Başbakan'ın şikâyet hakkı

Yargının keyfilik suçlamasından kurtulması için AK Parti bir yasa değişikliği yapmalı.
Başbakan'ın şikâyet hakkı

Başbakan Tayyip Erdoğan dün emekli Orgeneral Ergin Saygun’un ailesini arayarak “Geçmiş olsun” dileğinde bulunmuş. Bunu Hürriyet’ten Metehan Demir’in haberiyle öğrendik. Geçmiş olsun dileği, Saygun henüz geçirdiği ağır ameliyat sonrası yoğun bakım altındayken yapılmıştır. Saygun’un o durumda yeniden cezaevine konulmaması kararı da mahkeme tarafından, 7 Şubat günü ameliyatın devam ettiği saatlerde alınmıştır.

Saygun, bu kritik ameliyata girmeden önce bir mektup yazmış ve başına gelenlerden İstanbul 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’ni suçlamıştır. Kalp kapakçığında hapishanede kaldığı süre içinde doğabilecek enfeksiyon tehlikesi mahkeme heyetince ciddiye alınmış olsa, ameliyata gerek kalmamış olacağını yazmıştır. Bu, pek çok kişiyi sorumluluk altında bırakan bir ifadedir. Bu noktadayız.

Başbakan’ın “Geçmiş olsun” telefonu sadece insani bir davranış değil, aynı zamanda yoldaşça bir ast-üst dayanışması olarak da değerlendirilebilir; ne de olsa bir zamanlar aynı örgütlenme içinde yer almışlardı. Bu, Türkiye Cumhuriyeti devlet örgütlenmesidir. Üstelik Erdoğan ve şimdi onu devirmek amacıyla terör örgütü üyesi olmakla yargılanan Saygun, yalnızca bu örgütte ast-üst ilişkisi içinde çalışmakla kalmamış, terör eylemleri konusunda uluslararası boyutları olan özel eylem amaçlı oluşturulan dar bir ekip içinde görev yapmışlardır.

Taşdeler ve Büyükanıt

Özel yetkili savcılık iddianamesi gibi mi oldu? Öyleyse gazeteci lisanıyla anlatayım. Saygun, Başbakan Erdoğan’ın 5 Kasım 2007’de Beyaz Saray’da dönemin Başkanı Georg Bush ile yaptığı ve sonunda PKK’ya karşı birlikte mücadele ve istihbarat işbirliği sözü aldığı görüşmedeki ekip içinde yer alan tek askerdi. O dönem Genelkurmay İkinci Başkanı olan Saygun’un o heyette yer almasına 3 Kasım günü dönemin ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın Ankara temasları sırasında karar verilmiştir.

O karar toplantısında bulunanlardan birisi de halen o da Erdoğan’ı devirmek amacıyla terör örgütü içinde yer almakla suçlanan, Korgeneral rütbesiyle dönemin Genelkurmay Harekât Başkanı ve Başbakan’ın askeri danışmanı Nusret Taşdeler’dir. Aynı dönemde Genelkurmay Başkanı, daha birkaç ay önce 27 Nisan’da Başbakan Erdoğan’a Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesine karşı (e-muhtıra diye bilinen) bildiri yayımlayan, ertesi gün hükümetten “Herkes işine baksın” cevabı alan ve 4 Mayıs’ta Dolmabahçe’de Başbakan’la görüşmesi ardından Ergenekon operasyonunun başladığı Orgeneral Yaşar Büyükanıt idi.

‘Terör örgütü liderliği’

O sırada Kara Kuvvetleri Komutanı olan Orgeneral İlker Başbuğ, başkanlığını Başbakan Erdoğan’ın yaptığı Yüksek Askeri Şûra toplantısı kararı ve Cumhurbaşkanı Gül’ün atamasıyla Ağustos 2008’de Genelkurmay Başkanlığı görevine getirilmiş ve 2010 yılında görevini zamanında tamamlamıştır.

Türk Silahlı Kuvvetleri örgütlenmesinin Gül ve Erdoğan’ın altında iki yıl liderliğini üstlenen Başbuğ, Ocak 2012’den bu yana Erdoğan’ı devirmek amacı taşıyan terör örgütü liderliği yapmak suçlamasıyla tutuklu olarak yargılanmaktadır.

Erdoğan, Başbuğ’un tutuklanmasından itibaren kamuya açık olarak en az beş defa Başbuğ’un tutuklu yargılanmasına gerek olmadığını, bu durumun kendisini üzdüğünü ifade etmiştir. Casusluk davası iddianamesinde, kızının özel hayatına dair bilgilere yer verilmesinden sonra istifa eden Donanma Komutanı Oramiral Nusret Güner’in ardından “Komutan kalmadı” tepkisiyle yargıdan şikâyetini ayrı boyuta taşımıştır. Başbakan yine defalarca, uzatılan tutukluluk sürelerinden, yeterli gerekçe bulunmayan suçlamalardan ve hasta zanlıların tutuklu bulundurulmasından şikâyet etmişti.

Erdoğan’ın bir şikâyeti de hâkim ve savcıların ‘Üçüncü Yargı Paketi’nin getirdiği bazı imkânları sanık lehine kullanmamasındandır. Oysa o savcı ve hâkimler 2010 referandumu ve Üçüncü Paket ile gelen başka imkânlardan yararlanmaktadır. Yaptıklarının kitapta yeri vardır; vicdanlarda yeri olup olmaması başka bir konudur.

Demokrasinin gereği

Dolayısıyla Başbakan’ı üzen bu durumun sürmemesi, Türk yargısının keyfilik suçlamasından kurtulması için yapılması gereken Erdoğan’ın liderliği ile AK Parti Meclis Grubu’nun yapacağı bir yasa değişikliğidir.

Çünkü insan hakları ihlali sınıfına giren bu durum Türkiye’nin yalnız içerideki dengelerini değil, dış ilişkilerini de etkiler hale gelmiştir. ABD ve AB’den gelen eleştiriler, hükümetin canını giderek daha çok sıkmaktadır. Belki askerin siyasetten elini çekmesi gibi doğru bir hedef için hükümetin bir dönem ihtiyaç duyduğu yargı mekanizmaları, şimdi kendisine içeride ve dışarıda ayak bağı olmaya başlamıştır. ABD Büyükelçisi Frank Ricciardone’nin dile getirdiği eleştiriler, aslında Erdoğan’ın dile getirdiklerine çok benzemektedir. Başbakan’ın şikâyet ettiği uygulamalardan muhalefet partilerinin de parti üyesi olmayan vatandaşların da şikâyet hakkı olması gerekir. Çoğulcu demokrasinin gereği budur.