Üç hedefi vardı
Erdoğan, 1- Yeni cumhurbaşkanının bu Meclis'te seçileceğini söylüyordu. Olmadı. 2- Cumhurbaşkanının AK Parti'li olacağını söylemişti. Bu da olmadı. 3- Erken seçime gitmeyeceğini söylemişti. Tutturamadı.
Olaylar öyle bir gelişti ki
Erdoğan, balıkçılarla konuştu, ama 6 milyon oyun temsilcisi partiyle konuşmadı. Sonunda uzlaşmayı Büyükanıt'la aramak zorunda kaldı." />

Üç hedefi vardı
Erdoğan, 1- Yeni cumhurbaşkanının bu Meclis'te seçileceğini söylüyordu. Olmadı. 2- Cumhurbaşkanının AK Parti'li olacağını söylemişti. Bu da olmadı. 3- Erken seçime gitmeyeceğini söylemişti. Tutturamadı.
Olaylar öyle bir gelişti ki
Erdoğan, balıkçılarla konuştu, ama 6 milyon oyun temsilcisi partiyle konuşmadı. Sonunda uzlaşmayı Büyükanıt'la aramak zorunda kaldı." /> Baykal'la görüşseydi - MURAT YETKİN - Radikal

Baykal'la görüşseydi

<img src="/veriler/2007/05/07/tutur.gif" width="150" height="18" alt="" align="left"></br></br><arabaslik>Üç hedefi vardı</arabaslik></br>Erdoğan, 1- Yeni cumhurbaşkanının bu Meclis'te seçileceğini söylüyordu. Olmadı. 2- Cumhurbaşkanının AK Parti'li olacağını söylemişti. Bu da olmadı. 3- Erken seçime gitmeyeceğini söylemişti. Tutturamadı.</br><arabaslik>Olaylar öyle bir gelişti ki</arabaslik></br>Erdoğan, balıkçılarla konuştu, ama 6 milyon oyun temsilcisi partiyle konuşmadı. Sonunda uzlaşmayı Büyükanıt'la aramak zorunda kaldı.

AK Parti'nin dün Meclis'teki görüntüsü belki en çok moral bozukluğu ile ifade edilebilirdi. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, kendi cumhurbaşkanı adaylığının oylamasına girmeden önce gazetecilere "367 bulunmazsa, adaylıktan çekilebilirim" demesi bunun ilk işaretiydi.
Ama sonuncusu olmadı. Genel Kurul salonunda AK Partililer dışında birkaç bağımsız vardı. Erkan Mumcu, Anavatan Partilileri (belki de işi garantiye almak için) İstanbul İl Kongresi'ne çağırınca, Meclis Başkanı Bülent Arınç'ın elektronik yoklaması, yalnızca 356 üye gösterdi. Arınç, (iki oylama arasında üç gün olmasının öngörülmesine karşın) on dakika sonra ikinci yoklamayı yaptı. Onda da 358 üye çıkınca, resmen hâlâ yapılamamış ilk tur oylamanın 9 Mayıs'ta yapılacağını açıkladı. Gül bu aşamada bir kez daha adaylıktan çekileceğini açıkladı.
Ama resmen çekilmedi. Onun yerine Erdoğan'ın Meclis'teki Başbakanlık makamında AK Parti dar kadrosunun katıldığı bir toplantı yapıldı. Buradaki durum değerlendirmesinde Gül, çekilmenin 102'nci maddeye göre derhal seçim gerektireceği ve CHP tezlerinin haklı zemin bulma riski doğuracağı gerekçesiyle ikna edilmeye çalışıldı. Gül bu toplantıdan çıkışında da kararının değişmediğini söyledi. Erdoğan bu gelişme ardından AK Parti Genel merkezi'nde bakan takviyeli Merkez Yürütme Kurulu'nu topladı. Toplantı ardından Gül, Meclis'e geçti ve adaylıktan çekildiğini, halkın bu sürede kendisine verdiği destekten memnun olduğunu, ama kendisini mağdur hissetmediğini söyledi.
AK Parti ayrıca cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi için önerdiği Anayasa değişikliği sürecine devam edecekti.
AK Parti, cumhurbaşkanı seçemeyerek miadını doldurduğunu gösteren Meclis'e, cumhurbaşkanı seçim sistemini değiştirterek siyasetini tarihe kaydetmek mi istiyor? Bu siyaset, her şeyi göze alarak cumhurbaşkanlığı makamına mutlaka AK Parti dar kadrosundan bir ismi oturtmayı mı hedef alıyor? Eğer böyleyse, neyi, nereye kadar göze alıyor? Bunlar sorulması gerekli sorular, çünkü iş bu noktaya gelmeyebilirdi. Nasıl gelmezdi sorsuna yanıt vermeden önce Başbakan Tayyip Erdoğan'ın bu süreci yönetmede hedeflerine ulaşıp ulaşmadığına bakmak gerekir.
Erdoğan, 1- Bütün 'Erken seçim, yeni Meclis' taleplerine karşın on birinci cumhurbaşkanının bu Meclis tarafından seçileceğini yaklaşık bir yıldır söylüyor. Olmadı. 2- Cumhurbaşkanının bu Meclis tarafından seçilecek bir AK Partili olacağını söylemişti. Bu da olmadı. 3- Erken seçime gitmeyeceğini söylemişti. Özetle, söz verdiği üç hedefi de tutturamadı.
Burada Anayasa Mahkemesi'nin CHP başvurusu üzerine 367'yi yoklama koşulu yapmasından ve Genelkurmay uyarısının siyasette oluşturduğu baskıdan söz etmek doğru. Bunlar, siyasetin akışına müdahale olmuştur. Tatsız, yaralayıcı gelişmeler yaşandı. Ama iş bu noktaya gelmeyebilirdi. Türkiye şu anda, hem de AK Parti'den bir ismi cumhurbaşkanını sorunsuz seçmiş olabilirdi.
Çünkü CHP lideri Deniz Baykal, Başbakan Erdoğan'a kendisiyle görüşüp uzlaşma araması halinde AK Parti içinden bir ismin cumhurbaşkanlığı seçilmesi konusunda da anlaşabileceklerini defalarca açıklamıştı. Tek koşul Erdoğan'ın Baykal ile görüşmesi idi. Bunun kendisinin aday olmayacağının zımnen kabulü olduğunu bilen Erdoğan, Kumkapılı balıkçılarla konuştu, ama 6 milyon oyun temsilcisi ana muhalefetle konuşmadı. Konuşsaydı, uzlaşmaya varılacak AK Partili ismin dar kadrodan, Milli Görüş kökenli bir isim olmayacağını düşündüğü için mi bunu yapmadı? Ne gerekçe ile olursa olsun, Baykal'a zaman ayırmayı gereksiz gördü.
Ama olaylar öyle bir gelişti ki, Baykal'a ayıracağı zamanın daha fazlasını, belki de hiç yaşamayacağı sıkıntıları yaşadıktan sonra Genelkurmay Başkanı Oreneral Yaşar Büyükanıt'a ayırmak, belki de uzlaşmayı Anayasa'ya göre kendisine bağlı olan Büyükanıt ile aramak zorunda kaldı.
Bulup bulmadığı, ya da bulup bulamayacağı da ayrı konu. Ama Gül'ün dünkü açıklamalarından sonra, Erdoğan'ın AK Parti'nin Milli Görüş kökenli dar kadrosundan bir isimden (ister halk, ister Meclis seçsin) yana olmaktan uzaklaştığı sonucuna ulaşmak mümkün. Keşke bu kanıya, bu kadar tatsız gelişme olmadan varmış olsaydı.