Başbakan bugün açıklayacak mı?

Sınır ötesi operasyon 'zorlayıcı diplomasi' çabalarının mı, 'kapsamlı paketin' mi bir parçası? Gözler Başbakan Erdoğan'da...

Ankara'daki Irak-PKK tansiyonu ABD gezisinden sonra nispeten düştüğü izlenimi yanıltıcı olmamalı, çünkü önemli gelişmeler var. Belki de en önemlisi, en sonuncusu: Yani Iraklı Kürt lider Mesud Barzani'nin Türkiye'nin, kendi kontrolü altındaki PKK hedeflerine yapacağı 'sınırlı' bir harekâta, sivil Irak Kürtlerine zarar vermemesi durumunda karışmayacağı yolundaki açıklaması. Bu açıklamadan bir gün önce de Irak Cumhurbaşkanı (ve Irak Kürtlerinin bir diğer lideri) Celal Talabani'nin benzeri açıklaması vardı.
Oysa hatırlayacak olursak, birkaç hafta önce, PKK'nın 20-21 Ekim Dağlıca saldırısının hemen ardından Türkiye sokaklara dökülmüş halde Başbakan Tayyip Erdoğan'dan 17 Ekim'de Meclis'in onayladığı sınır ötesi operasyon tezkeresini kullanmasını isterken her ikisi de böyle konuşmuyordu. Talabani, 'bir kedi bile vermeme', Barzani ise çok daha içerikli ve sert olarak, PKK'yı korumak için 'gerekirse Türk ordusuna karşı savaşma' sözlerini, aynı basın toplantısında kullanmıştı.
Aradan geçen sürede ne değişti? Köprülerin altından hangi sular aktı?
Kuşkusuz Başbakan Erdoğan'ın ABD Başkanı George Bush ile yaptığı görüşmeye kilit önem atfetmek doğrudur. Çünkü o görüşme ile 1- ABD, Türkiye'nin kendisi destek vermese de bir sınır ötesi harekât yapacağını görmüş, 2- Böyle bir harekâtın bütün dünyada Irak'ın değil, ABD'nin egemenliğinin ihlal edildiği şeklinde algılanacağını anlamış, 3- ABD Başkanı PKK'yı düşman ilan ederek Irak'taki birliklerine kamuoyu önünde
açık hedefi göstermiştir.
Ama yalnız Erdoğan'ın ABD temasları değil bu değişimi getiren. 2 Kasım'da Rice'ın açıklaması sayesinde Erdoğan tarafından ABD'ye sunulduğunu öğrendiğimiz bir 'kapsamlı paket' ve muhtemelen onun bir parçası olduğu izlenimi veren 'zorlayıcı diplomasi' söz konusu.
Kapsamlı paketi Başbakan açıklamadan, ya da hükümet kanadı medyaya sızdırmadan öğrenmenin pek bir yolu yok. Ama zorlayıcı diplomasinin unsurlarını (1998 Suriye harekâtının da yardımıyla) biliyoruz: 1- Hedefi belirleme (PKK'nın Irak'taki varlığı), 2- Hedefe ulaşmak için güç kullanmayı göze alma (tezkere ile Meclis'ten sınır ötesi operasyon yetkisi alınması), 3- Tarafları güç kullanmayı göze aldığına ve kararlı olduğuna ikna etme (tezkere, ABD ve Irak ile temaslar), 4- Hedefi yalnız bırakma, cephenin genişlemesine engel olma ve hedefe karşı dayanışma talebi (bölge ülkeleri ile yoğun temaslar, iç politikada muhalefet ile asgari müşterekte birleşme arayışı). Bu aşamaların hepsinin yapılmış ve yapılmakta olduğu bir aşamadayız. Ancak artık 'güç kullanmayı göze alarak, güç kullanmadan sonuca ulaşmak' şeklinde ifade edilebilecek zorlayıcı diplomasinin sınırlarına gelindiği görülüyor.
Talabani ve Barzani'nin son demeçleri, onların da bu durumu gördüğünün işareti sayılmalı.
Öte yandan 'zorlayıcı diplomasi' ve olmaz ise sınır ötesi harekâtı, o 'kapsamlı paket'in parçası halinde görmemizi sağlayacak köklü bakış açısı değişiklikleri de görülüyor. İleriki yazılarda ayrıntısıyla değinmek üzere sıralayalım: 1- Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ'un Dağlıca saldırısı henüz olmadan '23 yıldır dağa katılımı durduramadık' demeci, 2- Fikret Bila'nın Milliyet'te yayımlanan dizisinde (şimdi 'Komutanlar Cephesi' adıyla kitap olarak bulunabiliyor) emekli komutanların PKK ile mücadele ve ayrıca Kürt meselesine bakışlarına özeleştirinin kamuoyuna yansıması (ki bu bakışın mevcut komuta kademesindeki anlayışı büyük ölçüde yansıttığı anlaşılıyor), 3- Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın son basın toplantısında PKK sorununun hallini bir kenara ayırarak, Irak'ta parçalanma yerine bir Kürt federasyonunu tercih edeceğini söylemesi (Barzani ve Talabani demeçlerinin bu açıklamadan sonra gelmesi, satrançtaki karşılıklı hamleleri andırıyor), 4- CHP lideri Deniz Baykal'ın şahin tutumu bir yana bırakarak zorlayıcı diplomasiye destek vermesi ve PKK ile mücadele koşuluyla Irak Kürtleriyle dostluk vaat etmesi (ve hemen ardından CHP ile Irak Kürtleri arasında temasın başlaması), 5- Orgeneral Başbuğ'un dağdaki kadroların çözülmesi için kapsamlı bir devlet çabasına ihtiyaç duyulduğunu tekrarlaması.
Gelişmeler, adeta Başbakan Erdoğan'ın 2005 Ağustos ayında Diyarbakır'da 'Kürt sorununu çözmeye talip olmasının' hayat bulma koşullarının şimdi oluşmaya başladığını gösteriyor: Bu, PKK ile mücadele, Kürtçülük meselesi ve en geniş çerçevede Kürt sorununun iç içe geçmiş, ama ayrı sorunlar olarak ele alınmasıyla mümkün olacak belki.
O açıklama sonrası Başbakan'ın uçağıyla Diyarbakır'dan Ankara'ya dönerken, Başbakan'ın etkili bir danışmanının, 'Keşke bu açıklamayı yaparken yanında bir general de dursaydı, keşke bu hazırlık askerlerle yapılabilseydi' demesi hiç aklımdan çıkmıyor. Belki o zaman şimdidir. Belki 'kapsamlı plan' gerçekten kapsamlı bir plandır.
Bunu Başbakan Erdoğan açıkladığında öğreneceğiz. Bugün Meclis'te mi olur, yoksa bugünlerde mi, ama artık ABD yönetiminin bildiğini biz de öğrensek iyi olacak.