Basına bir dava daha

Sedat Ergin bu ülkede dengeli, temellendirilmiş yayın deyince herhalde ilk akla gelen isimlerden birisidir. Kendi yazmış olmadığı ama Hürriyet'in sitesinde -hata anlaşılana dek çok kısa bir süre kalan- bir yayın nedeniyle cumhurbaşkanına hakaretten 25 Mart 2016 tarihinde duruşmaya çağrılmış bulunuyor.

Gazetecilere açılan davalara bir yenisinin eklendiğini dün öğrendik.

İstanbul, Bakırköy 54’üncü Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi Adnan Budak, Hürriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin’in “Cumhurbaşkanına hakaret" suçlamasıyla yargılanması gerektiği yolundaki iddianameyi 15 Aralık’ta kabul etmiş.

Karar, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın avukatı Ahmet Özel’in talebiyle, Cumhuriyet Başsavcı Vekili İdris Kurt’un hazırladığı iddianame üzerine alınmış; Türk Ceza Kanunu’nun 299’uncu maddesine göre 'Cumhurbaşkanı'na hakaret' suçu 1 ila 4 yıl hapis cezası gerektiriyor.

***

Savcı Kurt’un iddianamesinde sadece Sedat Ergin’in değil, Zaman gazetesi Ekrem Dumanlı’nın da aynı suçtan yargılanması talep edilmiş.

Savcı her iki gazetenin internet sitesinin de, PKK’nın Dağlıca baskınında 16 askeri şehit ettiği 6 Eylül 2015 akşamı ATV kanalındaki sözlerinin çarpıtılarak, sanki 7 Haziran seçiminde AK Parti 400 milletvekili alsa ve başkanlık sistemine geçilse bu gelişmelerin yaşanmayacağı şeklinde yayın yaptığı iddiasına dayandırmış talebini.

Savcıya göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ağzından böyle bir söz çıkmaması nedeniyle yayın kötü niyet taşıyor ve Cumhurbaşkanı'na Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde belirtilen eleştiri sınırları ötesinde hakaret içeriyordu.

Kurt bu nedenle, internet sitelerinin de gazetenin bir parçası olduğundan hareketle yayın müdürlerinin cezalandırılmasını istemişti.

***

Sedat Ergin bu ülkede dengeli, temellendirilmiş yayın deyince herhalde ilk akla gelen isimlerden birisidir.

Kendi yazmış olmadığı ama Hürriyet’in sitesinde –hata anlaşılana dek çok kısa bir süre kalan- bir yayın nedeniyle cumhurbaşkanına hakaretten 25 Mart 2016 tarihinde duruşmaya çağrılmış bulunuyor.

Gelelim yayına.

***

Hürriyet defalarca o yayının bir hata, yanlışlık eseri sonunda yapıldığını, hata anlaşılır anlaşılmaz geri çekildiğini yazdı, kamuoyuyla paylaştı.

Yine Ergin’in sorumluluğunda gazetede yayımlanan duyurularda, Doğan Grubu Onursal Başkanı Aydın Doğan ve Hürriyet Yönetim Kurulu Başkanı Vuslat Doğan Sabancı’nın 6 ve 8 Eylül saldırılarına rağmen yaptıkları açıklamalarda bu yayının kasıt sonucu olmadığı, Hürriyet’in tarafsız ve bağımsız yayıncılık çizgisini devam ettirmek istediği, saldırıların Hürriyet’i bu yayın politikasından caydırmayacağı vurgulandı.

Bu açıklamalara rağmen dava açılmış bulunuyor.

***

Açılan davanın dikkat çekici bir yanı daha var.

Savcının iddianamesinde “şüphelilerin atılı suçu ayrı ayrı işledikleri (…) anlaşılmış” diye yazmış olmasına karşın, hâkim ayrı ayrı iki dava açmak yerine Ergin ve Dumanlı’yı aynı davada birleştirmiş.

Dumanlı, malum, Zaman yayın yönetmenliğinden bir süre önce artan baskılar imasıyla istifa etti.

***

Bunun nedeni Zaman gazetesinin Fethullah Gülen çizgisindeki yayın politikası gerekçesiyle en çok hedefte yar alan isimlerden birisi olmasıydı.

Son birkaç yıl öncesine dek –hatta Hürriyet’e ve Doğan Grubuna yönelik bazı hamlelerde de- AK Parti iktidarlarının en yakın müttefiki, hatta Türkiye’yi sarsan bazı davalarda mızrak ucu olan Gülen, şimdi bir numaralı halk düşmanı sayılıyor.

Özellikle 17-25 Aralık 2013 soruşturmalarından itibaren Gülen, kurduğu gizli terör örgütü yoluyla devlet içinde paralel bir yapılanmaya giderek Erdoğan ve AK Parti iktidarlarını devirmeye çalışmakla suçlanıyor.

***

Tıpkı bir zamanlar, evet Gülencilerin önayak olmasıyla hükümetin icraatına yönelik neredeyse her eleştirinin darbecilikle suçlanmış olması gibi, şimdi de Gülen bağlantısıyla suçlanması dönemini yaşıyoruz.

Muhalefet partilerinden, yarın Silivri hapishanesinde tutukluluktaki ilk aylarını dolduracak olan Cumhuriyet Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara Temsilcisi Erdem Gül’e dek sosyal demokrat, sol-muhalif kimlikleriyle tanınan gazeteciler dahi bu suçlamalardan nasibini alıyor.

İddianameyi ve dava açma kararını okuduğum zaman ilk aklıma gelen “Yoksa…” sorusunu zihnimden silmeye çalıştım.

Umarım yanılıyorumdur.

Bu davanın açılmış olması dahi Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü bakımından sorunlu sayılmalıdır, ama kimsenin yargılamadan muaf olmaması ilkesi, ulaşmak istediğimiz hukuk devleti normları arasındadır.

O halde temennim, bu davanın, siyasi atmosferin sert tartışmalarına konu olmak yerine ve gerçeğin, adaletin bulunması amacına hizmet etmesidir.