Beş yılda Türkiye'ye neler oldu?

Erdoğan'ın Batı dünyasındaki ve bölgedeki destekçileri, Başbakan'ın iç ve dış politika, hatta ekonomideki söylemi daha az kapsayıcı hale geldikçe tanımakta güçlük çekiyorlar.

Amerika’nın Columbia Üniversitesi, daha doğrusu Columbia Küresel Merkezleri’nin girişimi ile dün İstanbul’da Ortadoğu ve Türkiye’deki Jeopolitik Gelişmeler ve Basın Özgürlüğü başlığı altında uluslararası bir çalıştay düzenlendi. Çeşitli ülkelerden uzman, araştırmacı ve gazeteciler bu başlığı üç oturumda ele aldılar; Suriye ve Irak, Türkiye ve küresel basın özgürlüğü.
Gelişmeler açıkça gösteriyor ki tarihin saatinin ileri gittiği, hızlandığı bir dönemden geçiyoruz; adeta tarihi canlı yayında yaşıyoruz.
Buna benzer bir dönemi bundan bir asır kadar önce yaşamıştık. Osmanlı hanedanının çöküşe getirdiği Türk imparatorluğunun parçalanmasından iki düzineye yakın ülke ortaya çıktı. Bunlar ulus devletlerdi ve çoğunun halkının ne ulus olma bilinci, ne niyeti vardı. Ama Türk ve Rus imparatorlukları yerini biri laik, diğeri sosyalist otoriter cumhuriyetlere bırakırken sömürgecilik inişe geçmişti; ulus devletler çağıydı.
Şimdilerde petrol ve seri üretim çağı yerini gaz ve dijital iletişim çağına bırakırken bölgedeki bütün ulus devletlerde iç basınç artıyor. Ancak bu basıncı harekete geçiren unsur, artık ulusal bilinç ya da milliyetçilik değil. Belki de 70’lerin sonunda ABD’nin Afganistan’da Sovyetler’in karşısına İslamcıları, radikal İslamcıları çıkarma maceracılığına borçlu olduğumuz, dini, hatta mezhebi çelişki ve çatışmalar.
İran-Irak savaşında, ABD’nin Irak’ı işgalinde apaçık gördüğümüz bu durum, Suriye iç savaşında olanca vahşet ve çıplaklığıyla gözlerimiz önünde on binlerce insanın katliyle devam ediyor.
Bölgede rejimler, sınırlar bir kez değişmeye başladığında nerede ve nasıl duracağı belli olmaz.
Türkiye bu ucu açık, nereye varacağı belli olmayan süreçle ilginç bir zamanda karşı karşıya kaldı. İslamcı köklerinden Batı’yı (AB demokratik ve ekonomik kriterlerini) esas aldığı söylemiyle farklılaşan AK Parti serbest seçimler yoluyla aldığı iktidarı koruyor, ekonomi güçleniyor, Türkiye bölgede etkisi olan bir uluslararası aktöre dönüşüyordu.
Türkiye’nin ‘Komşularla sorun sıfır politikası’ temelinde, bütün taraflarla konuşma ilkesiyle yükselen ekonomik ve diplomatik çizgisi bugün, Arap Baharı’nın güze dönüşü sürecinde gayri-Sünni aktörlerle işbirliğinde, hatta bazılarıyla iletişimde güçlük çeken bir noktadadır.
Türkiye’nin böyle bir dönemde basın ve ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri özgürlüğü gibi demokratik alanlarda zemin kaybetmeye başlaması, Gezi protestolarından medya politikasına dek dışarıdan bakanlar tarafından “Bunların olacağını beş yıl önce tahmin edemezdik” diye yorumlanıyor olması rastlantı mı?
Birkaç yıl öncesine dek Erdoğan’ın hem Batı dünyasındaki hem bölgedeki destekçileri, Başbakan’ı hem iç hem dış politikada, hatta ekonomik hayattaki söylemi giderek daha az kapsayıcı hale geldikçe tanımakta güçlük çekiyorlar.
Türkiye’de son beş yılda nelerin değiştiğine ya da Türkiye’nin son beş yılda nasıl değiştiğine cevap arayanlar, 2007 cumhurbaşkanlığı seçim sürecinden 2009 yerel seçimlerine giden atmosfer kadar, 2014 baharındaki yerel seçimlerden 2014 yazındaki cumhurbaşkanlığı seçimine gidecek süreci hesaba katmalı.
Bu dönüşüm sürecini tek tek ele alıp daha ayrıntılı konuşmak gerekiyor, konuşuruz.