Büyükanıt'ın sözlerinden ne anlıyoruz?

Asker, Kıvrıkoğlu ve Özkök'ten beri laik-demokratik sistemden sapmamanın yollarından birini Batı'yla ilişkileri koparmamakta görüyor. Büyükanıt'la bu anlayış güçlendi.

WASHINGTON- Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın önceki gece ABD temaslarına başlamadan Washington'daki Türk büyükelçiliğinde yaptığı konuşma birkaç açıdan önemli bir dönüm noktası sayılabilecek nitelikteydi.
Öncelikle, Büyükanıt 30 Ağustos 2006'da görevi Orgeneral Özkök'ten devralırken söylediği "Korkularımızı yenmeliyiz" mesajı üzerinde durmak
gerekiyor. Büyükanıt dün bu mesajı Washington'da biraz daha açtı. Evet, Türkiye 1923'te Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana en büyük tehdit ve
sorunların altındaydı, ama durum ümitsiz değildi.
Saydığı tehdit ve sorunları saydıktan sonra şu kritik soruyu sordu: Bu sorunları tek başımıza mı çözeceğiz, yoksa uluslararası ilişkilerimizin yardımıyla mı? Yanıtı belliydi; "maalesef sorunlarımızın iç ve dış boyutları dokusal olarak birbirinden ayrılamıyordu".
Ama bu durumdan da ümitsizliğe kapılmamız yersizdi. Çünkü Türkiye (herhalde ümitsizliğe kapılanların söylediği gibi) bölünmenin eşiğinde ve laik, demokratik yapısı dağılmak üzere bir ülke değildi. 1- Türkiye'yi koruyan dinamik güçler olduğu sürece kimse Türkiye'yi bölemezdi, 2-Hiç kimse, hiçbir kurum Türkiye'yi Anayasa ile belirlenen rejimin dışına çıkaramazdı.
Büyükanıt'a göre, Türk halkı artık birlikte yaşadığı korkularının
"üstesinden gelmeliydi". "Korkularımızın, duygularımızın esiri olmamamız lazım" dedi. "Siyasetçi değil, asker olarak söylüyorum" diye vurguladı; "Onların üstesinden biz geliriz".
İlk defa bir genelkurmay başkanı, halka uçurumun kenarında olmadığını, kendi gücüne güvenmesi gerektiğini, kendilerinin de bu konuda yanlarında olduğu mesajını veriyor.
Tabii Büyükanıt'ın ikinci maddesi, yani kimsenin ve hiçbir kurumun gücünün Anayasal düzeni değiştirmeye yetmeyeceği vurgusu, üstü kapalı olarak Cumhurbaşkanlığı seçimi ve Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Çankaya'ya çıkması tartışmalarını çağrıştırıyor. Tıpkı CHP lideri Deniz Baykal'ın genel seçim
ilkelerini açıklayarak Cumhurbaşkanlığı seçiminin krize dönüşmeyeceğini varsaydığı gibi, Büyükanıt da sanki Erdoğan, Çankaya'da laik düzene yönelik bir işlem yapmadıkça sorun çıkmayacağı mesajı veriyor.
Bu durum, ABD'de karşılaştığımız "Asker darbe yapar mı?" sorularına yanıt niteliğinde sayılabilir mi? Büyükanıt, Yahudi lobisinin özellikle etkin olduğu Washington Institute düşünce kuruluşunda katılacağı toplantıda bu yönde alabileceği kışkırtıcı sorulara hazırlıklı görünüyor. Dün ABD'deki bu söylentileri sorduğumda aldığım yanıt ilginçti: "Herhangi bir konuda bir başka ulustan icazet almaya çalışmak, kendi ulusunu aşağılamaktır. Bunu herkesin anlaması lazım".
Çıkarılabilecek sonuçlara geçmeden önce Genelkurmay Başkanı'nın, Kongre gündemindeki Ermeni soykırımı tasarısının kabulü halinde İncirlik'in kullanımı ve silah ihalelerinin iptali dahil senaryolara atfen söyledikleri aktarılmalı: "Bu konu bizi üzüyor. ABD Kongresi'ne ipotek koyma arzusunda değiliz. Ama elli senedir müttefiklik ilişkisi ABD ile çalışan bir insan olarak söylüyorum, bundan inciniriz. Ondan sonrası uluslararası ilişkilere bağlı bir konudur." Büyükanıt'a bu sözlerinin, ABD'ye gelirken sarf ettiği "Fransa'yı boykot ettik, askeri uydumuz olamadı" anlamındaki sözleriyle birleştirildiğinde, Ermeni tasarısı geçse de ABD ile köprülerin atılmayacağı anlamına gelip gelmediğini sordum. "Her ülkeyle ilişkiyi kendi koşulları içinde değerlendirmek gerekir" dedi. "Fransa'dan Arjantin'e Kanada'ya kadar çok ülke bu soykırım konusunu kabul etti. ABD'de eyaletlerin çoğu kabul etti. Bu bizi üzüyor. Tabii dediğim gibi, olayları kendi boyutları içinde değerlendirmek lazım."
Bu tablodan şu yorumlara ulaşmak mümkün:
1- Ermeni soykırımı tasarısının oylanmaması için Türkiye elinden geleni yapacak. Ama tasarı geçerse bunu dünyanın sonu saymayıp, belki pek çok rakibini sevindirecek şekilde ABD ile ilişkilerini kopma noktasına getirmeyecek.
2- Erdoğan'ın ya da seçtiğinin cumhurbaşkanı olması, toplumun bir kesiminin içine sinmeyecek, onları üzecek. Ancak Erdoğan, ya da tercihi, Anayasa'nın temel ilkelerine yönelik görünen bir icraatta bulunmadıkça, asker bunu tek başına laik rejime tehdit olarak görmeyecek.
3- Asker, Kıvrıkoğlu-Özkök dönemlerinden bu yana, laik ve demokratik sistemden kopmamanın garantilerinden birini AB ve ABD ile ilişkileri koparmamakta görüyor. Büyükanıt ile bu anlayış güçlenmiş görünüyor.