Demirel'den uyarılar

Demirel: Başbakan karakola inemez, ama zile bastığında oraya kadar inecek bir tepkiyi koyar. Hükümet ağlama yeri değil, çare müessesesi. Böyle gidemeyiz, düzeltme yapmalıyız." /> Demirel'den uyarılar

Demirel: Başbakan karakola inemez, ama zile bastığında oraya kadar inecek bir tepkiyi koyar. Hükümet ağlama yeri değil, çare müessesesi. Böyle gidemeyiz, düzeltme yapmalıyız." /> Böyle gitmez çare üretmeli - MURAT YETKİN - Radikal

Böyle gitmez çare üretmeli

<font color="#800000"><strong><em>Demirel'den uyarılar</em></strong></font><br></br>Demirel: Başbakan karakola inemez, ama zile bastığında oraya kadar inecek bir tepkiyi koyar. Hükümet ağlama yeri değil, çare müessesesi. Böyle gidemeyiz, düzeltme yapmalıyız.

Süleyman Demirel'i dün CNN Türk canlı yayınına konuk ettiğimizde Jandarma'nın Hrant Dink'in katiliyle fotoğraf çektirme vakası üzerine açıklaması haber merkezlerine yeni ulaşmıştı.
Bu açıklamada Jandarma Genel Komutanlığı, fotoğrafın Samsun otogarındaki jandarma karakolunda değil, emniyetindeki çay ocağında çekildiğini duyuruyordu. Bu bilgi daha sonra Emniyet tarafından da doğrulandı.
Jandarma açıklamasında, fotoğrafın, İçişleri müfettişlerinin teftişi sonrasında hemen TGRT televizyonuna sızdırılması bir 'tertibin' parçası olduğu söyleniyor ve dolaylı olarak polis suçlanıyordu. Hem polis, hem jandarma kanunen İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'ya bağlı. Muhalefet bu olay nedeniyle Aksu'nun ve Başbakan Tayyip Erdoğan'ın istifasını istiyor.
Aksu ise "Görevini en iyi şekilde yaptığını" düşünüyor. Görünen o ki, görevden alınanlar Trabzon Valisi ve Emniyet Müdürü'yle sınırlı kalmayacak. Dünkü fotoğraf olayı dört polisin görevden alınması ve dört jandarmanın görev yerinin değişitirlmesinin devamı gelecek, arkasında nelerin olduğu açığa çıkarılabilecek mi?
Demirel'e göre bu tablo bir yönetememe tablosu.
Kendi çarpıcı üslubuyla durumu şöyle değerlendiriyor: "Başbakan'ın şu karakolda meseleye müdahale etmesi mümkün değil. Silsilesi, kademesi olur. Ama zile bastığı zaman burayla kadar inebilecek bir tepkiyi koyar. Hiçkimse sorumlu değil mi olanlardan? Şahsi kusuru olmasa bile hükümete yazılır. Hükümetler ağlama duvarı değil. Çare müessesesidir. Çare bulamıyorsan, ya da çare var da uygulamıyorsan, bir gün durma orada. Git millete başka birisi yerine seçilsin. İktidar tavır takınmıyorsa, millet değiştirmiyorsa, her millet layık olduğu şekilde yönetilir."
Erdoğan'ın devlet içinde çeteleşmeye izin verilmeyeceği beyanına Demirel'in değerlendirmesi de şöyle: "Devletin içinde çeteyi kabul etmem. Eğer birisi çıkıyorsa ve bu başbakansa 'devletin içinde çeteler var' diyorsa, beş senedir başbakandır. Bu kişiye sorarlar "Sen ne yaptın?" diye. Hayalet taşlamaya gerek yok. "Devletin içinde çete var" diyen bu çeteleri göstermek ve tedbirini almak mecburiyetindedir. Devlete bir ithamda, iftirada bulunuyorsunuz. Devlet birtakım sıkıntılar içinde çırpınırken halkın nazarında küçültüyorsunuz.
Bunu yapmayın. Devletin kusurları olabilir. Bir polisin, jandarmanın kusuru olabilir. Hâkimin, savcının kusuru olabilir. Bunları devlete yazmaz yanlıştır. Kusur kiminse suç onundur."
Erdoğan'ın devlet içinde çeteleşmeye izin verilmeyeceği açıklaması, 'Osmanlıdan bu yana devam eden' derin devletin 'asgariye indirilmesi' gerektiği açıklamasını takip ediyor.
Derin devlet, Demirel'e göre 1912 Balkan Savaşı bozgunu ardından 'Halaskâr Zabitan' bildirisiyle ortaya çıktı ve orada devletin çöküşün pençesinde ve uçurumun kenarında olduğu motifleri, daha sonra üç askeri müdahalenin de motifi olarak kullanıldı. Müdahaleler ise, siyasetin, hükümet ve meclisin güvenilirliğini, kendine güvenini tahrip ediyor.
"Devlet yönetiminde başıma gelmeyen kalmadı" diyen Demirel'in bugün, "Böyle devam edemeyiz. 'devlet yıkılırsa' korkusunu üzerimizden atmalıyız. Çağ değişiyorsa, yasalar da değişmeli. Düzeltme yapmak mecburiyetindeyiz" noktasında.
Peki ne yapılmalı? Şöyle sıralıyor:
1- Ülkenin kurumları ve anayasal işleyişi tehdit ve tehlike altındaysa, Cumhuriyeti demokrasi içinde koruma görevi Cumhurbaşkanı'na verilmeli. Bu çerçevede, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nun 35'inci maddesi kaldırılmalı.
2- Fransız Anayasası'nın 12 ve 16'ncı maddelerinde olduğu gibi, tehdit durumunda Başbakan ve Meclisle danışarak Cumhurbaşkanı'na olağanüstü tedbirler alma yetkisi verilmeli. Askerin, polisin harekete geçmesi gerekiyorsa, buna askerin kendisi değil, Cumhurbaşkanı karar vermeli.
3- Bu güce sahip olacak cumhurbaşkanını halk seçmeli. Cumhurbaşkanında gerekirse Meclis'i lağvedip ülkeyi yeniden seçime götürme yetkisi tanınmalı.
Bu Türkiye'de köklü bir reform yapılması anlamına geliyor, düzeltme o demek. Erdoğan yapmak ister mi, yapabilir mi, Türkiye'nin içinde yer aldığı bölgede savaşlar devam ederken yapılabilir mi? Belki de asıl zorluk ve başarı oradadır.