Orgeneral Başbuğ hem orduya yeni bir ayar verdi, hem de bir konu (laiklik ve cemaat) dışında kritik konularda revizyona gitti." /> Orgeneral Başbuğ hem orduya yeni bir ayar verdi, hem de bir konu (laiklik ve cemaat) dışında kritik konularda revizyona gitti." /> Başbuğ'dan yeni yol haritası - MURAT YETKİN - Radikal

Başbuğ'dan yeni yol haritası

Genelkurmay Başkanı hem orduya yeni bir ayar verdi, hem bir konu dışında kritik konularda revizyona gitti

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ‘yıllık değerlendirme konuşmasını’ Türkiye’de
asker-sivil ilişkilerinin yoğun olarak tartışıldığı bir dönemde yaptı.
Bu durumun bilincinde olarak hem asker-sivil ilişkileri, hem de askerle siyaset arasında
son yıllarda tartışma hatları olan bir dizi konuda önemli açıklamada bulundu.
Bu açıklamalar ile
1- Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yirmibirinci yüzyıl koşullarında izleyeceği yeni yol haritasının çerçevesini çizmeye başladı, bir anlamda orduya yeni bir ayar verdi,
2- Topulumla ve siyasetle yeni bir denge kurmak, belki askerin toplumdaki saygın yerinin son dönem tartışmalarla rayından çıkmasına engel olmak, çıkmış bölümlerini yeniden raya yerleştirmek için bir adım attı.
Başbuğ’un asker ve sivil-asker ilişkileri çerçevesinde çizmeye başladığı yeni yol haritasındaki ana unsurları şöyle özetlemek mümkün:
1- TSK’nın icraatı konusunda karar siyasi makamlara aittir. Siyasi makamlar, askeri yalnızca güvenlik konularında danışman değil, sürecinde
(son PKK-ABD-Irak sürecinde olduğu gibi) partner olarak görmeleri ülke çıkarlarına daha uygundur, ama karar da sorumluluk da siyasilere aittir.
2- Ordunun sözcüsü Genelkurmay Başkanı’dır.
Milli Güvenlik Kurulu’nun asker üyeleri o Anayasal platformda görüş açıklayabilirler. Ancak
sivil-asker ilişkilerinin yürütülmesinde yetkili ve sorumlu makam Genelkurmay Başkanı’dır.
3- TSK bir milli ordudur ve halkın içinden çıkan bir ordudur. Halk orduya güvenmektedir; en üst sırada güvenmektedir. Moral değerlere büyük önem veren ordunun halkın değerlerine saygısız olması düşünüle-mez. Etnik köken farkı gözetemez. Dine saygılıdır, din karşıtı değildir, peygamber ordusudur. Karşı olduğu, dinin siyasi ve şahsi çıkarlarla istismar edilmesidir.
Bunlar Başbuğ’un TSK için çizmeye başladığı yeni ‘yol haritası’nın ana unsurları sayılabilir. Görülüyor ki Başbuğ siyasetle ilişkilerinde daha meşruiyetçi, iç ilişkilerindeyse karar alma sürecinde daha demokratik, uygulama sürecinde daha disiplinli, emir-komuta zincirine daha bağlı bir ordu görmek istemektedir.
Bunda Ergenekon soruşturması sürecinin Ordu içindeki yansımalarının izini bulmamak imkânsız görünmektedir.

Dört açılım, bir ısrar

Başbuğ, dört önemli konuda TSK’nın 1980 askeri darbesinden bu yana giderek katılaşan
ve artık TSK’yı temsil etmez hale gelen görüşlerini revizyona tabi tutmaktadır.
Bunlardan ilk başlık olar sivil-asker ilişkilerini zaten biraz önce inceledik; TSK’nın demokratik bir ülkenin ordusu olduğu vurgusu öne çıkmaktadır.
İkincisi, terörle mücadele başlığı altında, ama kapsam olarak onun çok ötesinde önem taşıyan bir açılımdır. Genelkurmay Başkanı’nın “Terörist de
bir insandır”, “Onların ailelerini de düşünmek zorundayız”, “Kürt kökenli vatandaşlarımız”, “İkincil kimlik” demesi, PKK ve Kürtçü terör eylemlerinin bir nedeni olarak da yerel yetkililerin gücü istismar etmesini göstermesi az değişim değildir. Atatürk’ün ‘Türkiye halkı’ kavramının ‘Türk halkı’ olarak söylenmesinin etnik çağrışım yapacağını söyleyen, bundan yirmi beş yıl kadar öncesine dek “Kürt yoktur, kart kurt diye yürüyen dağ Türkleri vardır” diyen bir ordunun, bugün o ordunun başına geçmiş bir üyesidir. Değişim bu değilse, başka nedir?
Üçüncü açılım, laiklik ve demokrasinin birbirine karşıt değil tamamlayıcı olduğu vurgusudur.
Bu yeni değildir. Ancak Başbakan Tayyip Erdoğan’ın AK Partisi’nin iktidarı almasından bu yana, şu anda kısmen Ergenekon soruşturmasına konu olan bazı eğilimler karşısında TSK’nın tutumunun vurgulanması açısından önemlidir.
Dördüncüsü, laikliğin din karşıtlığı olmadığı, toplumda dinin rolünü tartışmanın dahi abes olduğu, laiklik ve demokrasinin birbirini güçlendireceği temelinde yükselen, aslında Batı tipi demokrasi anlayışının vurgulanmasıdır.
Israr, dinin siyasi ve şahsi amaçlarla istismarı ve dini cemaatlerin bu amaçla TSK’yı hedef almaları üzerine kurulmuş görünüyor. Burada isim verilmeden Fethullah Gülen hareketi de kastediliyor mu? Muhtemelen bu varsayım doğru.
Bu yaklaşım kendisini Genelkurmay’ın şimdiye dek düzenlediği bu en geniş yelpazedeki toplantının davetli listesinde dahi kendisini gösterdi.Davetli listesi, Gülen’e yakınlığı atfedilen medya kuruluşlarını kapsamıyordu.
Toplumsal barışa katkı sayılabilecek bu dört önemli açlıma rağmen bu konudaki ısrar, Başbuğ’un haftaya yapmayı (şa anda yalnızca) ‘düşündüğü’ güncel açıklamalar öncesi Başbakan Erdoğan’a gönderilmiş bir arzuhal niteliğini de taşıyor mu acaba? Göreceğiz.