gerçekten de önemli bir açıklama yapıldı.

Ama bu açıklama ne Davutoğlu, ne Bahçeli, ne de Kılıçdaroğlu’dan geldi.

CHP ve MHP’nin erken seçime katılmayacağını bir daha söylemesine gerek kalmadan Davutoğlu’nun son dakika önerisi, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından ülkeyi 1 Kasım’da seçime götüreceği açıklamasıyla geçersiz kaldı.

***

Erdoğan bir kez daha “Beştepe’nin yolunu bilmeyen” Kılıçdaroğlu’na hükümeti kurma görevi vermeyi “zaman kaybı” olarak gördüğünü söylerken önemli bir beyanda bulundu.

“Cumhurbaşkanı olarak yetki alanlarımı biliyorum” dedi “Ve bu alanlarımı sonuna kadar kullanmak durumundayım”.

Bu aslında gayet doğal bir durumdu, ilk kez de söylenmiyordu. Peki, o zaman Erdoğan neden bunu adeta bir uyarı şeklinde söylemek ihtiyacı duymuştu?

***

Cumhurbaşkanı acaba bugüne dek Anayasa’da yer alan ama kullanılmayan bazı yetkilerden mi söz ediyordu.

Bunun bir örneğini hükümeti kurma görevini Davutoğlu’na istifasını sunduktan bir ay sonra vermesinde görmüştük.

O zamana dek Cumhurbaşkanları, gelenekler uyarınca hemen görevlendirme yapardı; Anayasa’nın 116’ıncı maddesindeki “Meclis Başkanlık Divanı seçiminden sonra” ifadesini ilk uygulayan Erdoğan oldu.

Bu süre 7 Haziran seçimlerinden hayal kırıklığına uğrayan Erdoğan ve AK Parti için hem kendi yaralarını sarmak, hem de muhalefet cephesini dağıtmak için çok değerli zaman kazandırdı.

***

Peki, ruhunu 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası siyasi ortamdan alan mevcut Anayasaya göre Cumhurbaşkanı istese başka neler yapabilir, hiç düşündünüz mü?

Ankara’da düşünenler, bunun üzerine bir süredir çalışanlar var, emin olun.

Erdoğan şimdi sayacaklarımı yapacaktır diye söylemiyorum, ama 12 Eylülcülerin Anayasa'nın satır aralarına yerleştirdiği, şimdiye dek gözlerden uzak kalmış öyle ayrıntılar var ki, istense siyasi dengeleri epey sarsabilir.

***

119 ve 120’inci maddelere göre Cumhurbaşkanının bakanlar kurulunu toplayıp yurdun bir kısmı veya tamamında Olağanüstü Hal ilan etme yetkisi olduğunu zaten biliyorsunuz.

Bu karar Resmi Gazetede yayınlanıp yürürlüğe girdikten sonra “hemen” Meclis’e sevk ediliyor; Meclis tatilde ise toplantıya çağırılıyor. Meclis isterse OHAL’in süresini kısaltabilir veya iptal edebilir, ama ilanı Meclis onayına bağlı değil.

Sizi anayasa maddelerine boğmak istemiyorum ama burada birkaç önemli ayrıntı var.

***

Biliyorsunuz, Anayasa’nın 91’inci maddesine göre hükümetlerin Meclis’ten aldığı yetkiyle, yani özel bir kanunla, belli konularda Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarma yetkisi bulunuyor.

KHK’lar zaten kendi başına sorunlu uygulamalar, geçmişte Bülent Ecevit hükümetiyle Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer arasında yaşanan KHK krizinin sonunda nerelere tırmandığını biliyoruz.

Ama bir de 121’inci maddede söylenenler var, yani Olağanüstü Hal altında çıkarılacak KHK’lar.

***

Olağan dönemdeki KHK’ların aksine, OHAL süresince çıkarılması gereken, resmi lisan ile Olağanüstü KHK’lar Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanacak Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılabiliyor. Sonradan Meclis onayına sunuluyor, belli bir zaman alıyor bu da.

Mesela Olağanüstü KHK’lar ile kişi hak ve özgürlüklerine OHAL konusuyla alakalı kısıtlamalar getirilebiliyor.

Olağanüstü KHK’ların, olağan dönemdekilerden en önemli farklarından birisinin de yargı denetimine açık olmamaları olduğu hukukçular tarafından ifade ediliyor.

***

Sonra mesela 92’inci maddeye göre, Meclisin “tatilde veya ara vermede” olduğu sırada Türkiye’nin dışarıdan saldırıya uğraması halinde Cumhurbaşkanının Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verebilir; 117’inci maddeye göre zaten savaş hali dışında başkomutan cumhurbaşkanıdır.

Savaş hali, 78’inci maddeye göre seçimleri bir yıl erteleme nedeni dahi olabilir.

Tekrar ediyorum, ne Erdoğan’ın bu hükümleri işleteceğine dair bir işaret var ortada, ne Türkiye’nin şu anda, evet karamsar olan tablosu bu şartlardaki kadar vahim, ne de bunları sıralamak yapılacaklarına dair bir ifade sayılmalıdır.

Ama Cumhurbaşkanı, Erdoğan, ya da herhangi bir Türkiye Cumhurbaşkanının istese kullanabileceği yetkiler arasında bunlar da vardır.

***

Seçimlere gelince…

Erdoğan ve AK Parti 7 Haziran seçim sonuçlarını eğer “Seçmen ders vermek istedi, koalisyon ve terörizmden pişman oldu, şimdi yeniden bize koşacaktır” şeklinde okuması sorunlu olabilir.

AK Parti’nin oy kaybında ülkedeki siyasi kutuplaşmanın artmasının payı vardır. Daha önce AK parti’ye oy vermiş Türk milliyetçisi seçmenin bir kısmı MHP’ye, muhafazakâr Kürt seçmenin bir kısmı HDP’ye geçici olmayan tercihlerle gitmiş görünüyor.

***

Oy kaybından Erdoğan’ın ifadesiyle “Kürt barış sürecini” sorunlu tutarak MHP ve HDP’ye giden oyları geri kazanmaya çalışma yöntemi deneniyor şimdi.

Ancak PKK’nın üç yıl hükümetle diyalog ardından yeniden başlattığı saldırıların meydan verdiği asker ve polis operasyonlarının da etkisiyle şiddet sarmalı arkasında hazin cenaze törenleri bırakıp tırmanıyor.

İşte MHP lideri Bahçeli’nin (Davutoğlu’nun 20 Ağustos günü söz konusu olmadığını söylediği) sıkıyönetim çağrısı bu ortamda geldi. MHP’nin (tekrar söyleyelim Davutoğlu reddetmiş olsa da) bu yönde oy kullanacak olması ihtimali vardır.

***

Bu ortamda gidilecek bir seçim serbest ve adil olacak mıdır?

O hükümetin yeteneğine ve duruma hâkimiyetine bağlıdır; Türkiye geçmişte çok daha kötü koşullarda seçimlerini başarıyla yapabilmiş bir ülkedir.

Seçenekler ortada; son gün Davutoğlu ve Kılıçdaroğlu’nun mucize kabilinden bir ortak hamlesi olmazsa, artık odaklanılması gereken şey, ilk kez yaşayacağımız seçim tekrarının demokratik ortamda, serbest ve adil şekilde, kazasız belasız yapılması olmalıdır.