Çankaya için geri sayım başladı

Yeni dönemin Meclis Başkanı, uzlaşmacı kimliğiyle bilinen Köksal Toptan oluyor. Sırada on puanlık soru var: Gül cumhurbaşkanı olacak mı?

Köksal Toptan adı son iki gündür AK Parti kulisinden Meclis başkan adayı olarak sızdırılan isimlerden biriydi; dün açıklandı. Bugün Meclis'te yapılacak oylama ile şekil şartının yerine gelmesi bekleniyor. Cumhurbaşkanı seçim sürecinin başlatılması için geriye bir koşul kalıyor: Meclis Başkanlık Divanı'nın oluşması.
O da istenirse yarın tamamlanabilir.
Ankara'daki genel kanı, 60'ıncı hükümet listesini 11'inci cumhurbaşkanına sunmayı tercih edecek Başbakan Tayyip Erdoğan'ın bu sürecin vakit geçirmeden, örneğin hafta başında başlamasını da tercih edeceği. Süreci başlatmak işi Toptan'a düşecek.
Birkaç gün önce kulise CHP'nin Adalet Bakanı Cemil Çiçek ve Köksal Toptan isimlerine sıcak bakabileceği haberi sızmıştı. CHP'liler Bülent Arınç'ın zaman zaman keskin çıkışları ardından Toptan'ın ılımlı ve uzlaşmacı yaklaşım sergileyeceğini umuyorlar.
Toptan, Adalet Partisi gençlik kollarından yetişmiş, DYP'de Eğitim Bakanlığı'na dek yükselmiş, 28 Şubat sürecinde o gelenekten koptuktan sona AK Parti'ye katılmış, geçen dönem Meclis'te Adalet Komisyonu başkanlığı yapmış, deneyimli bir siyasetçi.
Başbakan Erdoğan'ın tercihinde de sanıyorum Toptan'ın siyasi mazisi kadar, ılımlı ve uzlaşmacı yaklaşımı rol oynadı.
Sıra geldi Ankara'yı da, Türkiye'yi de yıl başından bu yana meşgul eden, adeta kilitleyen o en büyük siyasi denklemin çözümüne:
On birinci cumhurbaşkanı kim olacak?
Tabii gelinen noktada bu soruyu başka türlü sormak da mümkün: Onbirinci cumhurbaşkanı, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül olmayacaksa kim olacak?
Ya da bu ikinci soruya bağlı olarak; Başbakan Erdoğan'ın 24 Nisan'da Dışişleri Bakanı Gül'e vermiş olduğu adaylık desteğini çekmesi mümkün mü? O mümkün olsa, Gül'ün adaylığını geri çekmesi mümkün mü?
Yeni Meclis Başkanı'nın adı, dün AK Parti Genel Merkezi'nde yapılan bir dizi toplantıyla kesinleşti. Önce parti Merkez Karar Yönetim Kurulu toplantısı, sonra yine parti binasında yapılan Meclis Grubu toplantısı. Bu arada bir AK Parti heyeti CHP ve DTP'ye gitti; ama anlaşılan o temaslarda isim anılmadı, nezaket ziyaretleri olarak kaldı.
Bu özeti şunun için yaptım: Meclis Başkanı seçimi bütünüyle bir AK Parti içi mesele olarak yürütüldü. MHP'nin buna 'Tek parti devleti değiliz' türü itirazları olmasına kaşın, muhalefet de genel olarak Meclis Başkanı'nın çoğunluğa sahip parti tarafından seçilmesi hakkını teslim eder davranıyor.
Çünkü o Meclis'i yönetecek. Ama iş cumhurbaşkanlığına gelince, muhalefet partileri bu konuyu bir AK Parti içi mesele olarak görmeye yanaşmıyorlar. Çünkü o Meclis'i değil, Türkiye'yi yönetecek. Anayasa'nın 8'inci maddesi, yürütme yetkisi ve görevinin, 'Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından' birlikte kullanılacağını söylüyor.
Evet, Gül'ün aldığı yüksek oya karşı cumhurbaşkanı seçilememesi, AK Parti'nin aldığı yüzde 47 oyda pay sahibi olmuştur. Evet, bu durum siyasi dengeleri değiştirmiştir. Evet, Gül, Türkiye'yi yıllardır yöneten ve dışarıda temsil eden kadrodadır ve aynı işi Çankaya'da layıkıyla yapabilecek bir siyasetçidir. Evet, meydanlar, sadece Gül'ün değil, kimsenin görmezden gelemeyeceği gibi Gül'ün cumhurbaşkanlığını desteklemiştir. Ama onlar AK Parti seçim meydanlarıydı. Seçim ise Meclis'i oluşturmak içindi, cumhurbaşkanını seçmek için değil.
Evet, cumhurbaşkanı seçilmek, Gül için hukuken bir haktır, siyasetin doğal akışı da Gül'ü Çankaya'ya taşımaktadır. Ama Çankaya Gül'ün hakkıdır demek, cumhurbaşkanı seçimini de AK Parti'nin bir iç işine indirgemek olacaktır.
Erdoğan Gül'e verdiği desteği seçim sonrası koşullara bakarak çekerse, evet, bu kitlesine açıklaması zor bir karar olacaktır. Bu noktada Erdoğan yüzde 47'nin parti içinde kendisine verdiği güce dayanacaktır.
Erdoğan, Gül'e verdiği desteği sürdürürse, ki şu anda geri çekeceğinin bir işareti görülmüyor, on birinci cumhurbaşkanı yalnızca AK Parti'nin
iç dinamikleri ile seçilmiş olacaktır. Sancı yaşanacaksa, en çok bu yüzden yaşanır.
Erdoğan belki de bu sancıyı göze alarak, Gül'e verdiği desteği devam ettirecektir.
Erdoğan'ın kararını açıklaması için artık fazla beklemeyeceğiz neyse ki; ne olacaksa olacak, hep birlikte yaşayacağız.