Bu iş zor, çok zor

Ve beklendiği gibi verdi. Yani Anayasa değişikliğini ikinci defa veto etme </br>imkanı bulunmadığı için referanduma götüreceğini açıkladı. Yine beklendiği şekilde, iptali amacıyla da Anayasa Mahkemesi'ne başvuruyor.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in cumhurbaşkanının halk oyuyla seçilmesi konusunda beklenen kararını dün verdi.
Ve beklendiği gibi verdi. Yani Anayasa değişikliğini ikinci defa veto etme
imkanı bulunmadığı için referanduma götüreceğini açıkladı. Yine beklendiği şekilde, iptali amacıyla da Anayasa Mahkemesi'ne başvuruyor.
Bu başvuru, daha önce CHP'nin yaptığı başvuru ile benzerlik taşıyor. CHP, Anayasa değişikliğinin Meclis'te ikinci defa oylanmasında, bir maddede 367'den bir oy az çıkması nedeniyle iptal başvurusu yapmıştı. Daha önceki örnekler, bu durumda değişikliğin iptal edilebileceğini gösteriyordu. Tabii ki, mahkeme kararını bağlamayacaktır, ama sızan bilgiler Mahkeme raportörünün de iptal yönünde görüş bildirdiği yönünde.
Yine de, şu andaki yasal durum, cumhurbaşkanını halkın seçmesinin 120 gün içinde referanduma sunulacağını gösteriyor. AK Parti'nin bu sürenin kısaltılması ve 22 Temmuz'da genel seçim sandığının yanına, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın söz vermiş olduğu gibi bir de referandum sandığı konulması amacıyla meclis'ten geçirdiği düzenleme de Cumhurbaşkanı Sezer'in önünde onay bekliyor.
Dün AK Parti sözcüleri, biraz da kinaye ile, Sezer'den onay beklediklerini söylediler, ama Sezer'in bu onayı vermesini beklemek gerçekçi değil.
Dolayısıyla, yeni cumhurbaşkanını halkın seçmesi konusu artık fiilen 22 temmuz seçimi gündeminden çıkmış demektir.
Ama bu, AK Parti'nin gündeminden çıkmış olması anlamına gelmeyecektir. Tersine, AK Parti Anadolu'da henüz köy ve kasaba düzeyinde yürüttüğü 'Size cumhurbaşkanı seçtirmediler', 'Dindar cumhurbaşkanı seçilmesini engellediler' yönünde yürüttüğü propaganda kampanyasını muhtemelen meydanlara taşıyacak gibi görünüyor.
Çelişkili gelebilir ama, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi konusunun şu dönemde gündemden çıkması, evet, belki Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün hemen cumhurbaşkanı seçilmesini engelleyecekse de, AK Parti'ye derin bir nefes aldırmış olabilir. Çünkü böylelikle hem 27 Nisan'da Genelkurmay bildirisiyle elektriklenen tansiyon düşürülmüş, hem de 22 Temmuz seçimi için fazladan propaganda imkanı bulunmuş sayılır.
Burada dikkat çeken bir husus var.
AK Parti tabanındaki propaganda uzmanları, Anadolu'nun küçük yerleşim merkezlerinde "dindarlık" motifli çalışma yaparken, AK Parti tavanındaki yetkililer dünya başkentlerinde asıl laiklerin kendileri ve işte ne kadar modernist ve gerçek demokrat oldukları yönünde çalışma yapıyorlar.
Buna örnek olarak Egemen Bağış, Reha Denemeç ve Mevlüt Çavuşoğlu'nun ABD Başkenti Vaşington'da, Cüneyd Zapsu'nun da Almanya'nın başkenti Berlin'deki temas ve konuşmaları gösterilebilir.
Berlin'de Heinrich Böll Vakfı'nce düzenlenen konferanstaki konuşmasında Zapsu'nun Türkiye'de yaşanan durumu, insanların 'laiklik ile demokrasi arasında' seçim yapmaya zorlanması şeklinde anlatması dikkat çekici. Türkiye'de bugün yaşanan tartışma bu değil ve Zapsu da bunu bilen birisi.
Vaşington'da ise Bağış'ın Genelkurmay'ın 27 Nisan bildirisine 4 gün gecikmeyle tepki verdiği için ABD Dışlişleri Bakanı Condolezza Rice'a sitemi söz konusu olmuş.
ABD Başkentinde başka dikkat çekici gelişmeler de var bu günlerde. Örneğin, muhafazakar düşünce kuruluşu Hudson Enstitüsü'nde 13 Haziran2da yapılan bir 'senaryo çalışması' ortaya çıkmış durumda. Türkiye'de bir dizi cinayet ve terörist eylem sonrası ordunun Irak'a girmesi halinde ABD'nin ne yapacağı üzerine kurulu bu çalışmaya, Türkiye'nin Vaşington savunma ateşesi ve o sırada Vaşington'da temaslarda bulunan Genelkurmay'ın düşünce kuruluşu SAREM yetkililerinin de katıldığı bildiriliyor.
Bağış, bir gazetecinin sorusu üzerine, bu iddialara katılanları vatana ihanetle suçlamış.
İddialar gerçekten can sıkıcı. Evet bu tür senaryo çalışmaları batıda da, bizde de yapılır. Geçenlerde Dışileri Bakanı Gül, Genelkurmay başkanı Yaşar Büyükanıt'ı bir ziyareti sonrasında Irak üzerinde senaryo çalışmaları yapıldığını açıklamıştı.
Hudson Enstitüsünün bu çalışmasını engellemek mümkün değil. Ders çıkarıp, ona göre davranmak mümkün. Ama Türk askeri yetkililer, o toplantıya Genelkurmay'ın, hükümetin bilgisi içinde mi katılmış, öyle ise ne amaçlanmış, amaç hasıl olmuş mu, yok Genelkurmay ya da hükümetin bilgisi içinde değil ise, bir işem yapılacak mı? Bunlar cevaplanması gereken sorular.