Bu, Davutoğlu'nun dış politikası mı?

İzlenen Suriye politikasının da bütün dış politikanın da sadece Davutoğlu'nun eseri olduğunu söylemek mümkün değil. Bu, Erdoğan'ın dış politikasıdır.

Tamam, Dışişleri Bakanı iseniz, elinizi taşın altına koymuşsanız uyguladığınız politikanın günü gelince, gerekince hesabını vermeyi de baştan kabullenmişsiniz demektir. Bunu söylemekte bir hata yok.

Ama işler aksayınca “Sorumlusu Ahmet Davutoğlu’dur” deyip, yolunda gidiyor görününce bütün krediyi Başbakan Erdoğan’a vermenin de bir dengesi olmalı.

Özellikle Erdoğan’ın 16 Mayıs’ta Beyaz Saray’da ABD Başkanı Barack Obama ile görüşmesinin ardından Suriye konusunda açıkça itiraf edilmeyen hayal kırıklığından sonra, Davutoğlu içeride ve dışarıda okların hedefi olmaya başladı. Doğrusu, Erdoğan için de Obama’nın kendisinden Suriye konusunda Rusya ile uzlaşmadan Suriye konusunda daha aktif bir tutum almaya, örneğin Beşar Esed’in devrilmesi konusunda harekete geçmeye niyeti olmadığını duymak memnuniyet verici olmamıştır.

Hükümet yetkililerinden Batı’ya bu burukluğu hissettiren mesajlar vermenin durumu değiştirmeyeceği ortada. Keza, Başbakan’ın Rusya’ya gidip Vladimir Putin’i Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (Çin’i de etkilediği) tutumunu değiştirmeye ikna edeceği üzerine bahse girecek pek fazla kişi de çıkmaz. Muhalefetin yalnızca Türkiye’nin komşusundaki iç savaşa müdahil olan bir NATO üyesi olarak zorda kaldığı iddialarına değil, aynı zamanda o iç savaştan kaynaklanan şiddet eylemlerinin de hedefi haline getirildiği yolundaki iddialarına Davutoğlu üzülse de Erdoğan kızsa da dikkate almak zorundalar. Çünkü bu sözler artık sınırlar içinde tutulamıyor.

Belki de bu yüzden Erdoğan, Obama görüşmesi sonrasında kendisini izleyen gazetecilere konuşurken, ana muhalefet CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na kendisini ‘katile’ benzettiği için neden daha fazla yüklenmediğini soruyor. Ayrıca medyanın ana ve (MHP’ye taktığı isimle) yavru muhalefeti neden ‘ademe mahkûm etmediğini’ sorguluyor; yani muhalefete az da olsa yer verilmesi dahi Erdoğan’ı rahatsız ediyor, hiç yer verilmemesini tercih ettiğini söylüyor. Bu rahatsızlığın bu şekilde dile getirilmesi, yalnızca Suriye ile sınırlı kalsa dahi rahatsızlık verici ama şimdi konu başka.

İzlenen Suriye politikasının da bütün dış politikanın da sadece Davutoğlu’nun eseri olduğunu söylemek mümkün değil. Davutoğlu’nun 7 yıllık başdanışmanlık ardından 2009’da Dışişleri Bakanlığı’na getirilmesinde de mümkün değildi; bu, Erdoğan’ın dış politikasıdır.

Aslında, geldiğimiz noktada, hâlâ asli unsur olmasına karşın dış politikanın oluşturulmasında Dışişleri Bakanlığı artık tek belirleyici olmaktan çıkmaktadır. Başına 2010’da bir başka başdanışman, Hakan Fidan’ın getirilmesinden sonra MİT’in bir dış politika unsuru olarak rolü artmaktadır. Keza, düzenli yapılan anketlerin değerlendirildiği AK Parti Genel Merkezi de dış politikanın belirlenmesinde söz sahibidir.

Dış politikanın uygulanmasında da artık diplomatik aktörler çeşitlenmiştir. Örneğin (bir zaman Fidan’ın başında bulunduğu) Türkiye İşbirliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA) ve Türk Hava Yolları (THY) da artık Türk dış politikasının önemli uygulayıcıları arasındadır. Erdoğan’ın üst üste üç seçimde oylarını arttıran bir tek parti iktidarının başında olması bu koordinasyona imkân vermektedir.

Zaten Erdoğan’ın Obama karşısında çıkarttığı ekibin oluşu da bunu göstermektedir. Davutoğlu ve Fidan dışında, her daim Batı ile ilişkilerini danıştığı AB Bakanı Egemen Bağış’ın yanı sıra, AK Parti’nin dış politikadan sorumlu Başkan Yardımcısı Mevlüt Çavuşoğlu da görüşmelerde yer almıştır. Erdoğan, dosta düşmana “Dış politika ekibim bu” der gibidir.

Dolayısıyla evet işin sahibi Davutoğlu’dur ama siyasetin sahibi Erdoğan’dır. Ve anlaşıldığı kadarıyla şu ana dek Erdoğan’ın Davutoğlu’dan yana bir şikâyeti yoktur, dış politikanın uygulanışından memnundur.