Başbuğ: Merak etmeyin

PKK'ya 'Silah bırak' çağrısı yapan Başbuğ, açılımdan tedirgin olanlara da 'Merak etmeyin TSK var' dedi

MARDİN - Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un dünkü konuşması, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) adına Suriye sınırında yapılan ikinci önemli konuşmaydı.
İlki, 1998 yazında, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Atilla Ateş, Hatay’da Suriye’yi PKK lideri Abdullah Öcalan’ı saklamaya son vermesi konusunda açıkça uyarmasıydı.
Bu konuşmadan birkaç hafta sonra dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, 1 Ekim’deki Meclis açılışında Suriye’yi resmen tehdit etmiş, Suriye Öcalan’ı sınır dışı etmişti. Çünkü aksi
takdirde Türk ordusu Suriye’yi vuracaktı; her türlü hazırlık yapılmıştı.
PKK aradan çıktıktan sonra Türkiye ve Suriye arasındaki ilişkilerin vizeyi kaldıracak düzeye gelmesi inanlır gibi değil; ama gerçek.
Dün Orgeneral Başbuğ’a eşlik eden Mardin Valisi Hasan Duruer: “Bu kararla ticaret patlayacak” diyor ve devam ediyor: “Refah artacak. İnanıyorum ki, ileride sınırlar da kalkacak. Zaten sûni olarak çizilmiş sınırlar”.
Vali Durmaz da Orgeneral Başbuğ’un Mardin’de Sınırtepe hudut karakoluna Bayram ziyareti yapacağını, tıpkı buraya gelen biz gazeteciler gibi sabah öğrenmişti.
Bizi Mardin’deki havaalanından Sınırtepe karakoluna götüren askeri helikopter Suriye sınırı boyunca, mayınlı araziler üzerinden alçaktan uçarken konu az çok belli olmuştu.
Genelkurmay Başkanı ‘açılım’ süreci üzerine konuşacaktı ama, neden mesela Irak değil, Suriye sınırını tercih etmişti?
Yoksa Başbakan Tayyip Erdoğan’ın üç gün öncesinden açıkladığı Suriye ile vizenin
kaldırılması -ki bu açıklama Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın ‘silah bırakan Suriye kökenli
PKK’lıları affedeceğini’ söylemesi ardından yapılmıştı- askeri rahatsız mı etmişti?
Başbuğ konuşmasında “Gelişmelerden rahatsız olanlar var” diye girdi konuya. Ve teskin
edercesine devam etti: “Tedirgin olanlar merak etmesin, TSK görevinin başında.”
Bu sözleri belki sürece kefil olmak olarak yorumlamak fazla olur. Ama ‘tedirginliklere’
karşın TSK’nın kendisini bir tür sigorta olarak ilan ettiğini gösterir.
Başbuğ’un konuşmasının merkezini oluşturan PKK’ya ‘silah bırak’ çağrısı da, bu süreçte Erdoğan’ın elini güçlendiren bir mesaj ve önemli bir ayrıntısı var.
Başbuğ’un geçenlerde verdiği ‘Son terörist kalana kadar’ mesajı ile çelişmiyor bu.
Çünkü kurulan denkleme göre ‘silahını bırakan, terörist olmaktan çıkıyor’.
Süre konulan sözde ateşkes Ankara için anlam ifade etmiyor, ama silah bırakmak çok şey demek olacak. Başbuğ’un sınır karakollarının yapısını anlatarak Mehmetçiğe sağladığı bu imkânlar nedeniyle devlete millete teşekkür etmesi, Dağlıca ve Aktütün saldırıları henüz hafızalarda tazeliğini korurken özellikle anlamlıydı.
Başbuğ’un konuşmasında, PKK’ya ‘tek çıkar yol silah bırakmak’ demesi ardından ‘örgüte çocuklarını kaptıran anne ve babaların acısını anladığını’ söylemesi, ardından 2003-2008 arasında teslim olan 870 PKK’lıdan dörtte üçünün ilk işlemden sonra serbest kaldığını söylemesi bu bakış değişiminin işaretleri.
Dağdakileri indirip topluma kazanmak bu sürecin en kilit unsurlarından biri.
Başbuğ’un değindiği dört önemli konu daha vardı:

1-
Kürtçe sorunu yerine Türkçe sorununu vurgulamasıydı. Türkçe ülkenin resmi ve ortak lisanı olmanın yanı sıra ekonominin de diliydi ve bölgede daha iyi öğretilmeliydi.

2- Türk ordusu, milli orduydu. İşte Sınırtepe hudut karakolundaki otuz Mehmetçik Türkiye’nin dört bir yanından geliyordu. Ayrıca Türkiye’de ‘her makam, herkese açık’ idi. 

3- Bölgede ‘insanların kendisini ezik hissetmesine neden olan toprak ağalarının yerini bugün ‘siyaset ağaları’ ve ‘terör ağaları’ almıştı.

4- Başbuğ, tam Suriye sınırında, Mardin ovasının bereketini vurgulayarak, ‘Bu topraklar sadece Türkiye’ye değil, bütün bölgeye yeter’ dedi.
Asıl bayramlık mesaj belki de buydu.