Başbakanlık bu kez kimi uyarıyor?

Başbakanlık dün hükümet-yargı-asker üçgenindeki gerginlikte dönüm noktası sayılabilecek bir açıklama yaptı; bu bir 'ilk'ti

Başbakanlık Basın Merkezi dün akşamüzeri kısa bir açıklama yayımladı. Bu açıklama, hem Ergenekon davası tartışmaları, hem de bu dava çerçevesinde gündeme gelen telefon dinlemele tartışması gibi hükümet-yargı-asker üçgenindeki gerginlikte dönüm noktası sayılabilecek önemdeydi.
Açıklama şöyleydi:
* “Bugün bir gazetede, var olduğu iddia edilen bir plana ve bu planla ilgili haberlere ve yorumlara yer verildiği görülmüştür.
Söz konusu iddialarla ilgili soruşturma, ilgili yargı makamları tarafından sürdürülmektedir.
Soruşturmaya ilişkin bilgilerin basında yer alması, soruşturmanın gizliliği ve masumiyet karinesinin açıkça ihlalidir.
Soruşma sürecinin tamamlanmasını beklemek, bu süreçte kişi ve kurumları hedef alan davranış ve yorumlardan kaçınmak, herkese düşen bir görevdir.”
Dün bir plan açıklayan tek gazete Taraf gazetesiydi ve ‘Kod adı Kafes’ başlıklı habere konu olan ‘plan’ Deniz Kuvvetleri’nin gayrımüslimlere suikast düzenleyerek suçu hükümete atma yoluyla ‘AKP’yi bitirme’ komplosu üzerineydi. Üstelik, gazeteye göre, bu plan Mart 2009’da, yani Ankara sivil, asker ve yargı kanatlarıyla Kürt ayrılıkçılığı konusunu yeni bir yaklaşımla ele almak üzere nisan Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısına hazırlandığı sırada hazırlanmış.
Tam Genelkurmay’ın aynı gazetede 17 Kasım’da yayımlanan bir başka belgeye aynı akşam sahte demesi ardından, missilleme gibi yayımlanan bu haber, Albay Dursun Çiçek’e isnat edilen -ve Genelkurmay’ca yalanlanan ‘AKP ve Gülen’i bitirme planı’ yayımı arkasında istikrarlı bir duruşu sergiliyor. Belki de asıl yalan söyleyenin Genelkurmay olduğu, bu ‘belgelerle’ ortaya konulmak isteniyor böylece.
Bu aşamada Başbakanlığın açıklamasında planın içeriğine dair hiçbir şey söylenmediğine, yalnızca
var olup olmadığının ‘var olduğu iddia edilen’ ifadesiyle sorgulandığına dikkat çekmek gerekiyor.
Başbakanlığın, Ergenekon soruşturması kapsamındaki bu belgelerin yayımlanması üzerine böylece ilk kez sorgulayıcı ve araya resmen mesafe koyan bir açıklama yaptığına da dikkat çekilmeli.
Uyarının muhatabı savcılık mı?
Başbakanlık açıklamasında yer alan ‘masumiyet karinesi’ kavramı aylardır Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker ve Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç gibi saygın hukukçular, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den CHP lideri Deniz Baykal’a dek siyasetçiler tarafından Ergenekon davasına muhatap olmuş kişilerin de hukuku olduğunu vurgulamak için kullanılıyor. Bu kavramın tesadüfen kullanıldığını düşünmek yanlış olur.
Peki o zaman ‘Soruşturmaya ilişkin bilgilerin basında yer alması, soruşturmanın gizliliği ve masumiyet karinesinin ihlalidir’ cümlesinin, bu açık uyarının muhatabı kim?
Taraf gazetesi mi? Tabii ki değil. Çünkü Ergenekon soruşturmasına ilişkin bilgi ve belgeler, evet en sık ve en askeri doğrudan hedef alanlar orada yayımlanmakla birlikte, Radikal dahil pek çok gazetede zaman zaman yer aldı.
Denebilir ki, bu bilgileri sızdırmak kadar yayımlamak da suçtur; öyleyse gazeteler neden yayımlıyor?
Bu doğru bir soru değil. Haberci, halkın kamusal konulardan haberdar olma hakkının aracısıdır. Kamu hayatını ilgilendiren gelişmeler hakkında eline geçen bilgilerin nasıl yayımlanacağı konusundaki tartışma, onlarca yıldır sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada sonuçlanmış değildir.
Dolayısıyla Başbakanlığın muhatabı, Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılar, onların talimatıyla hareket eden polisler ve mahkeme üyeleridir.
Bakanlar Kurulu’nun 16 Kasım’daki toplantısı (ki Cumhurbaşkanı Gül’ün Adalet Bakanı Sadullah Ergin ve Yargıtay Başkanı Gerçeker ile görüşmesini takip etmiştir) ardından usulsüz dinleme cezalarının artırılması kararı ardından, Başbakanlık’ın bu işin artık zıvanadan çıktığı inancıyla bu açıklamayı yapma ihtiyacı hissettiği anlaşılıyor.
Başbakanlık, yeni gelecek yasal düzenlemeye işaret ederek, dava sürecini bir psikolojik savaşa çevirenler her kimse onlara ‘Oyunun kuralları değişiyor, benden söylemesi’ anlamına gelecek bir uyarıda bulunuyor aslında.
Tabii başka açıdan bakarsak, artık her kimlerse, o birilerinin ellerinde ne varsa yeni yasal düzenlemeye dek meydana dökmeye çalışacakları ihtimalini de görmemiz gerekir.
Hükümet acaba o yasal düzenlemeleri uygulamak için ne kadar bekleyecek?