BM'den Türkiye'ye mülteci uyarısı: Yıl sonuna dek 2,5 milyonu bulur

BM'nin bölge bürosunu İstanbul'da açan UNDP Başkanı Clark: Türkiye şu anda dünyanın en çok mülteci alan ülkesi ama mülteciler konusunda dünyadaki en iyi örnek, Gaziantep dünyadaki en iyi mülteci kampı.

Birleşmiş Milletler’in (BM) tahminlerine göre, bu yıl Türkiye’deki mülteci sayısı 2,5 milyonu bulabilir.

Bunun en büyük kaynağı yine Suriye olacak.

Tahmini aktaran Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Başkanı Helen Clark’a göre bu yıl 804 bin kişinin daha Suriye’yi terk etmesinden endişe ediliyor; hepsi Türkiye’ye gelmeyecek, bir kısmının Ürdün ve Lübnan’a gitmesi bekleniyor, ama aslan payı Türkiye’nin.

***

Dahası da var.

Clark diyor ki, halen Suriye’de yerlerinden edilmiş 7,5 milyon kişi var. Bunların hepsinin ülkeyi tamamen terk etmeye kalkışması halinde yaşanacakları kimse tahmin bile etmek istemiyor.

Clark, “Henüz daha kötüsünü görmüş değiliz”; “Bunlar daha iyi günlerimiz” diye de tercüme edebiliriz; geçenlerde İtalya açıklarındaki tekne faciasında ölen 900 kadar mülteci insanın aklına geliyor..

FOTOĞRAF: LEVENT KULU

***

UNDP Başkanlığı, biliyorsunuz daha önce Kemal Derviş de yapmıştı, BM’nin üç numaralı koltuğu; etkili bir konum.

Clark, Yeni Zelanda’da üç dönem başbakanlık yapmış etkili bir siyasetçi; Ban Ki Mun’dan sonra seçilirse, BM’nin ilk kadın Genel Sekreteri olacak.

Clark ile BM’nin İstanbul’daki Bölgesel Merkez Bürosu’nun 23 Nisan’da (Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile birlikte) açmasının ardından konuştuk.

***

Suriye krizi başta olmak üzere önemli şeyler söyledi, ama müsadenizle İstanbul’da açılan bölgesel merkez üzerine iki cümle yazmak isterim.

BM’nin Doğu Avrupa, Rusya ve Orta Asya operasyonlarına destek olmak üzere kurulan büro, Slovakya’dan Türkiye’ye, Clarke’ın deyimiyle “stratejik ve lojistik” gerekçelerle taşınmış; Türkçesi, hem bu bölge ısınıyor, hem de İstanbul’dan her yere kısa sürede uçmak kolay; burada THY’nin de rolü var.

Bu BM’nin yeniden yapılanma planının parçası. UNDP Nev York merkezdeki personelini yüzde 30 azaltarak bölgesel merkezlere aktarıyor. İstanbul, zaten hizmet vermekte olan Amman, Adis Ababa, Bangkok ve Panama’daki merkezlere katılıyor; Türkiye için önemli bir gelişme.

***

Gelelim söylediklerine:

· MÜLTECİ KRİZİ DERİNLEŞİYOR: İnsanlar sonu belirsiz bir yolculuk için durduk yerde o teknelere doluşmuyor. İnsanlar çaresizce ailelerinin genç üyelerinin Avrupa’ya adımını atarak yeni bir hayata başlamasını istiyor. Mülteci akınının bir kısmı çatışmaların olduğu ülkelerden kaçan insanlardan, çatışmalardan kaynaklanıyor. Ama bir kısmı da bariz yoksulluk ve çaresizlikten kaynaklanıyor. Avrupa özellikle Sahra-altı Afrika ülkelerindeki en az gelişmiş ülkelerdeki insanlara ülkelerinde daha iyi bir gelecek sunmak konusunu düşünmeli. Avrupa’da da şu anda yüksek işsizlik var, yani çekim unsurları zayıf, ama (kaynak ülkedeki) itiş unsurları güçlü

· SURİYE KRİZİ VE TÜRKİYE: Suriye bur krizlerin açık arayla en önünde. Türkiye’de tahminen 1 milyon 700 bin Suriyeli ve 300 bin de Iraklı mülteci bulunuyor. Bu çok büyük bir (rakam). Türkiye halen dünyada en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülke. Ve bu insanları misafir etmek için kendi (bütçesinden) harcıyor. Türkiye şu ana den 6 milyar dolar harcadığını söylüyor, bunun yalnızca 300 milyon doları uluslararası topluluktan gelmiş; Türkiye’nin pek dış destek bulduğu söylenemez.

(Irak ve Şam) İslam Devleti (IŞİD) Türkiye’nin sınırlarına dayanmış durumda; sınır geçişlerini kontrol altında tutuyor; bu Türkiye için de, hepimiz için de ürkütücü. 

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) bu yıl (2015) içinde Suriye’den 804 bin kişinin daha göçeceğini tahmin ediyor. Bu mültecilerin tamamı Türkiye’ye gelmez, Lübnan ve Ürdün’e de giden olur. Ama Türkiye’deki mülteci saysının bu yılın sonuna dek 2,5 milyonu bulacağı tahmin ediliyor.

Türkiye’nin Suriye (mülteci) krizi konusunda inanılmaz katkı verdiğinin farkındayım.

Bir de Suriye’de yerinden edilmiş 7,5 milyon insan olduğu tahmin ediliyor. Bu 7,5 milyonun da Türkiye, Lübnan, Ürdün, Irak, Mısır, Avrupa’ya gitmek isteyeceğini düşünün... Bu dehşetli bir kriz ve bir kaç yıl önce varılan Cenevre Anlaşması çerçevesinde siyasi çözüm gerektiriyor.

· GAZİANTEP KAMPI DÜNYANIN EN İYİSİ: Gaziantep’teki çadır ve konteynır kamplarını gezdim. Bunların dünyanın en iyi mülteci kampları olduğunu söylemek zorundayım. Türkiye’nin bu kamplar için muazzam çaba harcadığı kanısındayım. Okullara giden, ana okullarına giden çocuklar gördüm. Gıda malzemesi satan dükkanlar gördüm; kredi kartıyla alışveriş yapılıyor ve bütçenin büyük kısmını gine Türkiye sağlıyor. Temel ihtiyaçlar karşılanıyor. Bunlar gayet pahalı harcamalar ve bunu da kendi bütçesinden yapıyor. Türkiye’yi (mülteciler konusunda) dünyadaki en iyi örnek sayacağımız bir şey daha var. Türkiye’nin yeni kabul ettiği yabancıların geçici çalışma usullerini düzenleyen yasa, tabii uygulamasını da görmemiz gerekiyor, mültecilere belirlenen ekonomi sektörlerinde yasal çalışma imkanı veriyor.

· ZENGİNLER DAHA ÇOK VERMELİ: Yoksul ülkelere verilen kalkınma desteğinin azalması endişe verici. Rakamlara baktığınızda, bu yılki bütçe de, geçen yılınkinin aynısı, 135,2 milyar dolar; buna karşın düşük gelirli ülkelere verilen destek yüzde 16 düşmüş durumda. Çünkü yoksulları nispeten istikrar içinde tutacak para Suriye Irak gibi ülkelerdeki insani felaketlere aktarılmak zorunda kalıyor. Ve baktığımızda aslında savaş hali yaşanmasa da çok ciddi mülteci akımının bu tür ülkelerden olduğunu görüyoruz. Bu konuda iki olumlu gelişme var. Birincisi, kemer sıkma politikalarına karşın İngiltere garyrı safi milli hasılasının yüzde 0.7’sini bu (fakirlere kalkınma desteği ve mülteciler) konusuna tahsis etme kararı aldı, ki bu oran koyduğumuz küresel hedeftir. İkincisi, Almanya da yardım bütçesinde bu yıl çok ciddi bir artışa gitti. Ama diğer (gelişmiş ekonomilerin) de bu konuya öncelik vermesine ihtiyaç var.

· NEDEN BUNLAR DAHA İYİ GÜNLERİMİZ?: Birleşmiş Milletler ve uluslararası mali kuruluşlar olarak tarif edebileceğimiz çok taraflı sistem bir şekilde 1940’larda tıkanıp kalmış durumda; oysa dünya artık 1940’ların dünyası değil. Veto sisteminin bir sorun olduğuna inanıyorum; (Güvenlik Konseyi daimi üyeleri) beş iken de bir sorun, on ya a on beş olsa da sorun olmaya devam edecek. Bazı konuları çözebilmek için nitelikle çoğunluk (üçte iki çoğunluk) sistemine geçmek gerekiyor. Dolayısıyla bizler (BM’nin kalkınma, mülteciler ve diğer kuruluşlarından söz ediyor) kırılıp dökülenleri biraraya getirip tamire çalışırken, biraz daha işlevsel bir Güvenlik Konseyi görmek ihtiyacındayız. Tabii kimsenin veto hakkından kolaylıkla vazgeçeceğini sanmıyorum ama, önemli kararlarda söz hakkı olmamaya devam edeceğini mesela Hindistan gibi bir ülkeye nasıl anlatacaksınız; ya da Almanya’ya, Japonya’ya, Brezilya’ya (soru üzerine) ve evet, Türkiye gibi ülkelere? Gözlemim odur ki, insanların siyasi kararlara katılmaktan alıkoyan, onların kendilerini dışlanmış hissetmesine, ekonomik imkanlardan dışlanmasına neden olan bir sisteme sahipseniz, daha acı, nahoş ve müzmin sorunların ortaya çıkması için bütün malzemelere sahipsiniz demektir. Ve daha göreceklerimiz var, sonuna gelmiş değiliz.