Biz iyiyiz de komşular kötü

Muhalefet 'komşularla sıfır politikasının' ne olduğunu sordukça hükümet adeta 'Biz iyiyiz de komşularımız kötü' söylemini geliştirmekte.

Ankara’nın tahminlerine göre bundan yaklaşık bir yıl kadar önce çoktan düşmüş ve yerini Faruk Şara’ya bırakmış olması beklenen Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esed, 9 Temmuz günü Baas Partisi yönetimini topladı ve aralarında Şara’nın da bulunduğu yardımcılarının görevine son verdi.

Bu hamle bir ihtimale göre 25 Haziran’da Katar’da yapılan ve Müslüman Kardeşler çizgisine ikmal hatlarını kesen saray darbesinin Suriye’de tekrarına karşı bir önleyici vuruştu. Öte yandan Mısır’da da 3 Temmuz’da bir başka darbe ile Müslüman Kardeşler iktidarının başındaki seçilmiş cumhurbaşkanı Muhammed Mursi devrilmişti. Darbeye Suriye’de muhalefete Türkiye’yle birlikte destek veren Suudi Arabistan, Katar, Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun ‘Darbe geri alınsın, Mursi görevine iade’ girişimlerine rağmen ABD açık destek vermiştir.

Suriye’de asıl olarak Müslüman Kardeşler’le (İhvanı Müslimin) savaşan Esed, örgütün Katar ve Mısır’da aldığı darbelere karşın bu ev içi temizliği neden yapmıştı? Suriye diktatörünün açıklaması şuydu: Kendisine bütün hataları yaptıranlar o yakın çevresiydi, o yüzden onların gitmesi gerekmişti.

Türk siyasetinde çok kullanılan siyasi yolsuzluk bahanesi olan ‘Kendisi iyi de çevresi kötü’ ifadesinde olduğu gibi, Esed de “Ben iyiyim de çevrem kötü” diyordu.

Esed, Rusya’nın siyasi ve istihbari desteğiyle ve kendi devlet tecrübesiyle biliyordu ki kendi içinden El Nusra gibi El Kaide yanlısı bir örgütü doğurmuş olan Suriye’deki İhvan’a sadece Rusya değil, ABD’de Avrupa da tahammül edemez. İnsanın aklına ABD ve Rusya arasında sonbaharda yapılması düşünülen İkinci Cenevre Görüşmeleri öncesinde Suriye’nin hem etnik ve mezhebi Baas diktatörlüğünden hem de İhvan hâkimiyetinden arındırılması yolunda bir gizli görüş birliği olup olmadığı takılıyor.

Son birkaç haftaki gelişmelerden, Müslüman Kardeşler’in Ortadoğu’da neredeyse bir asırdır, şöyle diyelim, Türkiye’de cumhuriyetin ilan ve hilafet ilga edilmesinden bu yana gelmesini bekledikleri devirlerinin pek kısa sürdüğü, yalnız bırakılma ve hüsranla çöküşe geçtiğini çıkarmak mümkün. İhvan’ın Arap ve Batı egemenlerinden bulduğu sempati ve destek sona ermiş görünmektedir.

Oysa Türkiye’nin son birkaç yıldır Ortadoğu’daki siyasi hamlelerindeki ağırlık İhvan bağlantılı hatlar üzerinden olmuştur. Mısır’da İhvan’ın kendisi, Tunus’ta İhvan çizgisindeki En Nahda, seçim kampanyalarına AK Parti’nin danışman ve reklamcılarının katkıda bulunmasına dek desteklenmiş, Filistin’de İhvan bağlantılı Hamas’ın öne çıkarılması Ankara’nın FKÖ ile geleneksel bağlarını zedelemiş, Suriye’de ise daha bir süre öncesine dek ‘Kardeş’ hitabıyla ortak bakanlar kurulu toplantısı yapılan Esed’e karşı İhvan muhatap alınmıştır. Bundan birkaç yıl öncesine dek Türk dış politikasının ‘Komşularla sıfır sorun’ siyasetinin özünü, bölgedeki resmi ya da gayri resmi her muhatapla görüşebilen belki de tek başkent olma özelliği oluşturuyordu. Irak’ta birbiriyle konuşmayan Şii gruplardan Lübnan’daki Hizbullah’a, İsrail’den Hamas’a dek herkesle görüşebilen Türk hükümeti bugün bazı muhataplarıyla aracılarla görüşebilir hale gelmiştir.

Davutoğlu’nun perşembe bölgedeki Türk büyükelçileri ve Dışişleri merkez kadrolarının yanı sıra MİT ve mevcut dış politikanın ideolojik dinamosu konumundaki Başbakanlık ekibini acil gündemle toplaması dış politikada hayırlı bir gözden geçirmeyle sonuçlanacak mıdır? Yoksa bir şövalye ya da alperen tutumuyla ideolojik doğrular adına durumu düzeltme ihtimali zayıf yeni girişimler mi söz konusu olacaktır?
Muhalefet ‘komşularla sıfır politikasının’ ne olduğunu sordukça hükümet ‘ilkeli ve vicdani siyaset’ söyleminin çekiciliği altında adeta “Biz iyiyiz de komşularımız kötü” söylemi geliştirmektedir.

Dış politikanın uluslararası siyasetin gerçeklerine teslim olarak değil, ama onları tanıyarak gözden geçirilmesi, ideolojik doğruların öne çıkması tehlikesine karşı, siyasi çıkarlara vurgu yapılması gerekmektedir.