Başbuğ kime ve neden şimdi konuştu?

Genelkurmay Başkanı ve Başbakan'ın doğrudan iletişimi var. Kamuoyu ile paylaşma ihtiyacı nereden kaynaklanıyor?

Önce Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un Harp Akademileri’ndeki konunun hemen başında ‘Güncel konuları haftaya konuşmay düşündüğünü’ söylemesi üzerinde durmak lazım.
Başbuğ’un güncel konular ifadesiyle neyi kast ettiği açık değil; ama belli bir kesimin Başbuğ’dan Ergenekon davası ile ilgili konuşma beklentisi içinde olduğu açık.
Başbuğ, güncel konularda söyleyeceği her şeyin daha önce söylemek istediklerini gölgeleyeceği düşüncesiyle etraflı değerlendirmenin dışında tutmuş. Başarılı bir iletişim taktiği. İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak’ı ve varsa diğer danışmanları kutlamak gerek. Nitekim taktik amacına ulaştı ve Başbuğ, güncel konulara girmeden önce söylemek istediklerini kamuoyuna duyurmuş oldu. Başbuğ Genelkurmay Başkanlığı’nı üstlendiğinden bu yana Başbakan Tayyip Erdoğan ile arasında doğrudan iletişim kurma sıkıntısı görülmüyor. O zaman hitabın hükümeti de ilgilendirecek şekilde geniş kamuoyuna bir duyuruda bulunmak olduğu varsayılabilir.
Başbuğ duyurmuş oldu ki, ordu son zamanlarda sivil-asker ilişkilerinde, Kürtçülük meselesinde, laiklikle ilişkili konularda yaşanan sorunların kendi payına düşen kısmı üzerinde dersler çıkarma çabasına ciddiyetle girmiştir.
Genelkurmay Başkanı bir anlamda 28 Şubat 1998’deki Milli Güvenlik Kurulu toplantısından
27 Nisan 2007’deki e-muhtıra’ya dek siyaset-asker ilişkilerinde yaşanan kırılmalara asker adına özeleştirel bir bakış da sunmaktadır.
Bir önceki Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün ‘28 Şubat’ta kimlerin yollarının asfaltlandığını gördük’ şeklinde dile getirdiği yaklaşımının bir adım öteye taşınıp, kavramlaştırıldığı bir metin çalışması var önümüzde.
Başka unsurlar da var. Örneğin, Başbuğ’un PKK ile mücadeleden söz ederken ‘Terörist de bir insan’, ‘Teröristlerin ailelerini de düşünmeliyiz’ türü dün DTP sözcülerince değersiz gösterilmeye çalışılan yaklaşımı, ya da laikliğin öneminden söz ederken ‘irtica’ sözünü kullanmaması ciddi zemin yumuşatma çalışmalarıdır.
Adeta bundan sonra atılması düşünülen önemli adımlar için kamuoyu alıştırması yapılmaktadır.
Örneğin Başbuğ’un sivil asker ilişkileri, terörle mücadele ve laiklik başlıkları altında söyledikleri aslında muhtemel bir anayasa değişikliği karşısında askerin tutumunun kamuoyuyla paylaşma girişimi olarak da yorumlanabilir. 14 Nisan konuşmasından sonra açıktır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri DTP’nin talep ettiği ‘Anayasal tanınmaya’ karşıdır. Bu aslında iktidardaki AK Parti ile muhalefetteki CHP ve MHP’yi birleştiren az sayıda konu arasındadır. Muhtemel bir Anayasa değişikliği konusunda TSK’nın ilk (4 değil) 5 madde, (Genelkurmay Başkanı’nın yetki ve sorumluluğunu belirleyen) 117’inci madde ve (laiklikle ilgili olarak) 24 ve 174’üncü maddelerin değişiklik kapsamı dışında tutulmasını arzu ettiği anlaşılabiliyor.
Genelkurmay’ın Başbuğ’un değerlendirmesiyle muhtemel bir Anayasa değişikliği (ve belki
bir kısmi af yasası) üzerine tutumunu kamoyu ve hükümetle paylaşmak istediği sonucuna buradan varmak mümkün.
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in dün CNN Türk’e yaptığı ‘Önemli bir konuşma. Ayrıntıları karşılıklı tartışılması gerekir’ açıklamasını hiç yabana atmamak lazım.
ABD ile ilişkiler, Genelkurmay Başkanı’nın hükümetin elini rahatlattığı bir başka alan olarak görülebilir. Bundan çok değil üç yıl önce Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin’in konuşmasının tercümesini internet sitesine koyan Genelkurmay, bugün ABD yönetiminin değişen bakış açısıyla birlikte NATO’daki en büyük müttefiği ile yeniden göz göze gelmiş görünüyor.
Bütün bu yumuşamaya rağmen hiçbir yumuşama görülmeyen ‘din eksenli cemaatler’ işi Erdoğan ile Başbuğ arasında konu olur mu? Askerin, Ergenekon soruşturmasının ardında, özellikle TSK’ya ‘saldırı’ algılaması arkasında bu tip örgütlenmelerin olduğu kuşkusu belli oluyor. Haftaya yapılması düşünülen açıklamalarla bu konunun bir ilgisi olabilir mi? Şu anda kestirmek güç. Ama Başbuğ’un bu kadar dikkatle hazırlanmış konuşmasının zamanlamasının tesadüfi olduğunu düşünmek saflık olur.