Basın özgürlüğü seçime doğru daha da önemli

Seçimler, özgürlükçü demokrasilerin olmazsa olmaz unsuru, ama tek unsuru değil. Yargı bağımsızlığı, ifade ve basın özgürlüğü olmaksızın demokrasiler işleyemiyor, daha doğrusu onlara modern anlamda demokrasi denmiyor.

Türkiye’de medyanın durumuyla ilgili dün ilk çarpıcı haber, aslında Sözcü gazetesinin birinci sayfası oldu.

“Sözcü susarsa, Türkiye susar” başlığıyla çıkan gazetede birinci sayfada köşe yazarlarına ayrılmış anons kutuları vardı. Ama kutuların içi boştu, hiçbir şey yazılmamış, beyaz bırakılmıştı.

Yalnızca kısa bir yayıncı notu vardı manşetin altında.

***

Bu notta Sözcü, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kendisi ve çocuklarının adının geçtiği haber ve yazılara peşi sıra hakaret davası açtırıyor olmasından şikâyet ediyordu.

Son bir yılda gazetedeki haberlere 57, yazarları hakkında da 60’a yakın dava açıldığı, böylelikle “korkutma, yıldırma, sindirme ve basın ve ifade özgürlüğünün sıfırlanmasının amaçlandığı öne sürülüyordu.

Gazete ve yazarları bu duruma dikkat çekmek amacıyla sütunlarını boş bırakmışlar, bir şey yazmayarak protesto yoluna gitmişlerdi.

***

Gazete sütunlarının boş kalması, İkinci Abdülhamid ve onu izleyen baskı dönemlerinde kaldığı düşünülen bir uygulamayı hatırlatıyor.

Gazeteci büyüğümüz Altan Öymen’in anılarında 27 Mayıs 1960 darbesi öncesi ortamda gazetelerin hakaret davaları ve tekziplerle nasıl iş yapamaz, kendi haber ve yorumlarını yayınlayamaz hale getirildiğini aktarır.

Oysa Türkiye 1 Kasım’da tarihinin ilk seçim tekrarına gidiyor, aradan yarım asırdan fazla geçmiş.

***

Dünün ikinci çarpıcı haberi Diyarbakır’dan geldi. Ondan iki gün önce gözaltına alınan ABD merkezli Vice haber kanalına çalışan iki İngiliz televizyoncu, Jake Hanrahan ve Philip Pendlebury ve onların Irak pasaportu taşıyan tercümanları Muhammed İsmail Resul “terör örgütüne yardımcı olmak” şüphesiyle tutuklanmıştı.

Yalnız ortada şöyle bir gariplik vardı. Haber ekibi, onların IŞİD üyesi olduğunu ihbar eden bir muhbir marifetiyle gözaltına alınmıştı.

Oysa PKK’ya tardım ettikleri suçlamasıyla tutuklanmışlardı.

***

Yalnızca yerli ve uluslararası gazetecilik kuruluşları değil, mesela ABD Dışişleri de tutuklamalara tepki gösterdiler; ABD “adil soruşturma” talep ediyordu.

Ama gün daha bitmemişti, hatta öğle vakti bile gelmemişti ki bir başka haber geldi.

Koza Grubu'na yapılan polis baskınının ilk bakışta medya ile bir ilgisi görünmüyordu; ama yalnızca ilk bakışta.

***

Başına Akın İpek’in bulunduğu Koza grubu, malum Fethullah Gülen’in Hizmet hareketiyle bağlantılı sayılıyor.

AK Parti hükümetleri döneminde gelişen Koza’nın işleri altın madenciliğinden bankacılığa, oradan medyaya dek uzanıyor; Bugün gazete ve TV’si ile Kanal Türk, Koza-İpek yatırımları.

Ama ne zaman ki Erdoğan, Gülen’in bürokrasi ve yargıdaki sempatizanları aracılığıyla devlet içinde “paralel” yapılar oluşturup altını oymaya, darbe yapmaya çalıştığı kanısına vardı, o zaman işler de tersine döndü.

***

Koza hakkındaki arama talimatında gazete ve televizyon binalarının da adı geçiyordu.

CHP milletvekilleri başta olmak üzere bir grup siyasi gün boyunca sadece oralara değil, Sözcü ve Cumhuriyet gibi gazetelere de destek ziyaretinde bulundu.

Kemal Kılıçdaroğlu ”Medyası susturulan bir ülkede demokrasiden söz edilemeyeceğini” söyledi.

***

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin tepkisi ise medyanın yanı sıra “sermaye gruplarının” da baskı altına alınmasına tepkiyi kapsıyordu.

Bu ilginç, çünkü dünkü Zaman gazetesinin sürmanşetinde, eski Merkez Bankası Başkanı ve Onbirinci Cumhurbaşkanının danışmanı şimdi MHP milletvekili Durmuş Yılmaz’ın, yatırımcıların mal varlıklarına el koyma girişiminin G-20’de Türkiye’yi zora sokacağı uyarısı vardı.

Malum, Cumhurbaşkanı Erdoğan 15-16 Kasım’da Antalya’daki G-20 Zirvesinde dünya liderlerini ağırlamaya hazırlanıyor; hepsinin Antalya’daki zirveye gelmesine azami önem veriliyor.

***

Ondan iki hafta önce, 1 Kasım’da da seçim var.

Başbakan Davutoğlu’nun geçici seçim hükümetinin dün yapılan ilk bakanlar kurulu toplantısındaki maddelerin başında seçim güvenliği geliyordu.

Bu seçimlerin güvenli, adil ve serbest yapılması had safhada önem taşıyor.

***

Seçimler, özgürlükçü demokrasilerin olmazsa olmaz unsuru, ama tek unsuru değil.

Yargı bağımsızlığı, ifade ve basın özgürlüğü olmaksızın demokrasiler işleyemiyor, daha doğrusu onlara modern anlamda demokrasi denmiyor; Asya coğrafyasında bu tür çok ülke var.

Oysa Türkiye en azından kağıt üzerinde hâlâ Batı dünyasının bir parçası sayılmak istiyor.

Bunun için basın özgürlüğüne, yargı bağımsızlığına en az sandık kadar önem vermek gerekiyor.

Çünkü basının özgür, yargının bağımsız olmasıdır asıl demokratik seçimin teminatı.