Barzani'ye artan baskı

Barzani, Kerkük atağındayken, Babacan ABD'de 'Beklentilere uyulmadı' mesajını verdi.

Dün Irak Kürt yönetiminin merkezi Erbil'de iki tören vardı. Biri, Birleşmiş Milletler'in irtibat bürosunun, diğeri de Rusya konsolosluğunun açılışı nedeniyle yapıldı. Ajans haberlerine göre, Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) Başbakanı Neçirvan Barzani, her iki törene de katıldı.
KYB Başkanı Mesud Barzani'nin Avrupa'da olduğu günlerde, yeğeni ve başbakanı Neçirvan'ın öne çıktığı görülüyor. Sırasıyla, önce Bağdat'a sormadan petrol şirketleriyle anlaşamayacağını söyleyen Irak Petrol Bakanı Hüseyin El Şahristani'ye meydan okudu, ardından 'Ne Türkiye, ne de ABD ile PKK üzerine bir anlaşmamız yok' çıkışını yaptı ve dün konu Kerkük'e geldi.
Barzani'nin Kerkük konusundaki sözlerine gelmeden önce, önemli bir ayrıntıyı belirgin hale getirelim: BM, 2003 yılında Bağdat'taki merkez bürolarının bir intihar saldırısıyla tahrip edilmesi sonrasında Irak'tan ayrılmıştı. Şimdi Irak'a yeniden, ama Bağdat'tan değil, belki de Amerikalıların deyimiyle daha 'istikrarlı' gördüğü Erbil'den giriş yapıyor.
İşte bu toplantıda konuşan Barzani, adeta bir iyi niyet gösterisi olarak "İsteseydik" diyor, "2003'te Saddam rejimi devrildikten sonra başka yöntemlerle Kerkük'ü ele geçirebilirdik. Ama biz bunun yasalar çerçevesinde ve barışçıl bir yolla yapılmasını seçtik."
Bu vurguyu Bağdat hükümetinin Kerkük'te 2007 sonuna dek referandum yapılmasını öngören Anayasa'nın 140'ıncı maddesinin uygulanması gerektiğini söyledikten sonra yapıyor. Kürt yönetimini petrol yasasını gecktirmekle suçlayan Bağdat yönetimini, Kerkük'ü geciktirmekle suçluyor. Sonra da, Bağdat'ın onayı olmadan petrol şirketleriyle anlaşan Erbil değilmiş gibi, Kerkük'ü 'alsalar bile' Bağdat'ın petrol gelirinden alacağı payın değişmeyeceğini söylüyor.
Barzani'nin denklemi açık: Kerkük'ü bize verin, biz de petrol anlaşmasını imzalayalım. Türkiye'nin ABD ile Irak'taki PKK varlığı ile mücadelede yapmaya çalıştığı işbirliğinin bu konudan azade olduğunu düşünmek gerçekten saflık olur.
En azından Mesud Barzani'nin ortalık bu durumdayken sırf diş tedavisi için Viyana'ya, mevsimlik alışverişini yapmak üzere Milano'ya gittiğine inanmak kadar saflık olur.
Eğer Barzani bu tutumuyla Ankara'nın damarına basmak istiyorsa, bunda başarılı olduğu kesinlikle söylenebilir.
Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın Annapolis Ortadoğu Konferansı'na katılmak için gittiği ABD'de yaptığı açıklamalarda bu en açık şekliyle görülüyor. Babacan, Vaşington'da Başkan George Bush'un Ulusal Güvenlik Danışmanı Stephan Hadley ile bir saati aşkın görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada (Hadley'e de iletildiği anlaşılan) bu hissiyatı açık ifadelerle şöyle dile getirdi:
* "Maalesef ciddi bir problem; kuzeydeki yönetim, bizim onların samimiyeti konusunda güvenimizi artıracak herhangi bir eylemde bugün için bulunmuş değil. Son iki üç haftadır açıklamalarda biraz farklılık görüyoruz ama eylem var mı, bizim güvenimizi kazanacak adımlar atıldı mı? Bunun cevabı hayır maalesef. (..) Irak'ta merkezi hükümetin belki niyetleri iyi ama kuzeyde fiziksel imkânı yok.
Kuzeydekilerin fiziksel imkânı var ama siyasi iradesi şüpheli."
Babacan'ın "fiziksel imkânı var, ama siyasi iradesi şüpheli" sözlerini Ankara'da güvenlik konularıyla ilgili bir yetkili şöyle açıyor: "Medyadan da izleyebilirsiniz. PKK'yı engellemek için yollarda konrol noktaları oluşturuyorlar, ama bunlar sabah 8, akşamüstü 16 mesaisi yapıyor. Yani bir nevi mesai saatleri içinde terör örgütüyle mücadele ediyormuş görüntüsü. Göstermelik kalıyor. Bu tip önlemlerin beklentilerimizi karşılamayacağı açık."
Önceki gün Ankara'da, düşünce kuruluşu TEPAV'da bir konferans veren ABD düşünce kuruluşu CSIS Türkiye programı sorumlusu Bülent Ali Rıza, bir adım daha atarak, bu gelişmelerin Vaşington açısından yeni bir oyalama sürecine dönüşmesi endişesine yol açabileceğini ifade ediyor. Deneyimli gözlemci şunları söylüyor: "Vaşington'da, Bush'un İran'daki rejimi zayıflatmak amacıyla azınlıkların kullanılması yolunda gizli servislere talimat verdiği iddiaları dolaşıyor. Bu azınlıklar arasında Beluclar, Araplar olduğu gibi Kürtler de olabilir. Resmen yalanlanıyor olsa da PKK'nın uzantısı PJAK'ı kullanıyor olması kuvvetle muhtemel. Umarım, bu da önceki Ralston-Başer tecrübesine dönüşmez. Çünkü bendeki izlenim, Irak'taki PKK sorununun ABD açısından çözülecek değil, yönetilecek bir kriz olduğu doğrultusunda."