Bush, Erdoğan ile neden görüşmek istemedi?

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın bugün başlayacak ABD seyahatinin ilk durağı Washington. Programında hiçbir resmi ziyaret, temas yok.

VAŞİNGTON - Başbakan Tayyip Erdoğan'ın bugün başlayacak ABD seyahatinin ilk durağı Washington. Programında hiçbir resmi ziyaret, temas yok. Görünen o ki, Başbakan Amerikan başkentine torun sevmeye geliyor. Seçimlerin hemen ardından dünyaya gelen minik Ömer Tayyip'i kucağına alacak, ramazanın birkaç gününü Emine hanım, oğlu ve geliniyle geçirecek, hafta sonunda da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na katılmak üzere Nev York'a geçecek.
Başbakan Vaşington'da geçireceği bu rahat birkaç günde ABD Başkanı George Bush ile görüşmek istedi doğrusu. Gerçi Nev York'ta BM binasındaki koşuşturma sırasında kısa bir görüşme de olurdu ama, şu birkaç rahat günde hazır Erdoğan da şehirdeyken Bush, Beyaz Saray'ın kapılarını açsa fena olmazdı. Beyaz Saray kapıları Aralık 2002'de daha Erdoğan, anayasal yasağından kurtulmamış parti lideri sıfatını taşırken dahi açılmamış mıydı?
Bu defa da açılmış olsaydı, Erdoğan o zaman, Dışişleri Bakanlığı'nın üç numarası Nicholas Burns ile Ankara'da muhatap olmak yerine ABD yönetiminin başı ile Vaşington'da muhatap olur, Türk-ABD ilişkilerindeki sıkıntı ve beklentileri kendisine aktarabilirdi.
Olmadı. Gerçi hükümet kaynaklarının Nasrettin Hoca'nın 'Ben zaten inecektim' demesi gibi, 'Biz aslında ısrar etmedik. Zaten Bush da gidici' türü teselli arayışları var. Ama bunlar geçerli değil. Başbakanlık da, Dışişleri de bir süredir Bush'tan randevu koparmaya çalışıyordu. Geçerli olmadığının bir kanıtı da, yine hükümet kanallarından 'Ekim-kasımda zaten özel olarak Vaşington'a gelip konuşacak' haberlerinin medyaya sızdırılıyor olması.
Sorduğunuzda Amerikan kaynaklarının verdiği resmi yanıt, Başkan'ın BM programının çok yoğun olması, BM için ABD'ye gelen 140 küsur devlet ve hükümet başkanının her birinin Başkan ile konuşmak istemesi, bunların bazılarının öncesinde Vaşington'a gelerek 'Hazır gelmişken' görüşmek istediği, ama birine randevu verildiği takdirde diğerlerinin de doğal olarak isteyeceği, o yüzden de Başkan'ın kimseyle görüşmeyeceği oluyor. Peki geçen yıl Irak Devlet Başkanı Celal Talabani ile görüşmesi diye sorduğunuzda, 'O bir istisna, özel durum' yanıtını alıyorsunuz. Peki Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy? O da özel bir durum. BM'de ayaküstü tabir edilen şekilde görüştükleri? Onlar da istisna. Olabilir.
Aslında şu söylenebilir: ABD Başkanı, Türk Başbakanı'nın şikâyetlerine verecek bir yanıt bulamayabilir. Geçen yılın 22 Temmuzu'nda Türkiye'nin Irak'taki PKK varlığına askeri operasyonunu Erdoğan'a bir telefonla durdurup, özel temsilcilik mekanizmasıyla bu durumu önleme sözü veren Bush'un bu vaadinden geriye, Türkiye'nin bir küsur yıldır oyalanmasından başka ne kaldı?
Öte yandan Bush, Erdoğan'ın şimdi ne isteyeceğini de biliyor. Sadece PKK değil sorun. Ermeni soykırım yasa tasarısının Kongre'de oylanmasının engellenmesi için geriye kalan iki şanstan biri, Demokrat Meclis Başkanı Nancy Pelosi'nin oylamayı gündeme almaktan kendiliğinden vazgeçmesi, diğeri de Başkan'ın 'Yapma, askeri müttefikimiz, İsrail'e de arka çıkıyorlar' gerekçesiyle yazacağı mektuba suçu atıp vazgeçmesi. Pelosi bu noktadan sonra Türk Ermeni Patriği Mesrob Mutafyan gidip kendisinden ricacı olsa bile tasarıyı oylatmaktan kendisi vazgeçecek gibi görünmüyor. Bu durumda Bush'un, 'Tamam işte, Erdoğan seçimi kazandı, Gül cumhurbaşkanı oldu, istedikleri mektubu da yazacağım, daha ne istiyorlar? İran için konuşmak gerektiğinde konuşacağız zaten' tutumu içinde olduğunu mu varsaymak lazım?
Bush, Erdoğan'ın çifte seçim zaferini, tam da Türkiye'deki anayasa-türban-asker tartışmaları sürerken ve cumhurbaşkanlığı referandumu öncesinde bugünlerde verilecek bir 'destek' fotoğrafıyla perçinleyip bunu iç politikada bir güç çarpanı olarak sunacağı düşüncesine mi kapıldı yoksa? Bu düşünceyle mi Türkiye'deki tartışmaya daha fazla müdahil olmak istemedi? Bu soruların yanıtını için yeterli veri yok.
Ama şu saptamayı yapmak için ABD başkentinde yeterince veri ve bilgi var: 10'uncu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer zaten dışa fazla açık bir cumhurbaşkanı olmadığı için Başbakan Erdoğan'ı ilişkilerde muhatap almak ABD yönetimi açısından sorun olmuyordu. Ama şimdi aktif ve dış politika meselelerini bilen bir cumhurbaşkanı, Abdullah Gül var. ABD yönetim kademelerinde, Bush'un gün gelip bir ortak karar almak gerektiğinde kiminle muhatap olacağı sorusu soruluyor. Gül mü, Erdoğan mı?
Buradaki mesele ziyaret değil. Nitekim seçim sonrası Vaşington'un ilk konuğu muhtemelen Erdoğan olacak.
Ama bir soru daha var: Bu soru, hafta başında TOBB ve CSIS'in ortak düzenlediği ve Yalçın Doğan ve Fehmi Koru ile tartışmacı olduğumuz bir panelde eski Ankara Büyükelçisi Mark Parris'in sorusuyla kamuoyuna da yansıtıldı: Dış politikanın patronu kim? Orada seçenekler üçe çıkıyor: Gül mü, Erdoğan mı, Babacan mı? Benim yanıtım Erdoğan.
Ama Amerikalılar hâlâ yanıt arıyor, yaklaşan İran konusunda muhataplarının kim olacağından emin olmak istiyorlar.
İlginç olduğu kadar sıkıntılı bir 'yeni döneme' daha giriyor Türk-ABD ilişkileri.