Biri bitmeden diğeri başladı

On bakan değişikliği dahi beklenen rahatlamayı getirmedi.

Sırayla gidelim:

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kabinesindeki on bakanı değiştirmek zorunda kalması, kendi siyasi çizgisi ve yönetim şekli açısından bir travmadır. Eğer 17 Aralık’ta başlayan yolsuzluk soruşturması olmasaydı, bu değişiklik, 30 Mart 2014 yerel seçimlerindeki adaylıkları nedeniyle boşalan üç bakanlık, belki bir iki daha ilaveyle sınırlı kalacaktı.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, sessiz kaldığı gerekçesiyle eleştirilse de bu süreçte hızlandırıcı ve kapsam genişletici rol oynamış görünüyor. 25 Aralık gecesi Erdoğan’la 1.5 saat süren toplantıda, bazı bakanların yolsuzluk iddiaları nedeniyle Gül’ün vetosundan döndüğü anlaşılıyor.

Buna karşın Başbakan, bazı gazetelerce ‘savaş kabinesi’ ismi takılan bir isimlendirmeye gitti bakanlar kurulunda; bakanlar arasında kendisine şahsen bağlı bir çekirdek oluşturdu. Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala, Meclis dışından İçişleri Bakanı oldu. Erdoğan’ın çizgisinden milim sapmamasıyla tanınan Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ Adalet Bakanlığı’na geldi. İçişleri ve Adalet teşkilatları, Fethullah Gülen sempatizanlarının Erdoğan’ın canını şu anda en çok sıktığı yerler.

Bu ikiliye, iki ‘savaşçı’ daha katmış Erdoğan. Arap filolojisi ve ilahiyat eğitimi almış Emrullah İşleri’in yıllarca Başbakan’a cephe gerisi hizmeti vermiş birisi olarak Başbakan Yardımcılığı görevinde kurmay gibi çalışacağı kestirilebilir. Egemen Bağış’tan sonra Başbakan’ın (pek çok gizli toplantı ve telefon görüşmesinde) tercümanlığını, sır kâtipliğini yapmış olan Çağatay Kılıç’ın da asli işinin Spor Bakanlığı olmayacağını kestirmek güç değil.

Erdoğan’ın ‘İkinci İstiklal Savaşı’ olarak nitelediği, yolsuzluk soruşturmasının ardında ‘uluslararası komplonun aletlerini’, hatta ‘casuslarını’ gördüğü bu mücadelenin sadece emniyet ve yargı koridorlarında yürütülmeyeceği de açık. Erdoğan, hedefi 30 Mart seçimi olarak ilan etti zaten.

Aslında ‘casus’ kelimesinin telaffuz edilmiş olması, yolsuzluk soruşturmasını yürütecek ekibe açılabilecek davanın ‘casusluk’ suçlamasını dahi içerebileceğini akla getiriyor. Bu, yargı içinde, savcılar arasında Türkiye’de daha önce eşi görülmemiş bir çatışmanın başlayacağına işaret ediyor.

Bunun ilk örneğini dün İstanbul’da aldık. (‘Ben yazmıştım’ demek çok hoşuma gitmese de yaklaşan savcılar savaşını 30 Kasım’da Radikal’de duyurmuştum.) 24 Aralık’ta yeni bir yolsuzluk soruşturması için Emniyet’e başvuran Savcı Muammer Akkaş, 25 Aralık’ta polislerin talimatına uymadığı, haberin vali, emniyet müdürü ve başsavcılık tarafından basına sızdırılarak zanlıların muhtemel delilleri kararttığı gibi çok ağır suçlamalarla ‘dosyanın gerekçesiz elinden alındığını’ açıkladı. Buna Başsavcı Turhan Çolakkadı sert tepki gösterdi ve Akkaş’ı yönetmeliklere uymamakla suçladı. Ancak Ankara’dan gelen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) açıklaması, hükümetin Büyük Yolsuzluk Soruşturması ardından çıkarttığı, savcıların mülki amirlere haber verme gerekliliği genelgesini ‘anayasaya aykırı’ ilan etti.

Yolsuzluk soruşturması tartışması on bakan değişikliğine rağmen henüz rahatlamadan yenisi üstüne eklendi. Üstelik bunda, pek çok işadamının yanı sıra, Başbakan Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın da adının geçtiği iddialarını, bizzat Erdoğan’ın Pakistan dönüşü açıklamalarından öğrenmiş bulunuyoruz. Erdoğan, oğlu Bilal üzerinden asıl kendisinin hedef alındığını söylemiş yolculuk sırasında gazetecilere.

Bu çekişme ve belirsizliğin daha ne kadar devam edeceği konusunda ise kimsenin bir fikri bulunmuyor.