Batılı ülkeler endişeleniyor

Erdoğan'ın mitinglerle ilgili tutumu ve Erzurum'daki gövde gösterisi Batı'yı tedirgin ediyor.

International Herald Tribune gazetesinin Yayın Yönetmeni Michael Oreskes dün Başbakan Tayyip Erdoğan'a "Daha önce laikliği sadece bir idare tarzı olarak tanımlayıp ceket değiştirme benzetmesi yapmıştınız. Laiklik tanımınızı yapar mısınız?" diye soruverdi. Erdoğan'ın daha Başbakan olmadan önce yaptığı ve 'Ya laiksin, ya Müslüman, ikisi bir arada olamazsın' temalı konuşmasına atıfta bulunuyordu.
Uluslararası Basın Enstitüsü'nün (IPI) İstanbul'daki genel kurulunda Erdoğan ile aynı panele katılan gazeteciye Erdoğan şu yanıtı verdi: "Laik devleti savunma anlamında, ben laikim. Ama İslam'ı karşısına koyduğunuz zaman, o anlamda değilim. Çünkü devlet laiktir, o noktada ben laikim." Erdoğan ardından, sözünün nasıl anlaşılması gerektiğini anlattı ve "Benim partim din orijinli bir parti değildir" açıklamasını yapma ihtiyacı hissetti.
Başbakan'ın bu sözleri, bir ay içinde ikişer hafta arayla ülkenin en büyük üç şehrinde toplamı üç milyondan fazla insanı laikliği savunma adına sokağa dökülmemiş bir ülkede, onların sokağa dökülmesinden hemen sonra söylenmemiş olsaydı, daha akademik bir tartışmaya konu olabilirdi. Oysa bugünün Türkiye'sinde başka bir anlam taşıyor.
Bu anlamı, Türkiye'ye dışarıdan bakanlar daha farklı değerlendiriyor. Son iki gündür, bazı Avrupa ülkelerinin Ankara'daki diplomatlarından ve neler olup bittiğini anlamak için Ankara'ya taşınan yabancı yatırımcılarla görüşmelerden edindiğim izlenim şöyle özetlenebilir:
- Erdoğan'ın toplu konut teslim töreni adıyla Erzurum'da fiilen başlattığı seçim kampanyası, Ankara'daki Batılı büyükelçiliklerde belli bir endişeye neden olmuş. Etkili bir Avrupalı büyükelçinin 'Erzurum mitingi bizi şaşırttı. Tabanını daha da sertleştirme eğilimi algıladık. Seçim kampanyasını bu yönde yürütürse, toplumdaki kutuplaşma artabilir.
Geçtiğimiz dönemde yaptığı hataları, önümüzdeki dönemde tekrarlamayacağına ilişkin tahlil yapmamız zorlaştı' sözleri, genel havayı özetliyor.
- Etkili dış çevreler yakın zamana dek, Türkiye'de laiklerin yalnızca seçkin bir azınlık, halkın büyük bölümünün de buna katlanmak zorunda kalan muhafazakârlar olduğu yolunda propaganda etkisindeydi. Şimdi Türkiye'de laik yaşam biçiminden vazgeçmek istemeyenlerin yalnızca seçkin bir azınlık olmadığını gözleriyle gördüler. Mitinglerin, toplumsal olarak eğitimli, şehirli, orta sınıfın, yaşam biçimine yönelik algıladığı tehdide karşı kendisini barışçıl ifade tarzı olduğu gözlenebiliyor.
- Gerek diploamatlar, gerek yatırımcıların yanıt aradığı soruların başında şu var: Yakın zamana dek siyasi süreçleri iyi yönettiği düşünülen bir politikacı olan Erdoğan nasıl oldu da kendisini çok kısa bir sürede bu açmaza düşürdü? Erdoğan'ın daha bir ay önce, Hanover gezisindeyken söyleyip, basında 'Hayırlı olsun' yorumlarına yol açan dört tezi vardı: Cumhurbaşkanını bu Meclis seçecek, bir AK Parti üyesini seçecek, erken seçime gidilmeyecek ve seçilme yaşı 25'e inecek. Bu dört iddianın da gerçekleşmediği Ankara'dan Batı başkentlerine gönderilen raporlara yansıyor ve Erdoğan'ın süreci iyi yönettiği tezi sorgulanıyor.
Ne oldu da?
Başbakan Erdoğan'ın dünkü toplantıda yaptığı önemli vurgular arasında, mitinglerde atılan 'Şeriata hayır' sloganlarının farkında olduğu vardı. Başbakan, '4.5 yıldır iktidardayız. Ne oldu da şimdi ortaya çıktı?' diye durumu sorguluyordu.
Erdoğan'ın son bir ayda sokaklara dökülen bu durumun cumhurbaşkanlığı seçimiyle, AK Parti'nin Çankaya'ya göndermek istediği isme ilişkin izlediği siyasetle bağlantılı olduğunu görmemesi düşünülemez. O halde bu soruyu neden soruyor?
Yanıtını bulmak için belki Yeni Şafak'ta Fehmi Koru'nun Taha Kıvanç adıyla dün yazdığı yazı bize yardımcı olabilir. Koru, hükümetten askerlere giden yanlış sinyallerden ve o yanlış sinyallerin de yanlış anlaşıldığından söz ediyor. Bunu kabul etsek de yine ortada manzarayı doğru okuyamamak, kabullenememek, gereğini yapamamak ve süreci doğru yönetememekten oluşan bir yanlışlar zinciri var demektir.
Batılı gözlemcilerin AK Parti çevrelerinde çok yaygın olan, 'Üç milyon kişi ise, nüfusun geri kalanı ne oluyor?' anlayışına bakıp, Erdoğan ve AK Parti yönetiminin durumu hâlâ doğru okuyamadığı endişesine kapılmasına neden olan biraz da bu halkın bir kesimini hafife alıcı, yok sayıcı tutum.