Batıda AB kapıları, doğuda Sur ve Suriye

Öğretmenlerimizin dün, yani AB kapılarının yeniden aralandığı 14 Aralık günü bavullarını çeke çeke şehirlerden çıkışını izlediniz mi?

Dün, beş yıl aradan sonra Avrupa Birliği ile bir müzakere faslı daha açıldı.

Suriyeli göçmenler AB kapılarına yığılmasaydı, AB Türkiye’de bağımsız yargıdan basın özgürlüğüne dek vaziyeti bir yana bırakıp Türkiye’yi hatırlar mıydı?

Cevabı elbette biliyorsunuz, ama ben size başka bir şey sormak istiyorum şimdi.

***

Öğretmenlerimizin dün, yani AB kapılarının yeniden aralandığı 14 Aralık günü bavullarını çeke çeke şehirlerden çıkışını izlediniz mi?

Cizre’den Silopi’den, Nusaybin, Dargeçit’ten… Milli Eğitim Bakanlığı’nın “iç eğitim” gerekçesi bulmasıyla, can güvenliklerini korumak için evlerine gönderdiği genç öğretmenlerimiz.

Benim içim parçalandı o fotoğraflara bakarken.

***

Bu PKK’nın şehirlerde silah zoruyla tek taraflı özerklik ilanı sonrasında gelen operasyonlar, çatışmalar, sokağa çıkma yasaklarının sonuçlarından yalnızca birisi.

Kimilerine göre bu durum güvenlik güçlerinin PKK’ya karşı çok daha geniş kapsamlı bir harekata hazırlandığının işareti.

Zaten 13 Aralık’ta da Sağlık Bakanlığı, sokağa çıkma yasağı uygulanan yerlerdeki sağlık personelinin birer hafta vardiya uygulamasına geçerek o bir haftayı hastane, klinik, sağlık ocağı her ne ise orada geçirmesi kararı almıştı.

***

Çünkü doktor, hemşire, hastabakıcı, teknisyen ve diğer hizmetlilerin giriş çıkışta can güvencesi kalmamıştı, ama o bölgede yaşayan insanların da sağlık hizmetine ihtiyacı vardı.

Adı konmuyor ama, kuşatma koşullarına uyum sağlıyor; hem devlet, hem bölge insanı.

Milli Eğitim Bakanlığı artık ülkenin her yerinde aynı zamanda milli eğitim verebilecek durumda olmadığını da ilan etmiş oldu dün. Sur’un fiilen PKK kontrolündeki bazı mahallelerinde dört okul ve bir caminin ateşe verildiğini unutmamak lazım.

Can güvenliği en önemli konu elbette; insan aklına bile getirmek istemiyor ama sırada vergi memurlarının, savcı ve hâkimlerin, ya da mesela kaymakamların da oralardan çekilmesi mi var?

***

Diyarbakır’da, Tahir Elçi’nin öldürüldüğü Sur’da olduğu gibi, “giden gitsin” aralarıyla daha ne kadar sürdürülebilir bu durum?

Güvenlik güçlerinin Sur’a yapacağı bir harekatın –şehrin merkezinde olması nedeniyle- çok can kaybına yol açacağı endişesi, Ankara’nın şimdiye dek daha sert adımlar atmamasının başlıca nedeniydi.

Elçi’nin kati zanlısı da açıklanmış değil bu arada henüz, ama Sur’daki tansiyon yüksekliğinin tek neden bu değil; Elçi öldürülmeden önce de hendekler, barikatlar, çatışmalar vardı.

***

Sur’dan Suriye’ye geçeceğiz, ama önce bir konu daha var.

Can Dündar ve Erdem Gül’ün mahkemeye sunulmuş belgeleri haber yapışı nedeniyle tutuklu yargılanmalarına neden olan askeri casusluk, terör örgütüne yardımcı olma gibi suçlamalara maruz kalışı ve hükümetin de bunu onların gazetecilik nedeniyle yargılanmadığını söylemesi var ya…

Bu suçlamalar mesela AB ülkelerinde değil, daha çok Rusya, İran, Çin, Orta Asya ülkelerinde görülüyor; Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun bunu hepimizden iyi biliyor olması lazım.

***

AB ile kapılar Suriyeli mülteciler sayesinde açılıyor dedik ama Suriye ile kapılar kapanmadan ne AB ne de Batı dünyasıyla diğer kapılan tamamıyla kolay açılacağa benzemiyor.

Rus uçağının düşürülmesinin hemen ardından ABD Başkanı Barack Obama, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a “defalarca” Türkiye’nin Suriye ile sınırın açık kalan o 98 km’lik bölümünü de kapatması gerektiğini söylediğini ifşa etti.

Oysa Ankara uzun bir süredir tam da o 98 km’lik bölümün Suriye’ye geçişlere açık kalması için ABD’yi yanına çekmeye çalışıyordu.

****

Rus uçağının düşürülmesi ardından yalnızca o bölgede 40 km derinliğinde “IŞİD’den arındırılmış” ya da “güvenlikli” adına ne derseniz bir bölge oluşturulması neredeyse imkânsız hale gelmedi.

Aynı zamanda başka neredeyse hiçbir konuda anlaşamayan ABD ve Rusya bir konuda aynı şeyi söyler oldular.

Obama’dan sonra Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da en önemli konunun o bölümün geçişlere kapatılması olduğunu söyledi; bugün Moskova’da ABD’li mevkîdaşı John Kerry’yi ağırlıyor Lavrov.

***

Türkiye ise Rusya ile görüşme yolları arıyor ve maalesef kolay bulamıyor.

Rusya Federasyonu Konseyi Başkanı Valentina Matviyenko, İslamabad’ta yapılan uluslararası bir toplantıda kendisiyle görüşmek isteyen Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile yoğun programı nedeniyle ancak ayaküstü görüşme imkânı bulduğunu ama Türkiye’nin özrü dışında bir çözüm yolu görmediğini söyledi ajanslara.

Antalya’daki G-20 zirvesi sırasında, çok değil bundan bir ay kadar önce 15 Aralık için ilan edilen ve heyetlere Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in başkanlık edeceği yüksek düzeyli toplantı dün Rusya tarafından iptal edildi.

***

Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’un, dün Cumhuriyet gazetesinden Duygu Güvenç’e verdiği mülakatta özrün hedefini daraltması ise acaba gerilimin daha somut ve alt seviyeye inmeye başladığına mı işaret ediyor.

Karlov, uçağı vurulduktan sonra paraşütle atlayan Yarbay Oleg peşkov’u inerken öldüren kişinin Alparslan Çelik isimli Türk vatandaşı olduğunu saptadıklarını bildirerek cezalandırılmasını talep etti; Çelik’in, Elazığ’ın Keban ilçesinin MHP’li eski belediye başkanının oğlu olduğu daha önce basında çıkmıştı.

Erdoğan da Türkmenistan dönüşünde havada öldürülen yarbayın uçağın düşürülmesinde kusurlu olabileceğini, ama bunun stratejik işbirliğini bozmaması gerektiğini söyledi. Yankı bulur mu Moskova’da? Göreceğiz.

***

Irak derseniz ayrı bir sorun yumağına dönmüş durumda.

Daha birkaç gün önce Erdoğan, Musul yakınlarındaki Başika eğitim kampından asker çekilmesi söz konusu değil derken, dün Davutoğlu “askeri ihtiyaçlarla” bir grup askerin çekildiğini söyledi.

Neticede, zamanında o ülkenin velev ki izniyle de girmiş olsanız, şimdi hükümetin rızası hilafına orada asker bulundurmanız ciddi sorunlara yol açıyor.

Erdoğan ve Davutoğlu, Irak’ın İran ve Rusya güdümünde itiraz ettiğini söylerken haklı olabilir, ama ne yazık ki gelinen noktada Irak hükümeti Türk askerini sınırları içinde görmek istemiyor.

***

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Hürriyet ve Hürriyet Daily News’a yaptığı açıklamalarda hükümetin dış politikasının Türkiye’nin bölgedeki rakiplerini topluca düşmanı haline getirdiğini söylemiş.

Manzara gerçekten ne içeride, ne dışarıda iç açıcı.

Ama sorun sanki gelip o 98 km’nin kapanmasında kilitlenecek gibi görünüyor.

***

Hayır, sadece o Türkiye’nin son dört yıldır izlediği Suriye politikasından geriye kalan son parça olması nedeniyle değil.

Sadece IŞİD ve benzeri örgüt militanlarının mülteci veya başka kılıklarda geçişini durdurmak, IŞİD’e karşı cepheye gerçek anlamda tam üye olmak için de değil.

Ama AB ile işler hazır ısınmaya başlamışken aksatmamak için de.

Çünkü AB’den yalnızca yeni fasıllar değil, vize olmadan seyahat hakkı da alma imkanı bulan hükümet, Suriye ve Irak sınırlarının artık daha da sağlam olduğunu ispat etmiş olacak böyle.

Bunu herhalde şu ara en iyi anlayacak kişi, dün Brüksel’de 17’inci faslın açılmasından içinin ümitle dolduğunu söyleyen AB İşleri Bakanı Volkan Bozkır olacaktır.