Bugün Suriye, yarın seçim senaryosu mu?

Ankara'da tehlikeli sorular: Askeri Suriye'ye iteklemekle AKP-MHP'ye mi göz kırpılıyor? Amaç Bahçeli'nin istediği gibi bir an önce seçime gitmek mi? Bundan en çok kim mutlu olur?

Ankara’da bugünlerde olanlar gerçeküstü bir film senaryosunu andırıyor.

Normal koşullar altında askerin hükümetten sınırların ötesinde büyüyen tehlikeye karşı müdahale izni isteyeceği tahmin edilir.

Bu işin bir de askerin siyasi otoriteye göre güç kazanması boyutu hesaba katılır; siyasetçiler işi diplomasiyle halletmeye, çatışmaya dökmemeye, savaşa girmemeye çalışır.

Örnek mi? İşte Ahmet Sever “Abdullah Gül ile 12 Yıl” kitabında yazmış: Asker 2003’te ABD askerleri Irak’a Türkiye’den girişi için “Olağanüstü Hal gerekir” deyince, hükümet frene basmış.

***

Bugünlerde öyle olmuyor.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, başka koşullar altında emre itaatsizlikten görevden alınıp belki yargılanmasını gerektirecek şekilde hükümetin Suriye’ye müdahale direktifine açık isteksizlik gösteriyor.

Ve AK Parti içinde sesleri çıkmasa da Suriye’ye müdahaleye karşı olanlar dâhil kimse bu konuyu eleştirmiyor.

Buna bir zamanlar sadece askerin siyasete iştahının kesilmesiyle Türkiye’de demokrasinin altın çağını yaşayacağı yanılsamasına kapılıp şimdi dizlerini döven Türkiye’nin ABD ve AB’deki müttefikleri dâhil…

***

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Hürriyet’e yaptığı açıklamada Başbakan Ahmet Davutoğlu’nu geçici hükümetle böyle önemli bir Suriye kararının alınmasının “macera” olacağı konusunda uyarmış.

Aslında Davutoğlu da hafta sonu hükümetin geçici de olsa sınırlara yönelik tehditlere karşı teyakkuzda olduğunu haklı olarak söylerken sanki hedefinde muhalefetten başka yerler de var gibi konuşmuş.

Çünkü malum, askerin kara birlikleriyle girmese bile topçu ateşi ve hava kuvvetleriyle –saldırı olmasa da- Suriye’deki hedefleri vurma senaryosuna da “saldırı sayılır” endişesini taşıdığını günlerdir gazetelerden okuyoruz.

***

Bir de bütün bunların sanki PKK’nın Suriye’deki kardeşi PYD’nin sınır boyunda ilerleyip Tel Abyad’ı ele geçirmesinden sonra gündeme gelmemiş gibi IŞİD’e karşı yapıldığı söyleminin öne çıkarılması var.

Yani dün MGK’yı Suriye gündemiyle toplayan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve geçici Davutoğlu hükümeti öteden beri hep IŞİD’i Suriye’de vurmak istiyormuş ama ne çare asker IŞİD’e karşı harekete geçmek istemiyormuş; birileri bunları yazıyor.

Oysa Erdoğan, her zamanki açık sözlülüğünle tane tane konuşuyor: Suriye’nin kuzeyinde bir devlet oluşumuna izin verilmeyecektir. Sizce IŞİD’i mi, yoksa bir Kürt özerkliğini mi kast ediyor?

***

Unutmadan söylemek lazım: Hani Orgeneral Özel Rusya ya da İran üzerinden Suriye’yi bu harekâtın Suriye devletine, toprak bütünlüğüne karşı olmayacağı mesajı verelim, girdik diye bize saldırmasınlar demişti, bizim Dışişleri de Ruslarla temas kurup bunu söylemişti ya…

Dün cevabı geldi.

MGK’nın toplandığı sıralarda Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim’i Kremlin Sarayında ağırlayan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Suriye rejimine destek siyasetinde herhangi bir değişiklik olmadığını tekrarladı.

***

Konumuza dönersek, sadece Suriye zorlaması değil, ama başka ilginç gelişmeler de oluyor son günlerde.

Mesela İstanbul’da LGBT yürüyüşünün geçen yıl da Ramazan ayında sorunsuz yapılmış olmasına karşın sertlikle engellenmesi, Grup Yorum’un konserinin engellenmeye çalışılması, daha çok İçişleri bakanlığını ilgilendiren konular…

HDP’yi zaten geçtik de, birileri sanki CHP’lileri AK Parti ile koalisyona girmekten caydırmak için elinden geleni yapıyor gibi.

***

Üstelik tam da koalisyon görüşmeleri için bir tür giriş taksimi niteliğindeki Meclis Başkanlık seçimleri başlamak üzereyken.

Tabii gerek görünüşte IŞİD ama fonda PKK hatırlatması ile Suriye hallerinin, gerekse polisin yine ön plana çıktığı sertleşmeleri MHP’ye göz kırpma boyutu da yok değil.

Yine tam MGK’nın toplandığı sıralarda AK Parti sözcüsü Beşir Atalay’ın “Tabanımız MHP ile koalisyon istiyor” açıklaması yaptı dün; rastlantı mı diyelim? Peki, öyle de deriz.

***

AK Parti’nin CHP ile koalisyonu seçim tekrarını gündemden çıkaracak, Davutoğlu’nun (Ağustos sonu, Eylül başı) AK Parti Kongresinden yerini sağlamlaştırarak çıkmasını sağlayacaktır.

AK Parti’nin CHP ile koalisyona girmesi, evet, Kürt çözüm sürecini üstelik Anayasal zeminde sürdürebilecek, ama son dönemin simgesi haline gelmiş Suriye siyasetini, genel olarak dış ve güvenlik siyasetini değiştirecektir.

Girmemesinin iki sonucu olacaktır: AK Parti-MHP koalisyonu ve muhtemelen Kasım’da erken seçim.

***

MHP lideri Devlet Bahçeli ise dürüstçe, AK Parti PKK ile diyalog ve Kürt çözüm sürecini (o “çözülme” diyor) bitirip koalisyona girse dahi bir an önce seçim istediğini saklamıyor.

AK Parti’nin MHP ile olsun olmasın seçime gitmesi, Meclis’te kaybettiği tek başına hükümet kurma sandalyesini yeniden edinmek için son bir şans olacaktır.

Öyle anlaşılıyor ki, birileri bu şansı denemek istiyor.

***

Eğer Türkiye’nin iç ve dış siyasetinde, ekonomisinde yeni gerilimler göze alınarak o seçime gidilir ve AK Parti, Suriye Fatihi sloganlarıyla gerçekten 276 vekili yeniden alabilirse Davutoğlu elbette mutlu olacaktır.

Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan belki daha çok mutlu olacaktır. Öyle bir durumda AK Parti hükümeti desteğiyle, Anayasayı değiştirmekle filan da artık uğraşmadan fiilen başkanlık sistemi uygulanabileceğini düşünebilir.

Tabii bunlar sonra tartışılacak konular, şimdi önemli olan Mehmetçiğin Suriye bataklığına itilmemesi.

Ümit edelim 1990’da (Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay’ın istifasıyla) Irak, 2003’te (bu kez Abdullah Gül’ün frene basmasıyla) yine Irak macerasının eşiğinden dönen Türkiye bu macerayı da hayırlısıyla atlatabilir.