Böyle devam

Milli Güvenlik Kurulu toplantısı, güvenlik konularına güvensizliğin etkili olduğu bir atmosferde yapıldı

Kürt sorunu ve Ermenistan ile yakınlaşma için ‘fırsatlar yılı’ ilan edilen 2009’un son Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı dün yapıldı.
Şu an pek kimsenin ilgisini çekmese de, yaklaşan Kıbrıs krizi nedeniyle de Avrupa Birliği ilişkileri de üç yıl aradan sonra Kurul’da görüşülecekti; görüşüldü de.
Ancak bu toplantı, ne giderek yeniden PKK odaklı bir asayiş sorununa döndüğü izlenmi veren Kürt meselesi, ne ABD ve Rusya’nın birlikte Türkiye’den aynı (Protokolü, Karabağ meselesinin hallinden önce imzalama doğrultusunda) talepte bulunduğu Ermenistan yakınlaşması, ne de ufukta silikleşen AB hedefi çerçevesinde tartışıldı.
Dünkü MGK toplantısı, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın evinin etrafında 19 Aralık’ta iki subayın gözaltına alınması ve ardından gelişen olayların gölgesinde yapıldı.
Doğrusu, hem Başbakan Tayyip Erdoğan, hem de Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, konunun MGK toplantısında bir krize dönüşmemesi için öncesindeki birkaç gün boyunca çaba   harcadılar.
Bu çabaları şöyle sıralayabiliriz:
- Genelkurmay’ın yazılı açıklamasında subayların bir tanesinin üzerinde çıkan adres kâğıdı konusunu soruşturmanın devamına bırakan yaklaşımı göstermesi,
- Başbuğ’un Erdoğan’a haftalık (bu kez 2 saatlik) sunumu sırasında -cevap bulmamış- bazı soruların cevabını MGK öncesinde verilmesi üzerinde mutabık kalmaları,
- Gözaltına alınıp bırakılan subayların çalıştığı Seferberlik Tetkik Kurulu Ankara Bölge Müdürlüğü’nde (sekiz askeri personelin gözaltısına da yol açan) ilk savcı araması ardından Genelkurmay’ın zamanlı ve yorumsuz açıklama yapması,
- Bu arama ardından yapılan 3 saatlik Erdoğan-Başbuğ (ve Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Işık Koşaner) toplantısından dışarıya bilgi sızmamış olması,
- Bu görüşme ardından alınan mahkeme kararı gereği bir ağır ceza hâkiminince, ilk aramada girilemeyip mühürlenen arşiv odalarında arama yapılmaya başlanması,
- Başbakan Erdoğan’ın pazar günü İstanbul’da ‘Kişilerin işlediği suçlardan kurumları sorumlu tutulamaz’ diyerek Genelkurmay’ın beklediği yönde bir açıklama yapması.
Muhtemelen bu kriz önleme çalışmalarının etkisiyle dünkü MGK toplantısı, bir kriz çıktığı izlenimi vermeyecek şekilde, beklenenden ne fazla kısa, ne fazla uzun sürdü.
Bu tablonun tahliline girmeden, günlerdir yanıtını tam alamadığımız bir soruyu sizinle paylaşalım.
Genelkurmay’ın Arınç olayı üzerine ilk açıklamasında iki subayın aynı gece savcılık tarafından serbest bırakıldığı yazılıyordu. Bu soruşturmayı yürüten sivil savcılıktı. Yanıt bulamadığımız soru ise, acaba bu iki subayın askeri savcılığın soruşturması gereği iki gün boyunca Merkez Komutanlığı’nda sorgulanıp sorgulanmadığı. Bu soruya alacağımız yanıt, yukarıdaki çabaları daha gerçekçi anlamlandırmamızı sağlayacaktır.
Konuya dönersek, sivil-asker ilişkileri belki hu MGK toplantısı öncesi çabalarla ciddi bir krizi savuşturmuş olsa da, giderek daha sık iniş çıkışlar göstermeye başladı.
Bu iniş çıkışların sıklığı arttıkça, ilişkiler dış etkilere ve kışkırtılmaya daha açık hale geliyor.
Habertürk gazetesinde Fatih Altaylı’nın dile getirip, önceki akşam CHP lideri Deniz Baykal tarafından dolaylı olarak aktarılan senaryonun vuku bulmamış olsa bile mümkün olduğunu dikkate almamız gerekiyor.
Buna göre, aynı kişi veya kişilerin önce askeri arayıp, Genelkurmay’dan bilgi sızdıran rütbeli bir şahsın Arınç’ın apartmanına girdiği ihbarında bulunup, asker bölgeye bir izleme-kontrol birimi gönderdikten sonra da polise Özel Kuvvetler’in suikast amacıyla Arınç’ın evi etrafında tertip aldığı ihbarında bulunarak kurumları birbirine düşürmeyi amaçlamış olabilir. Evet, bir senaryo olabilir, ama mevcut koşullar altında ne yazık ki mümkün.
Çünkü karşılıklı güven zedelenmesi ciddi boyutta. Seferberlik Tetkik Kurulu gibi, ülkenin   savaş halinde milli direniş nüvelerini hazırlamakla görevli bir kuruluşu dendiğinde kimilerinin aklına geçmiş karanlık olayların gelmesi, savcıların askeri kişilerin işlemiş olabileceği suçları araştırmaya başladığında kimilerinin aklına yalnızca ‘askerden intikam alınıyor’ yorumunun düşmesi bunu gösteriyor.
Gerçek iki uçta da değil. Ama mevcut güvensizlik ortamında bu ilişki daha ne kadar sağlıklı devam ettirilebilir?