Basına yeni baskı ve baskınlar önlenmeli

Bu yüksek gerilim ortamında, modern demokrasilerin işler halde korunması için bağımsız yargı kadar önem taşıyan özgür basını tek tipleştirmek amaçlı baskı uygulamaları tehlikeli olur.

Polis dün Nokta dergisini bastı, mahkeme kararını uygulayıp son sayısına el koydu, yazı işleri müdürü Murat Çapan'ı gözaltına aldı.

Suçlama, kapakta bir fotomontaj yoluyla Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a hakaret etmek.
***
Yayının içeriğini, doğruluğunu yanlışlığını tartışmıyorum, beni endişelendiren 1 Kasım seçimlerine artık 45 gün kala basına yönelik yeni soruşturmalar, daha da ötesinde, Hürriyet'e olduğu türden yeni fiziksel saldırılar olma ihtimali.

Hatta bunun giderek tek tek gazetecilere, yazarlara yönelmesi, hatta medyanın ötesinde toplumun diğer katmanlara yayılması ihtimali.

Bunu da nereden mi çıkarıyorum? Anlatayım.

***

Dün basın kuruluşları Nokta dergisine yönelik soruşturma, baskın ve gözaltını kınarken, AK Parti'den çok dikkat çekici bir tepki geldi.

AK Parti milletvekili ve eski başbakan yardımcısı Emrullah İşler sosyal medya üzerinden bir mesaj yayınladı.

Dedi ki, "Paralel paçavra Erdoğan'a yönelik Nokta operasyona kalkışmış. Hem paralele hem de ağababalarına millet 1 Kasım'da asıl noktayı koyacak".

***

Bu söylem, 6 Eylül akşamı Hürriyet gazetesi önünde protesto olarak başlayıp şiddet uygulamaya, kırıp dökmeye dönüşen eylemin baş aktörü, AK Parti milletvekili ve Gençlik Kolları başkanı Abdurrahim Boynukalın'ın söylemiyle benzerlikler taşıyor.

Ne demişti Boynukalın o gece?

Şunu demişti: "1 Kasım'daki seçimden sonra ne çıkarsa çıksın, seni Başkan yaptıracağız."

Boynukalın, Erdoğan'ı başkan yaptırdıktan sonra da, PKK ve Fethullah Gülen ile aynı şekilde gördüğü "Aydın Doğan ve Doğan medyasının" da "defolup gideceği" söylüyordu.

***

Hürriyet'e iki gün sonra bir saldırı daha yapıldı ama o zamana dek hükümet cephesinden gelen tek "yanlış bulma" açıklamasını yapan, artık AK Parti yönetiminden alınan Genel Başkan Yardımcısı Beşir Atalay olmuştu.

Ancak ikinci saldırıdan (ve aynı gece Sabah'ın da pet şişeleri atılarak fiziksel saldırı boyutuna dönen protestodan) sonra Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, Hürriyet'in adını vererek, Başbakan Ahmet Davutoğlu vermeden kınadı.

Güya Boynukalın hakkında parti incelemesi yapılacaktı.

***

Boynukalın'ı 12 Eylül'deki AK Parti Kongresi'nde Divan Başkanı Bekir Bozdağ'ın üyeleri arasında gördük; adeta ödüllendirilmişti.
Acaba bazı AK Parti vekilleri basına gözdağı vermeyi,1 Kasım seçimleri için 18 Eylül'de kesinleşecek aday listelerinde yerlerini garantilemenin bir yolu olarak mı görmeye başladı?

Bu tehlikeli bir yarışı başlatır.

***

Çünkü şimdiden, bir AK Parti yetkilisinin etrafındaki partililere belki de bazı gazetecileri döverek korkutmanın, onları yola getireceğine dair konuştuğunu gösteren bir video kaydının bulunduğu iddiası siyasi kulise düşmüş bulunuyor.

Umarım doğru değildir, yanılmayı çok isterim.

Çünkü böyle bir söylem, "Seçim sonucu ne çıkarsa çıksın" yaklaşımıyla birleştiğinde ortaya nasıl sorular çıkar, biliyor musunuz? Söyleyeyim.

***

Birincisi, basını seçim öncesi baskılamaya yönelik hamlelerin iktidar kademeleri tarafından, en azında iktidar içinde yer alan bazı kesimlerce teşvik edildiği, sözde kınansa da özde hoş görüldüğü;

İkincisi, AK Parti'nin bu kadar yıldır siyasi mücadeleye şiddet karıştırmama iddiasının artık geçersiz kalmaya başladığı, şiddetle arasına mesafe koymakta özen göstermediği;

Üçüncüsü, dümeninde AK Parti'nin bulunduğu devletin basın özgürlüğünü değil, artık genel olarak vatandaşlarının can ve mal güvenliklerini sağlamak yükümlülüğünü yerine getirmemeye başladığı sorgulanır hale gelir.

***

Toplum 7 Haziran seçimlerinden bu yana çok farklı tepkiler geliştirmeye başladı.

Bunlardan bazısı, TOBB'un önayak olmasıyla işveren ve işçi örgütlerinin çoğunu kapsayan "Teröre son bulması" talebiyle düzenlenen yürüyüşte görüldüğü gibi olumlu yönde gelişiyor.

Kimi, en sonuncusunu Bolu'da gördüğümüz gibi insanların sırf Kürt olduğu için şiddete uğraması gibi tehlike işaretleri veriyor.

***

Bu yüksek gerilim ortamında, modern demokrasilerin işler halde korunması için bağımsız yargı kadar önem taşıyan özgür basını tek tipleştirmek amaçlı baskı uygulamaları tehlikeli olur.

Toplumun başka kesimlerine de sıçrama tehlikesi taşır, istenmeyen sonuçlara sonra hepimizin pişmanlık duyacağı, üzüleceği sonuçlara yol açabilir.

Bunu engellemek, olmaması için önemler almak, ülkeyi daha fazla hasar almadan 1 Kasım seçimlerine güven içinde taşımak hükümete düşer.

***

Basına yaklaşımı her zaman AK Parti içindeki şahinlerden farklı olan, bu konuların dünyada nasıl algılandığını çoğu kişiden çok daha iyi bilen Başbakan Davutoğlu'nun bu konuya özel önem vermesi beklenir.