Büyük denklem hızla değişiyor

İstanbul sermayesi tarafından da 'satın alınan' Erdoğan Cumhurbaşkanı-Gül Başbakan senaryosu.

Büyük yolsuzluk soruşturması yalnızca Başbakan Tayyip Erdoğan ve hükümetini sarsmakla kalmıyor, Türkiye’nin yakın geleceğine dair kurulan senaryoları da zorluyor.

Büyük denklem derken aslında TÜSİAD’dan MÜSİAD’a, TOBB’a dek ekonomik kârlılık bakımından ‘istikrar’ unsuruna diğer unsurlardan daha çok önem veren sermaye kesiminin de yaygın deyimle ‘satın aldığı’ Cumhurbaşkanlığı-Başbakanlık senaryosu kastediliyor.

Bu senaryoda, 2014 yazında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül yeniden aday olmuyor, Erdoğan ilk tur olmasa da ikinci turda cumhurbaşkanı seçiliyor, ekim ya da kasımda yapılacak erken genel seçimlerden sonra da hükümet ve AK Parti’nin başına geçiyordu.

Böylece Erdoğan, istediği gibi başkanlık sistemi yetkileriyle olamasa da devletin bir numaralı koltuğuna oturmuş oluyor, hükümet işleri de Cumhurbaşkanlığı sırasında toplumun daha geniş kesimlerinde dengeli yönetim algısı oluşturan Gül’e kalmış oluyordu.

Özellikle Gezi protestoları sonrasında, yaz ayları boyunca taşların bu denklem etrafında yerine oturduğu izlenimi yaygınlaşmıştı. Ancak Mısır’daki darbenin ardından bu denklemin dış ayağı zayıflamaya başladı.

Ancak Erdoğan’ı Fethullah Gülen grubuyla karşı karşıya getiren dershane tartışmasıyla başlayan tartışmanın ucu büyük yolsuzluk soruşturmasına dayanınca çocukluğumuzdan kalma deyim yerindeyse, ‘Çanak çömlek patladı’. 

Yolsuzluk soruşturmasının 17 Aralık’ta patlamasının ardından Gül’ün Erdoğan’a soruşturmada adı geçen dört bakanı görevden almasını tavsiye ettiği artık biliniyor.

Erdoğan’ın Pakistan ziyareti sabahında, 25 Aralık’ta ilk haber Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ve ardından İçişleri Bakanı Muammer Güler’in istifaları oldu. Her ikisinin de birer oğlu ‘rüşvet almak ve aracılık yapmak’ suçlamasıyla tutuklu bulunan bakan da birbirinin neredeyse kopyası açıklamalar yaptılar: Hükümete tuzak kurulmuş, kendileri de komploya kurban gitmişti.

Ancak asıl bombayı Çevre Bakanı Erdoğan Bayraktar, Başbakan’ın AK Parti il başkanlarına hitabından bir saat kadar önce NTV ekranında patlattı. Kendisine istifa açıklaması metni konusunda ‘baskı’ yapılıyordu, ileride yolsuz bakan olarak anılmak istemiyordu, çünkü her şeyi Başbakan Erdoğan’ın talimatıyla yapmıştı, o yüzden bakanlık ve milletvekilliğinden istifa ediyordu ama Erdoğan’ı da istifaya çağırıyordu. 

Tam bu sırada, İstanbul savcılarının yeni bir yolsuzluk dalgası için emniyete gittiği ama son haftada 650 mensubu Güler tarafından yerinden edilen emniyetin savcıların talimatını yerine getirmediği haberi yayıldı. Yeni isimler arasında son dönemde öne çıkmış işadamlarının yanı sıra Başbakan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın da adının bulunduğu haberleri kulise sızdı, ama resmen doğrulayan olmadı.

Başbakan bu koşullar altında çıktığı kürsüde yolsuzluk soruşturmasına katılan yargı ve emniyet mensuplarını hükümete karşı ‘uluslararası’ komplonun ‘aleti’ olmakla, hatta ‘casusu’ olmakla suçladı, ama ne istifalara ne de bakanı tarafından kendisine yapılan istifa çağrısına değindi. Başbakan’ın konuşmasından kısa süre sonra eski İçişleri Bakanı ve AK Parti kurucusu İdris Naim Şahin’in partiden istifası geldi. 

İşin dış kısmında ABD ile giderek gerilen ilişkileri görebiliyoruz.

Bakanlar kurulundaki değişikliklere bu koşullarda gidiliyor. Kabine değişikliğinde umduğunu bulamayan başka AK Partili vekillerin kopacağı tahminleri mevcut koşullarda akla uzak değil.

Gelişmelerin birkaç sonucu olabilir: Birincisi, Erdoğan Ekim-Kasım 2014 değil, en kısa zamanda, Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde, belki yerel seçimle birlikte ya da hemen sonra genel seçime giderek itibar kaybının önüne geçmek isteyebilir. İkincisi, ‘üç dönem’ kuralını kaldırabilir. Üçüncüsü, mevcut hırpalanma ve yorgunluğun AK Parti’ye oy kaybı olarak dönmesi ve Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı için yüzde 50 oy alamayabileceği ihtimali.

Oysa yine mevcut koşullarda Gül’ün adaylığını yeniden koyması halinde yüzde 50’nin üzerinde oyu almakta zorlanmayacağı kanısı yaygın. Gelişmelerin Gül’ün rolünü öne çıkardığı iç ve dış çevrelerde gözleniyor. Bu istikrar bakımından bir devamlılığın en azından devletin zirvesinde garantiye alınması anlamına da gelebilir.

Gelişmelere bu gözle bakmakta yarar var.