Baykal, Erdoğan?a öfkeli: Sen ne biçim siyasetçisin?

Baykal, Erdoğan?ı oy için seçmeni tehdit etmeye ?tenezzül etmekle? ve ?maganda üslubu? kullanmakla suçladı

CHP lideri Deniz Baykal, “Biz oyumuzu artırırız” diyor. 29 Mart yerel seçimlerine neredeyse bir ay kala Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yüzde 47’nin üzerine çıkma iddiasına CHP liderinin yanıtı yüzde 47 tartışmasına girmek olmuyor. Onun yerine CHP’nin oyunu artıracağı, AK Parti’nin de “Büyük şehirlerde oy kaybedeceğini” söylüyor.
“Kaç oy alırlar bilemem, ama eski desteklerinin bir kısmını kaybediyorlar” diye devam ediyor Baykal; “Onun yerine yeni destek koyabilirler mi? Merkez sağ kayboldu. İnsanların bir kısmı çaresizlikten, bir kısmı çıkar ve başka ilişkiler nedeniyle oraya oy verir mi? MHP ne yapar? Saadet ne yapar? Bunları şu anda kestiremiyorum. Yerel seçimlerin kendine özel koşulları işliyor ne de olsa.”
Peki CHP nasıl gidiyor? Meydanları nasıl görüyor CHP lideri?

‘Tehdide tenezzül ettiler’
Baykal, “Biz muhalefet partisi olarak kendimizi halka anlatmada bir sıkıntı yaşamıyoruz” diyor. “Seçimler halkın ilgisini çekiyor. Yerel seçim olmanın ötesinde siyasi bir ilgi var. CHP’ye ilgiden memnunum. Meydanlarda ‘Türkiye nereye gidiyor?’ sorusu soruluyor. Ekonomik sorunlar, işsizlik, ekonomik gelecek kaygısı bir yanda. Diğer yandan yolsuzluklar, yolsuzlukların nitelik değiştirmesi, iktidarın buna duyarsızlığı konuşuluyor. İnsanlar iktidardan çekinir olmuşlar, hafif bir ürkeklikle izliyorlar.”
Baykal bu noktadan sonra eleştiri dozunu giderek artırmaya başlıyor: “Seçmeni tehdide tenezzül etmeye başladılar. Önce Avrupa Bakanı (Egemen Bağış) ima etti, sonra Adalet Bakanı (Mehmet Ali Şahin) açıkça söyledi; bize oy vermezseniz hizmet alamazsınız diye. Bu söyledikleri bir sıkıntıyı yansıtıyor. 2004 yerel seçimlerinde bunu söylemiyor, buna tenezzül etmiyorlardı. Şimdi tenezzül ediyorlar. Oy vermeyecek olanlara tehdit silahını çekmeye karar vermişler. Bunu daha önce yaşadık. Turgut Özal, mesela, 84’te bu söylemi kullanmamış, 89’da kullanmıştı. Özal’ın bitişi öyle başladı.
İktidar giderek fırsatçı, zorba bir çizgiye yerleşiyor. Seçmeni tehdit eden, medyayı susturmaya çalışan bir çizgi. Bu Ergenekon meselesi de ciddiyetini kaybetmeye başlamış seçmen gözünde. Manevi bir kırılma yaşanıyor. İktidar inandırıcılığını kaybediyor.
Seçimlerde şu anda iki ana eksen görünüyor:
CHP ve AKP. MHP buna eklenebilir mi, üç eksene çıkar mı? Onu henüz göremiyoruz.
Ama bu durum, Türkiye’de sosyal yaşamın çoğulculuğu anlamına geliyor. Maalesef sosyal yaşam daha tekdüze, daha inanca dayalı bir kültürün tekdüzeliğine gidiyor.”

‘Maganda üslubu’
CHP liderini gerçekten öfkelendiren ise geçtiğimiz günlerde Başbakan ile girdiği işsizliğe çare polemiği olmuş. Baykal’ın sözleri şöyle:
“Bütün dünya tedbir paketi ilan etti, biz etmiyoruz. Biz bunu seçim ortamına,
 meydanlara taşıyınca ‘Sen söyle de yapayım’ dedi.
Ben klasik politikacı tavrına girip ‘Bilmiyorsan in aşağı’ diyebilirdim, ‘İktidara gelince söylerim’ diyebilirdim, mesela ‘Özelleştirmeseydin’ deyip suçlama tavrına girebilirdim. Bunları yapmadım.
Onun yerine işsizliği hepimizin sorunu bilip, bugünkü koşullarda hemen uygulanabilecek şekilde, işsizlik sorununa 7 anlamlı cevap verdim. Katkı da veririz, Meclis’e getirirseniz destek de veririz dedim.  Bu işten anlayanlar önerilerimi makul ve uygulanabilir buldu.
Bizim bu iyi niyetli ve yapıcı yaklaşımımıza ne dedi Başbakan? ‘Kendi işine bak’ dedi, ‘İktidara gelmek için kırk fırın ekmek yemen lazım’ dedi. Karşılığı bu mudur?
Şimdi soruyorum: Sen ne biçim siyasetçisin? Bir maganda üslubudur gidiyor. Türkiye de
bunu seyrediyor. Bu sorumsuzluklar karşılıksız mı kalacak? Bu maganda üslubunun bir sonu olacak mı?”
Emin olmak için bir daha sordum:
“Sayın Baykal, ‘maganda üslubu’ dediniz, değil mi?”
Baykal, söyleşiyi sürdürdüğü kesinlikte tamamladı: “Evet, öyle dedim, yazabilirsiniz.”
Öyle anlaşılıyor ki, Erdoğan ve Baykal önümüzdeki ay boyunca birbirlerinin lafının
altında kalmayacak. Renkli ve sert bir seçim kampanyası, bu hafta sonu MHP lideri
Devlet Bahçeli’nin de meydanlara inmesiyle daha yeni başlıyor galiba.