Bir seçime el koymak

Dün itibarıyla ortada olan durum, maalesef 7 Haziran seçimleri sonucuna fiilen el konulmuş olduğudur. Seçmen oy kullanmış, milli irade ortaya çıkmış, ama gereği yapılamamış görüntüsü vardır.

Başbakan Ahmet Davutoğlu dün MHP lideri Devlet Bahçeli ile 2,5 saat görüştükten sonra hiçbir koalisyon imkânının kalmadığını açıkladı.

Benzeri bir açıklamayı geçtiğimiz hafta CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştükten sonra da yapmıştı.

Başbakan, AK Parti’nin HDP ile herhangi bir ortaklığa girmeyeceğini peşinen ilan ettiği için geriye AK Parti tarafından üretilecek bir formül kalmıyor.

***

Bir meslektaşımız o anda sorulması gereken en önemli soruyu sordu: Artık hükümet kurma imkânı kalmadığına göre, görevi iade edecek miydi?

Çünkü normal koşullar altında, ki normal koşullar derken Anayasa ve siyasi geleneklerden söz ediyoruz, hükümet kuramayan liderin 45 günlük sürenin azami kullanımı için görevi derhal cumhurbaşkanına iade etmesi gerekiyordu.

CHP, geçen hafta “Tek seçenek seçim” demesinden bu yana Davutoğlu’na “görevi iade et, Erdoğan da Kılıçdaroğlu’na versin” çağrısı yapıyordu.

***

Davutoğlu konuya tamamen kendi programı, partisinin programı açısından önem taşıyan, ama Anayasal süreci bağlamayan bir cevap verdi.

Malum yarın (bugün, 18 Ağustos) Genelkurmay devir teslim töreni vardı. Ardından AK Parti MKYK toplantısında durum değerlendirilecekti. Sonra da Başbakan, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile görüşecek, onunla “istişare ederek” adımlarını atacak ve “gerekirse” iade edecekti.

Davutoğlu bu tutumunu kendisinin bütün seçenekleri tükettiği ve vicdanen rahat olmasıyla açıkladı.

***

Oysa ne Anayasa’da, ne siyasi geleneklerde buna bir başkası karar verebilir.

Örneğin 1995’de Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Refah Partisi lideri Necmettin Erbakan’a görevi vermiş, o kuramayınca ikinci olan Anavatan lideri Mesut Yılmaz’a gitmiş, o da kurmayınca yine Erbakan’a vermiş; doğru olan da budur.

Yapılması gereken, “O nasıl olsa yapamaz” demek yerine Anayasal fırsatı tanımaktır.

***

Aslında Cumhurbaşkanı Erdoğan, 7 Haziran seçimlerinden memnuniyetsizliğini seçim sonuçlarını adeta yok sayarak, AK Parti’nin olabildiğince bir gün fazla daha iktidarda tutunmasını sağlayarak telafi etmeye çalışıyor gibi.

Çünkü Meclis’teki çoğunluğunu kaybetmiş olsa da, AK Parti’nin iktidarda kaldığı her gün, Erdoğan için Anayasal olsun olmasın cumhurbaşkanlığının icra yetkilerini en geniş şekilde kullanmaya devam etmesi anlamına geliyor.

Zaten hafta sonu “yönetim şekli sisteminin” ki herhalde “rejim” dememek için böyle söylüyor, “fiilen değiştiğini, artık buna uygun bir anayasa çıkmasının gerektiğini söyledi.

***

Bu talep pek gerçekçi görünmüyor.

Çünkü ne AK Parti’nin bırakın Anayasal çoğunluğu, anketlere göre hükümet çoğunluğunu garantileyen bir siyasi tablo var ortada, ne diğer partilerden herhangi biri Erdoğan’ın başkanlığına destek verecek gibi görünüyor, ne de Kürt sorunu zıvanadan çıkmış, PKK ülkenin dört yanında “özyönetim” ilan etmişken, şehit cenazeleri yeniden gündemi kaplıyor ve sokağa çıkma yasakları ilan ediliyorken gidilecek bir seçimin Erdoğan’a istediği müjdeyi verecek hali var…

Erdoğan da, Davutoğlu da etraflarından gelen “/ Haziran’da seçmen bize ders verdi, şimdi affeder” telkinine inanmak ister görünümdeler.

***

Şimdi MHP erken seçime destek vermeyeceğini açıkladıktan sonra önümüzde üç seçenek kalmış görünüyor.

1-      Davutoğlu’nun işaret ettiği gibi Erdoğan yeniden seçime gitmek üzere bir hükümet kurar ve o görevi de yine Davutoğlu’na, ya da bir başka AK Partiliye verebilir, seçime gideriz;

2-      Davutoğlu yeniden CHP’ye dönüp, bu defa teklifini yapar, pazarlıklar sonucu hükümet kurulur, ya da kurulmaz ve birinci maddeye geri döneriz. Evet, zayıf bir ihtimal, ama kağıt üzerinde mümkün;

3-      Davutoğlu, Bahçeli’nin HDP ile aynı yönde oy kullanmayacağı beyanına dayanarak, azınlık hükümeti ilan eder. MHP bu durumda oturuma katılacağını, ama destek vermeyeceğini söyledi; ama MHP beyanında oy kullanıp kullanmayacağı belli değil. Oturuma katılıp oy kullanmazsa, Davutoğlu azınlık hükümeti güvenoyu almış sayılır. Ve yine MHP, HDP o yönde oy kullanıyor diye güvensizlik oylamasına da katılmazsa, o azınlık hükümeti devam eder.

***

“Yok artık!” mı diyorsunuz? Siyasette kâğıt üzerinde mümkün olan her şey, Meclis çatısı altında da mümkün olabilir.

Bu durumda kilit de, anahtar da MHP’nin elinde olur; oy kullanmayarak aktif destek vermemiş olur, ama AK Parti’nin iktidarda kalmasını, klişe deyimle “ülkenin hükümetsiz kalmamasını sağlamış olur.

MHP’nin bu duruma açıklık getirmesi, ülkenin önünü daha rahat görebilmesi bakımından gerekli görünüyor.

***

Ama dün itibarıyla ortada olan durum, maalesef 7 Haziran seçimleri sonucuna fiilen el konulmuş olduğudur.

Seçmen oy kullanmış, milli irade ortaya çıkmış, ama gereği yapılamamış görüntüsü vardır.

Asayişten ekonomiye, iç barıştan dış barışa dek bu görüntüyü düzeltmek için hâlâ vakit vardır.

Ve bu sorumluluk en çok Davutoğlu’nun üzerine düşmektedir, çünkü mühür hâlâ ondadır, Süleyman hâlâ odur.