Başbakan'ı yanıltan biri mi oldu?

Kasıtlı ya da değil, bütün ülkeyi yasa boğan bu kadar önemli bir konuda yüzde yüz emin olmadan Başbakan'ın o açıklamayı yapmasına neden olan, ya da ihtiyat payıyla uyarmayan biri, ya da birileri mi var çevresinde?

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun 17 Şubat’ta Ankara’daki terör eylemi üzerine 18 Şubat’ta verdiği bilgileri hatırlıyorsunuzdur.

İntihar eylemcisi 1992 Suriye doğumlu Salih Neccar idi.

Konuştuğumuz güvenlik kaynakları da Neccar’ın 2014 Temmuz ayında, PYD ve IŞİD arasındaki Kobani mücadelesi günlerinde mülteci olarak Suriye’den giriş yaptığını doğruluyor, hatta bu ailenin Suriye askeri istihbaratıyla ilişkili olduğunu söylüyordu.

Ama orada önemli bir ayrıntı da vardı. Radikal okurları bir kaynağımızın “Eğer bu kimlik bilgisi doğruysa” kaydıyla bu bilgileri verdiğini, 19 Şubat günü yayınladığımızı hatırlayacaklardır. (http://www.radikal.com.tr/yazarlar/murat-yetkin/cevabini-arayan-ankara-sorulari-1513618/)

Bu önemli ayrıntıyı CNN Türk’te Nevşin Mengü’nün yayınında da tekrarlamak ihtiyacı duymuştum.

Çünkü eğer bir güvenlik yetkilisi, daha biraz önce Başbakan tarafından açıklanan bir isme “Eğer doğruysa” kaydı koyuyorsa, onu önemsemek ve paylaşmak da gerekiyordu.

***

Başbakan'ın verdiği bilgi, 19 Şubat günü Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından da tekrarlandı ama bir farkla.

Erdoğan “İsmini zikretmeme gerek yok, zaten biliyorsunuz” dedi; Davutoğlu’nu bir yandan doğruluyor, bir yandan da Salih Neccar ismini telaffuz etmiyordu.

Ama Erdoğan da tıpkı Davutoğlu gibi terörist saldırıdan PYD-YGP’yi ve onun arkasında gördüğü Suriye’deki Beşar Esad rejimi ile onun destekçisi Rusya’yı sorumlu tutuyordu.

Erdoğan bütün çağrılarına karşın YPG’yi terörist örgüt ilan etmeyen, saldırının arkasında olduğu beyanlarına katılmayan ABD yönetimini eleştiriyor, o gün akşam üzeri ABD Başkanı Barack Obama ile yapacağı konuşmayı işaret ediyordu.

ABD ve Rusya dışişleri bakanları Suriye ateşkesi üzerine son rötuşları yaparken bir saat yirmi dakika sürdüğü açıklanan o konuşma Türkiye ile ABD arasında PYD üzerine görüş ayrılığını gideremedi.

***

Ama o görüşme devam ederken ilginç bir şey oldu.

Dün itibarıyla 29 kişinin öldürüldüğü Ankara saldırısı, PKK’nın en acımasız intihar eylemlerinde kullandığı paravan örgüt isimlerinden biri olan TAK tarafından üstlenildi.

Türkiye’de bu işlerle biraz olsun ilgisi olan herkes TAK’ın PKK, PKK’nın da PYD ile ilişkili olduğunu bilebilir. ABD ve belli başlı AB yönetimleri de bunu bilir.

Ama PYD’yi insanlık düşmanı IŞİD’e karşı savaşan bir örgüt olarak gören Amerikan ve Avrupa kamuoyu bilmiyordu. Ve eylemden iki gün sonra gelen üstlenişin zamanlaması gerçekten manidardı.

Dolayısıyla dün AK Parti grubunda eylemin TAK tarafından üstlenilmesinin YPG’yi temize çıkarma çabası olarak gören Başbakan Davutoğlu’nun haklı olduğu bir nokta bu.

Ancak son birkaç gündür terör eylemcisinin kimliği üzerine ortaya çıkan akıl karışıklığında Davutoğlu’nun eylemin ertesinde isim açıklamasının da payı olduğu söylenmeli.

***

Çünkü TAK açıklamasında terör saldırısının Abdülbaki Sönmez isimli militan tarafından yapıldığı açıklaması da vardı.

Emniyet hemen yeni bir araştırmaya başladı ve Abdülbaki Sömer adına ulaştı. Babası Adli Tıp morgunda oğlunun bedeninden kalanları teşhis etmişti. Dahası DNA’ları tutuyordu, oydu.

Peki, o zaman Başbakanın açıkladığı Salih Neccar kimdi?

***

Güvenlik kaynakları hemen yeni bir senaryo ile devreye girdi: Van, Gürpınar 1989 doğumlu Sömer, PKK’ya katılmış, yasadışı yollardan Türkiye dışına çıkmıştı.

Sonra 2014 Temmuz’unda kendisini Suriyeli mülteci Salih Neccar olarak tanıtarak Türkiye’ye giriş yapmış, parmak izleri de Neccar adıyla kayda girmişti.

Olay yerinde bulunan parmak parçalarından alınan örnekler o yüzden Neccar ismini ortaya çıkarmıştı.

Bu bilgi de ortak güvenlik toplantısında –ki Ankara lisanında bu “herkes oradaydı” demek- Emniyet tarafından Başbakan'a iletilmişti.

***

Şimdi bir soruyu sormak gerekiyor.

Bu soruyu, cevabının PYD ile PKK’nın aynı yapının parçaları olması, YGP ile TAK’ın aralarında militan ve silah alışverişi olabilecek yapılar olması durumunu değiştirmeyeceğini belirterek sormak gerekiyor.

Teröriste ait olduğu söylenen kimlik ile cansız bedeninin yüzde yüz eşleştiğinden emin olmadan acaba Başbakan’a o bilgiyi kesinleşmiş bilgi olarak veren oldu mu?

Dün konuştuğum resmi kaynaklar, Başbakan'ın açıklamasının bütünüyle yanlış olmasa da “erken” yapılmış olduğunu kabul ediyorlar.

Kasıtlı ya da değil, bütün ülkeyi yasa boğan bu kadar önemli bir konuda yüzde yüz emin olmadan Başbakan’ın o açıklamayı yapmasına neden olan, ya da ihtiyat payıyla uyarmayan biri, ya da birileri mi var çevresinde?

***

Daha önceki terör eylemlerinde “ihmal yok” demek alışkanlık olmuştu.

Bu defa o da denmedi, belli iki Ankara’da kapalı kapılar ardında bir hareketlilik var.

Şimdi ihmalin dışında bir de Başbakan’ın “erken” açıklama yaparak zor durumda kalmasına neden olan bir bilinmezlik çıktı ortaya.

***

Bilmek hakkımız.

Çünkü Türkiye bu acılarla uğraşırken ABD ve Rusya, Türkiye’nin pek de oyun kurucu gibi görünmediği, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun deyişiyle “bilgi verildiği” bir Suriye ateşkes anlaşmasına vardıklarını açıkladılar, malum.

Neler olduğunu bilmek hakkımız.

http://www.radikal.com.tr/151651015165102

YORUMLAR
(2 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

''birileri'' hep aldatılıyor son yıllarda ! - user1152740

Yazıda Erdoğan'a dair kısımlardan ( Erdoğan Davutoğlu'nun üzerine oynadı mı? ) iması yoksa eğer gerçekten gereksiz cümleler olacaklar. Bu bayağı ilginç. Bir de -kesin- olduğu söylenen şeyler vardı ki bunlar malum şahsın kimliğine dair değil YPG ile olan bağlantısına ve saldırının YPG tarafından organize edildiğinin ispatının kesin olduğuydu. Asıl mesele de bu değil miydi ? Ne acilen çağrılan o meşhur bürokrat takımı doğruladı o kanıtları ne de ABD-AB buna inandı. Rezalet tam da meşhur kanıtların bir türlü var olamamasında başlıyor ve emniyet, mit, başbakan, 'temkinli de olsa cumhurbaşkanı' sıralamasıyla devam ediyor ta ki TAK açıklama yapıp hem örgüt hem de Neccar isminin yanlış olduğunu söylüyor. Şimdi ki konu Davutoğlu ve öncüllerinin sürekli bir aldatılma, kandırılma hali değil, bu insanların asıl kandırıcılar olduğu ve potansiyel savaş malzemlerine nasıl da sarıldıklarıdır. Bütün dünyanın gördüğü bu gerçeği başka bir yerde aramanın bizi de aynı duruma düşüreceğini görmeliyiz.

Sonuçta katılıyorum fakat başlangıçta bir detay var-kaçırmışsınız sanki - gümüşisis

RTE'nin ilk açıklaması da söylendiğine göre... idi. Referans verdi-açık kapı bıraktı,o video kaydı duruyordur arşivlerde.