Başbuğ'un mesajı, Erdoğan'ın yöntemi, Gül'ün konumu

Baykal ve Bahçeli, Başbuğ'u da konuşmaya zorladı. 'Açılım'ın devamı Erdoğan'ın yöntem değiştirmesine bağlı

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un ‘Vermek istesem veririm’ dediği mesaj, CHP ve MHP’nin zorlamalarıyla dün ‘Zafer Haftası’ açıklaması içinde geldi.
İktidardaki AK Parti, hemen mesajı sahiplenerek ‘aynen katıldığını’ ilan etti. Başından bu yana bu süreci Kürt meselesine çözümden çok PKK’yı aklama süreci olarak görme eğilimindeki DTP, AK Parti’nin bu açıklamasını ‘vahim’ buldu. CHP’den gelen itirazlar artık ‘İyi oldu, ama neden bu söz MGK açıklamasında yoktu’ hattına çekildi ve ‘Birlik ve dil dışında konuşmaya hazırız’ işareti geldi. MHP’den ise hem açıklamayı ‘genel olarak olumlu’ bulan, hem de dolayısıyla sürecin ‘bittiğini’ ilan eden beyanlar birlikte yapıldı.
Yani Genelkurmay’ın açıklamasını her parti kendi  çizgisinin doğruluğuna kanır sayacak şekilde yorumladı, aynı zamanda her parti bu açıklamadan kendi çizgisine göre bir ayar aldı.
Açıklama iki şekilde tahlil edilebilir. Birincisi, zaten Başbuğ’un da ‘Bilinen görüşlerimiz’ diyerek tekrarlamış olduğu, ulus-devlet, üniter-yapı, kişi hakları-frup hakları ayırımı gibi vurgular. Bunlara tek tek girmek gerekmiyor, zaten anlamı açık, haber sayfalarından okunabilir.
İkincisi, metnin bütünlüğü içinde okunabilecek adrese teslim mesajlar. Bunlar üzerinde
durmak gerekiyor.

1-
Orgeneral Başbuğ’un, dikkatimizi özellikle o noktaya çekmek için kalın harflerle yazdırdığı Anayasa’nın 3’üncü meddesinde yer alan ‘devleti, ülkesiyle ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir’ ifadesi. Bu mesajın muhatabı hem kamuoyu, hem de bu konuda itirazda bulunan muhalefet partileri. Hatırlanacağı gibi MHP lideri Devlet Bahçeli zaten bütün süreci reddediyor, CHP lideri Deniz Baykal da bu sürecin ülke bütünlüğü ve dil birliğini bozmayı mı amaçladığı yolunda sert eleştiri ve uyarıda bulunuyordu. Başbuğ, bir anlamda Baykal, Bahçeli ve bu endişeyi duyanlara MGK girişimi olan sürecin Anayasa’nın bu konularla ilgili maddelerini zaten kapsamadığını, ordunun böyle bir faaliyet içinde zaten olmadığını, olmayacağını söylemiş oluyor. Yani federasyon ve Kürtçe’nin de resmi dil olarak Anayasa’ya girmesi diye bir konu MHK’da tartışılmamış bile.
Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin, geçenlerde muhtemel Anayasa değişikliği üzerine sohbet ederken, Anayasa’nın Cumhuriyet’in kuruluş ilkeleri sayılan giriş maddelerinin değiştirilmesi gibi bir fikrin zaten olmadığını söylemişti. Şimdi Genelkurmay Başkanı’nın açıklamasıyla da bu durum teyit oluyor.

2- Başbuğ, bu önemli açıklamanın ardından diyor ki, “TSK kendisine düşen tarihi görev ve sorumlulukların bilinci içindedir”. Bu mesajın adresinin öncelikle Baykal ve Bahçeli
olduğuna kuşku yok. Başbuğ, adeta ‘Merak etmeyin, ben neyin içinde olduğumun ve ne yaptığımın farkındayım’ diyor, bunu da birinci maddedeki çerçeveyi çizip, “ülke ve millet bütünlüğünün korunmasının bedelini” hatırlattıktan sonra yapıyor.

3- Üçüncü önemli mesaj, Başbuğ’un metinde kalın harflerle yazdırdığı ikinci ifade olan ‘Güçlü Ordu, Güçlü Türkiye’ ifadesi. Bu mesaj hem iktidara, hem muhalefete yönelik. Başbuğ
adeta, ‘Tartışmalarınızı benim üzerimden yaparsanız, yalnız ordu değil, ülke de yıpranır’ demek istiyor. (Bu aynı zamanda Genelkurmay’ın bu yılki 30 Ağustos törenleri için seçtiği slogan.)
Açılım gündeminden unuttuk ama, Kürt açılımı ilk tartışmaya başlandığında gündeme düşen Dursun Çiçek belgesi ve askeri yargı usulleri yasası ile hükümet ile asker arasında açılan dosya henüz kapanmış değil.

4- ‘Usul ve yöntem esası belirler, özenli olunması gerekir’ cümlesi doğrudan hükümetin bu ‘açılım arayışındaki’ yöntemini kasteden bir ifade gibi duruyor. Hükümetin, muhalefeti iten tartışma anlayışıyla bütün sürecin sarsıntı geçirdiği ortada.
AK Parti’nin bu konuda yetkilendirilen yöneticilerinin, bakanların dahi bu konuda yeterince ‘bilgilendirilmemekten’ yakındığı bir ortamdan söz ediyoruz. Adil Gür’ün son araştırması, hükümetin muhalefetle mutabakat araması ile sürece desteğin artacağını açıkça gösteriyor.
Hükümetin bu noktada arayacağı muhatap öncelikle CHP’dir, siyasetin doğal akışı budur. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kamuoyunda ‘Bu defa da galiba olmayacak’ kanısı yerleşmeden yöntemini sonuç almaya yönelik gözden geçirmesinde fayda var.
Belki de İçişleri Bakanı Beşir Atalay tarafından ‘devlet projesi’ olarak adlandırılan bu konunun, devletin başı olan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından daha partiler üstü bir anlayışla yürütülmesi, Erdoğan’ın elini de rahatlatabilir.