'Başarısız olursa hepimiz kaybederiz!'

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Kürt sorununa çözüm sürecine 'bilgi vermeden katılım isteyen' Başbakan Erdoğan'ı böyle uyardı.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu cuma sabahı kahvaltılı toplantıya davet ettiği gazete yayın yönetmenlerine, medyada CHP’nin sürekli hedef yapılmasına olan kırgınlığını gizlemeden konuşuyordu. Şimdi bazılarımız bu sözlerini CHP’nin sürece tam destek verdiği, bazılarımız ise tamamen karşı olduğu şeklinde yorumlayabilirdi. Oysa ikisi de doğru değildi; CHP ‘eksik demokrasi, hak ihlalleri ve eşitsizliklerden beslenen’ Kürt sorununun ‘barışçıl yollardan çözülmesi’ ve Türkiye’nin ‘temel sorunu olan terörün bitirilmesi’ doğrultusunda halkın talep ve beklentilerinin arkasındaydı.

“Sürecin başarılı olmasını dileyelim ve isteyelim” diyordu; “Başarısız olursa hepimiz kaybederiz”. Ama öyle bir noktaya gelmiştik ki Abdullah Öcalan Kürt halkının tek temsilcisi gibi görülür olmuş, PKK meşruiyet kazanmış, Türkiye’nin PKK’nın eylemlerini Avrupa ve diğer dış muhataplarına ‘terörist eylemler’ olarak anlatma imkânı zorlaşmış ve süreç ‘hukuk dışına çıkılarak’ yürütülmeye başlamıştı.

CHP’nin bu toplantıyı düzenlemekteki amacı, hiçbir çözüm üretmeden eleştiri getirdiği iddialarına karşı çözüm önerilerini açıklamaktı. On dokuz maddede toplanan çözüm önerileri arasında PKK ve BDP’nin de talebi olan yüzde 10 seçim barajının düşürülmesi, faili meçhul ve yargısız infazların zamanaşımı dışına çıkarılması gibi talepler de vardı. Ama mesela Türkçe dışında anadilde ilköğretim yoktu. “CHP olarak Türkçe dışında anadilde eğitime karşıyız” dedi Kılıçdaroğlu. Bunun halkta bölünmelere yol açacağından endişe duyuyorlardı ama herkesin istediği dili serbestçe öğrenme hakkını savunuyorlardı. CHP, PKK’nın talep ettiği ‘kolektif’ ya da grup haklarının değil, Avrupa mevzuatındaki gibi birey haklarının genişletilmesinden yanaydı. Yerel yönetimler sorulduğunda “Biz zamanında Avrupa Şartı’nı savunduğumuz için Başbakan tarafından mahalle mahalle ‘Kürt özerkliği istemekle’ suçlandık” dedi; “Hâlâ aynı şeyi savunuyoruz”.


‘BİZ KONUŞUYORUZ’
“Bunlar bizim görüşümüz” dedi; “İsteyen katılır, isteyen katılmaz, tartışırız. İşte biz ne istediğimizi söylüyoruz, öneri ve önceliklerimiz elinizde”. Peki, Başbakan neyi, nasıl yapmak istediğine dair ‘yarım daktilo sayfası’ bir şey açıklamış mıydı bugüne kadar?

“Biliyorsunuz grup toplantısında açık çek verdim, Başbakan ihtiyacı olmadığını söyledi” diye yakındı Kılıçdaroğlu ve sürdürdü: Eğer her şey yolundaysa, PKK çekilip silah bırakıyorsa, barış gelmek üzereyse, Erdoğan neden bu başarının bütün itibarını kendisi almak yerine CHP’yi sürece ortak etmek istiyordu? Yoksa muhtemel bir başarısızlığa ‘suç ortağı’ aramak niyetinde miydi?

“İngiltere’de, IRA sürecinde” diye iç geçirdi; “başbakan eline aldı dosyayı, ana muhalefete gitti; o da desteğini verdi. Biz Sayın Başbakan’a gidip ne istediğimizi anlattık. Başbakan bize anlatmadı. İktidarın adım atmasını bekliyoruz”.


TAŞIYICI ANNELİK ROLÜ
Çünkü kaygıları vardı. Bu kaygılar arasında ‘Ortadoğu sınırlarının orta vadede yeni savaşlar ve çatışmalar eşliğinde düzenlenmesini zorunlu kılacak’ şekilde, ‘egemen güçlerin AKP için biçtiği oluşumlar için taşıyıcı annelik görevi’ de vardı. Kılıçdaroğlu bununla Öcalan’ın Nevruz konuşmasında Misak-ı Milli sınırlarından söz etmesine dayanarak Suriye ve Irak topraklarına genişleme çabasını mı kastediyordu? “O da var” dedi. Hükümetin Suriye ve Irak üzerine neden bu kadar gittiği, acaba sınırı geçen PKK militanlarının Suriye ordusuna karşı savaşa mı girişeceği yolunda kuşkular olduğunu söyledi.

Peki, ‘taşıyıcı annelik’ Misak-ı Milli sınırlarına genişliyor görüntüde bir Kürdistan’ın doğumu için miydi? Kılıçdaroğlu evet ya da hayır demedi. Sorular yağmur gibi yağıyordu. Başarısızlık ne demekti? Başarısızlık olursa korkulan bir iç savaş mıydı? “Sorun çok büyük olur” demekle yetindi, “Muhalefet olarak biz de sorumlu davranmalıyız”.

Peki, Başbakan ya da süreçte kilit rol oynayan MİT gelip bilgi verse durum değişir miydi? “Bize gelen her bilgiyle bizim görüşümüz yenileşir” dedi Kılıçdaroğlu, belki de dil sürçmesiyle ‘yenilenir’ demek isteyerek. “Bize gelen bazı bilgilerse kaygımızı arttırıyor.”


‘SÜRECİ BİLEN 5 KİŞİ’
CHP lideri, AK Parti ile Erdoğan’ın önerdiği gibi ikili bir yola girmek için öncelikle ‘samimiyet ve dürüstlük’ aradığını söyledi; şimdiye dek söz verip yapmadıkları örnekler olmuştu. Bir de şeffaflık gerekiyordu. “Her şey yüzde 100 açıklanmayabilir ama belli bilgiler halkla paylaşılabilir” dedi; “Parlamentoda kapalı oturum yapılabilir. Bizim kaygımız, AKP’nin halka izah edemeyeceği sözler vermiş olmasıdır”. Ardından PKK’nın Kandil’deki lider vekili Murat Karayılan’ın daha önce AK Parti hükümetlerinden üç kere hayal kırıklığı yaşadıkları sözlerini ve üç defanın da seçim sonrasında istediği sonucu almasıyla eşzamanlı olduğunu hatırlattı.

Hükümetin çözüm için ya yasa çıkarmak ya da anayasa değişikliğine gitmek durumunda olduğunu, oysa hiçbir bakanın bu konuda konuşmadığını söyledi. Peki, kim konuşuyordu? Cevabını kendisi verdi ‘Kandil’ diye. Bu konuda bir de buruk espri yaptı Kılıçdaroğlu: Herhalde Karayılan, Bülent Arınç’ın ayağını kaydırıp hükümet sözcüsü olacaktı; açıklamaları o yapıyordu. “Süreci ne biz ne Meclis ne de bakanların çoğu biliyor” dedi; “Süreci bilen beş kişi”.

Özeti şu: Kılıçdaroğlu’nun özellikle Öcalan’ın MİT ya da hükümet değil, Meclis’in seçeceği âkil insanlar tarafından muhatap alınırsa meşruluk kazanmamış sayılacağı yolundaki tezi tartışmaya açık. Tartışmaya açık olan başka öneri ve eleştirileri de var; bu da doğal.

Ama dile getirdiği endişeler yabana atılır türden değil. Bir başka önemli nokta da CHP’nin Kürt sorununa barışçı yoldan çözüm sürecine destek vermesi ve bilgi eksikliği içinde kalmaktan ve izlenen yöntemden yakınması. Başbakan Erdoğan bu yaklaşımın kıymetini bilmeli. Bilgi isteyip görüşünü yenilemeye açık olduğunu söyleyen muhalefet liderine, onu ‘çadır tiyatrosu’ diye niteleyip kendisine düzenli rapor veren ‘âkil insanlar’ heyetini adres göstermek, mevcut koşullarda alay etmekten farksız. Erdoğan’ın karşısında hâlâ Kılıçdaroğlu gibi bardağın dolu tarafını görmek isteyen bir muhalefet lideri varken IRA sorununu çözen İngiliz Başbakanı gibi dosyasını alıp kapısını çalmak en iyi yolmuş gibi görünüyor.