Başbuğ'un sözleriyle TSK'nın dış politika ufku

Başbuğ 'ABD taleplerini' yalanladı, Ermenis-tan'da Erdoğan'a 'aynen katıldı' İsrail'e de 'One minute' dedi

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un 29 Nisan basın toplantısının Türkiye’de asker-siyaset ilişkileri açısından neden yeni bir aşama anlamına geldiği konusuna Türk Silahlı Kuvvetleri’nin dış politika ufkuna değinmeden başlamak doğru olmaz. Çünkü bu iki alan doğrudan bağlantılı.
Orgeneral Başbuğ’un son basın toplantısı, askerin dış politika ufku konusunda geniş ve güncellenmiş bilgi sahibi olmamızı sağladı.
Şöyle özetlemek mümkün:
Avrupa Birliği- Orgeneral Başbuğ’un sözlerinden anlıyoruz ki, TSK kendi bünyesinde 2000 yılında süren yoğun tartışmalar ardından önce MGK, sonra Bakanlar Kurulu’nda görüşülerek Meclis kararıyla belirlenen stratejik AB üyeliği hedefine bağlı. 2002-2006 dönemindeki tartışmalarda öne sürülen bazı öznel itirazların yerini nesnel, somut ölçüler almış. Başbuğ bunları; 1- Tam ve eşit üyelik, 2- Ulus devlet ve üniter yapıyı zayıflatacak (federasyon ya da kişi etnik ya da dinsel grup hakları gibi) isteklerde bulunulmaması olarak saydı. AB’yi Atatürk’ün çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkmak hedefinin aracı olarak vurgulamak, TSK açısından kavramsal zemini oluşturuyor, kurum içi mesaj niteliği de taşıyor.
ABD- ABD Başkanı Barack Obama’nın Ankara’da olduğu 5 Nisan akşamı Orgeneral Başbuğ, Obama’nın Ulusal Güvenlik Danışmanı James Jones ile görüşmüştü. 25 Nisan akşamı da ABD Genelkurmay Başkanı Oramiral Michael Mullen ile dört saatlik bir görüşme yaptığını
açıkladı. Mullen’in Afganistan için fazladan birlik, Irak’tan çekilme için geçiş hakkı istediği yolundaki haberleri sert bir dille yalanladı. Türkiye’nin ‘illa bir şey istemek için gelinecek bir ülke’ değil, görüşleri merak edilen, katkısı beklenen büyük bir ülke olduğunu vurguladı. Bu duruşu, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın son zamanlardaki duruşuyla benzer özellikler taşıyordu.
Afganistan- Türkiye Afganistan’daki 795 kişilik birlik sayısını artırabilirdi, ancak buna NATO’daki kuvvet planlama toplantısıyla karar verilecekti. Türkiye’nin Kabil’de zaten muharip birliği vardı, ama şimdi olduğu gibi ileride de bu birlikler aktif operasyonlarda değil, asayiş ve yapılandırma alanlarında kullanılacaktı. Türkiye, ağustos ayındaki seçimler ardından kasımda Kabil bölge komutanlığını yeniden üstlenecekti. Başbuğ’un Afganistan’a ek birlik konusundaki tutumunun da hükümetin yaklaşımı dışında olmadığı gözlendi Irak/PKK- Irak’ın toprak bütünlüğünü birinci sıraya koyan Türk devlet politikasında zaten bir sorun görünmüyordu. Orgeneral Başbuğ’un PKK’nın Irak’ın kuzeyinden tasfiyesi açısından 2009’un 1984’den bu yana yakalanmayan bir fırsat verdiği tespiti önemliydi. Burada, Başbuğ’un PKK’nın tasfiyesi için asıl sorumluluğu, Mesud Barzani başkanlığındaki Kürt bölgesel yönetimine yüklemesi önemli. Bu aslında ABD’li askeri yetkililere gösterdiği baskı kurma adresini de açığa çıkarıyor. Başbuğ’un, ‘Bu yıl içinde sonuç bekliyoruz’ vurgusuyla PKK’lıları dağdan indirme bakımından yasaların esnek uygulanması çağrısıyla bir arada değerlendirmek gerekiyor.
İsrail/Suriye- Genelkurmay Başkanı’nın Suriye ile sınır tatbikatına İsrail’in tepkisi sorulduğunda verdiği yanıt, belki de Türkiye-ABD-İsrail üçgenindeki ilişkilere yeni bir ayar verecek şiddetteydi: “İsrail’in tepkisi bizi ilgilendirmez”. Başbuğ’un duruşu, Türkiye’nin Gazze operasyonu nedeniyle gösterdiği tepki üzerine İsrail’den gelen olumsuz sinyallere yanıt niteliğinde. İnsanın aklına, ilk defa olması ve takım seviyesinde yapılması nedeniyle tamamen sembolik bu sınır tatbikatının, salt İsrail’e ayar vermek amacıyla mı yapıldığını dahi getiriyor. İsrail’in Türkiye’ye en tepkili kesiminin askeriyesi olduğu bilindiğine göre, Başbuğ’un çıkışının önemi artıyor. Bir yerde Başbuğ da
İsrail askeriyesine ‘One minute’ demiş oldu.
Ermenistan/Azerbaycan- Başbuğ’un dış politika bahsinde en akılda kalan ifadelerinden birisi de, Başbakan Erdoğan’ın Ermenistan ile ilişkiler konusundaki sözlerine ‘Aynen katıldığını’ söylemesi oldu. Başbuğ’un bu yaklaşımı, asker ve hükümetin bu konuda aynı çizgide durduğunu gösterdi. Başbuğ’a göre 1921 sınırlarının tanınması ve soykırım iddiaları gibi sorunlar Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin konusuydu. Azerbaycan’daki Ermeni işgali ise, Türkiye açısından önem taşımakla birlikte Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerinin konusuydu. Çoğu siyasinin yapmadığı bu tahlili, askerin yapıyor olması da dikkat çekiciydi.