Can ve Erdem oradan başı dik çıkacak

Bugün Can ve Erdem'i hapse atarak kendilerince toplumu susturacaklarını düşününen, bugün o kararı bir tür intikam neşesiyle karşılayan zihniyetin bugün olmasa da yarın bunu savunamayacak durumda kalacaklarından da eminim.

Her şey nasıl birbirine bağlanıyor görüyorsunuz değil mi?

Türkiye'nin Rus savaş uçağını Suriye sınırını ihlal ettiği gerekçesiyle düşürmesi üzerine çıkan kriz giderek tırmandığı sırada, iki gazeteci hükümetin MİT aracılığıyla Suriye iç savaşındaki taraflara yardım gönderirken jandarma tarafından suç üstü yapılmasını haber yaptıkları için tutuklanıyor.

AK Parti hükümetlerinin Suriye iç savaşına bu kadar taraf olmasının faturasını Türkiye güvenliği ile, diplomasisi ile, yükselen şiddet eylemleriyle ve nihayet basın özgürlüğünün darbe üzerine darbe almasıyla giderek daha fazla ödemeye başladı.

***

Cumhuriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara Temsilcisi Erdem Gül kendisi mahkemelik olan MİT kamyonları ile Suriye'yede savaşan gruplara malzeme sevkiyatını haber yaptıkları için tutuklandılar dün akşam saatlerinde.

Hem de askeri casusluk, terör örgütü üyesi olmak, devlet sırlarını yayınlamak gibi son derece ağır suçlamalarla.

Üzüntü ve utanç duyuyorum, ama iki sevgili meslektaşımın, iki sevgili arkadaşımın bir gün oradan başı dik çıkacaklarını biliyorum.

***

Bugün Can ve Erdem'i hapse atarak kendilerince toplumu susturacaklarını düşünen, bugün o kararı bir tür intikam neşesiyle karşılayan zihniyetin bugün olmasa da yarın bunu savunamayacak durumda kalacaklarından da eminim.

Bakın dünkü soruşturmalara, davalara...

Bugün onların bütün sorumluluğunu devletin içinde "paralel" yapı kurmakla suçladıkları Fethullah Gülen cemaatine -sanki onların önünü açan kendileri değilmiş gibi atıp "kandırılmışız" diye aklanma çabası içinde olanlar yarın bu ısmarlama davanın utancını kimlerin üzerine atacak sizce?

***

Bakın, o MİT kamyonları işi baştan aşağı, neresinden tutarsanız tutun elinizde kalacak, neyin ne olduğu bugün olmasa da yarın daha iyi anlaşılacak bir fiyaskodur.

Aynı iktidarın iki kanadı arasındaki rekabetin devletin güvenlik ve istihbarat örgütlerini bölüp birbirine düşürmesinin hikayesidir.

Aynı zamanda düne kadar komşusunda kan dökülmesine ortak olmak istemeyen, Atatürk'ün "Yurtta sulh, cihanda sulh" sözünü kendisine ilke edinmiş Türkiye'nin, komşusundaki iktidarı devirip başkentinde kutlama yapma hedefini düpedüz ilan edecek kadar kendi iktidarının kibrine kapılmasının hikayesidir.

Ama hikaye ortalığa dökülmüş, mahkemeye yansımıştır. Mahkemeye yansımış konu dünyanın her yerinde, ya da şöyle diyelim, her demokraside haberdir. Meslektaşlarımız bunun belgelerine hepimizden önce ulaşmış, haberi hepimize atlatmışlardır, bu gazetecilik başarıları nedeniyle bugün içerdedirler.

***

İşin ilginç yanı, bu tutuklamaların olduğu 26 Kasım günü Türkiye, 24 Kasım'da Suriye sınırı yakınlarında sınırı ihlal ettiği gerekçesiyle düşürülen Rus uçağı nedeniyle hayli zordadır.

Rus uçağı, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından, MİT kamyonlarının yardım taşıdığı iddia edilen Türkmen grupların Suriye hükümet güçleriyle operasyon yaptığı bölgede düşürülmüştür.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, dün Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande ile ortak basın toplantısında, "Operasyon koordinatlarını ABD'ye vermiştik. İhanete uğradık" diyerek ABD Başkanı Barack Obama'yı da işin içine çekmeye çalışmıştır.

***

Rus uçağının düşürülmesi sonucu ortaya çıkan yeni Suriye denkleminde, Türk uçaklarının bir süredir açıklandığı üzere ABD ile birlikte IŞİD'e karşı Suriye hava sahasında akınlara katılması neredeyse imkansız hale gelmiştir.

Çünkü Rus uçaklarının vızır vızır gezdiği Suriye hava sahasını Rus uçağını düşüren Türk uçakları adeta kendisine yasaklamış, hükümetin dönüp ABD'ye "Bu durumda IŞİD'e karşı operasyona nasıl katılalım?" diye sorma durumu ortaya çıkmıştır.

Rus uçağının ihlalini düşürmeden önleme ve zaten bir gün sonra Türkiye'ye Suriye'yi konuşmak üzere gelecek olan Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'u zor durumda bırakacak şekilde hesap sorup koz oynama yolu tercih edebilecekken, komuta merkezi devriye görevini yapan Türk jetine "Vurma"komutunu vermemiştir.

***

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Özür dilemeyiz" restinden "Rus olduğunu bilseydik başka türlü davranırdık" söylemine değişen bir yelpazede günde bir kaç açıklama yapmaktadır.

Bu arada Rus propaganda makinası Erdoğan'ın Ortadoğu'da İslamcılığı yayma niyetinden tutun da, ailesi üyelerinin IŞİD ile petrol ticaretine girip terörizme yardımcı olduğu iddiasına dek akıl durduran yayınlara başlamış durumdadır.

Daha bir hafta önce dünya liderlerini G-20 Zirvesi için Antalya'da ağırlayıp, dünyayı IŞİD'e karşı mücadeleye öncelik vereye çağıranın aynı kişi olduğuna inanmak dışarıdan bakan biri için zor olmalı.

***

Aslında işin iktidar bakımından ne kadar sarpa sardığını görmek için sosyal medyada cirit atan trollerin tutumunu izlemek yeterlidir.

İlk gün neredeyse mehter marşları çalan troller, dünden itibaren insanların aklına acaba Rus jetinin düşürülmesinin ordu içinden atılamayan cemaatçilerin mi işi olduğunu kuşkusunu düşürme gayretine girmişlerdir.

Can Dündar ve Erdem Gül'ün tutuklanmalarına sevinip televizyonlarda, internet sitelerinde "Oh olsun, geç kaldı, az bile oldu" diyenler emin olun aynı takımdır.

***

Herşey nasıl birbirine bağlanıyor, görüyorsunuz, değil mi?