Çelişkiler diyarı Türkiye

İşçi bayramının geleceği aylar önceden bilindiğine göre, inşaata rağmen bazı önlemler alınıp sendikalarla konuşarak bir yol bulunamaz mıydı?

Taksim’e çıkarttırma meselesi nedeniyle yine burundan gelen 1 Mayıs İşçi Bayramı’ndan bir gece önce, 30 Nisan Uluslararası Caz Günü için düzenlenen dev konseri izlemek için 16 asırlık Aya İrini’de tesadüfen Londra’nın ünlü caz kulübü Ronnie Scott’s sahiplerinden Michael Watt ile yan yana oturuyorduk. Aralarında Herbie Hancock’tan John MacLaughlin ve Hugh Masekela gibi yıllanmış, Esmerelda Spalding ve Joss Stone’dan Anat Cohen’e dek yükselen yıldızların olduğu, çoğu kendi kulübünde de çıkmış yıldızları topluca izlemek üzere bu konser için İstanbul’a gelmişti. (Türkiye’den trompetçi İmer Demirer, gitarist Bilal Karaman ve klarnetçi Hüsnü Şenlendirici de dünya ustaları arasında sahne aldılar.)

Ancak daha konser başlamadan Watt, “Yarın olağanüstü bir şey mi var?” diye sordu. Taksim civarında kalıyordu ve uçağı öğleden sonra olmasına karşın otel yönetimi sabah erken saatte ayrılmasını tavsiye etmişti. Kısaca anlattım, “İnşaat alanını gördüm” gibi bir şeyler söyledi, sonra konser başladı.

Konserden sonra verilen davette bu önemli organizasyonu mümkün kılan Dışişleri Bakanlığı mensupları ve İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) çalışanları çoktan ertesi sabah doğabilecek kargaşanın kaygısına düşmüş, valilikle temas kurmaya başlamışlardı bile.

Müzisyenlerden çoğu Taksim civarındaki otellerde kalıyordu ve sabah muhtemel bir olay öncesi havaalanına tahliye edilmeleri gerekiyordu. Ne de olsa o gün hükümet Taksim’de aylardır süren inşaatın doğurduğu tehlike gerekçesiyle 1 Mayıs kutlamalarına izin verilmeyeceğini ilan etmişti.

Bazı sendika ve gruplar bu gerekçeyi makul bularak kutlamaları başka noktalara kaydırdılar. Bazıları ise Taksim Meydanı’nın sadece bir meydan olmayıp 1977’de 34 kişinin öldürülmesinin anılarını taşıdığı gerekçesiyle orada ısrar ettiler. Taksim’e çıkmak için yaptıkları hamleler, şehir çapında 27 bin polisin görevlendirildiği önlemlerin duvarına çarptı. Zaten günler süren duyurular sonucu, sendika ve siyasi gruplar yeterince taraftarla da gelememişlerdi, ama asıl olarak, sabah saatlerinde Beşiktaş’tan başlamak üzere, basınçlı su ve biber gazı etkisi kendisini gösterdi. Yaralananlar arasında, parlamenter kimliğini açıklamasına rağmen polisin gözüne gaz sıktığını hastaneye kaldırılmadan önce duyuran CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin de vardı.

Gruplara hesapta olmayan sızmaların da başlaması üzerine DİSK eylemini tatil edince hükümetin dediği oldu, 1 Mayıs’ı orada kutlamak isteyenler Taksim’e girememiş oldu.

Oysa 1 Mayıs’ı resmi bayram ve tatil ilan eden de Erdoğan’ın AK Parti hükümetiydi. Türkiye’deki en büyük iç barış sorununa, Kürt sorununa siyasi çözüm bulmak üzere riskli bir diyalog sürecini başlatan Erdoğan’ın, demokrasinin en temel unsurları arasında bulunan ifade ve gösteri özgürlüğü konusunda neden bu nahoş tablonun oluşmasına meydan verdiği sorusu bir çelişkiyi yansıtıyor. İşçi bayramının geleceği aylar önceden bilindiğine göre, inşaata rağmen bazı önlemler alınıp sendikalarla konuşarak bir yol bulunamaz mıydı?

Türkiye ekonomik alanda da önemli adımlar atıyor. Yarın iki dev ihalede sonuç açıklanması bekleniyor; Sinop’ta ikincisinin kurulması planlanan nükleer santral ve İstanbul’a üçüncü (dünyanın en büyüklerinden biri olacak) havaalanı. İstanbul’un dünyanın sayılı finans merkezlerinden biri olması için hukuk sistemini hızla yenilemesi gerektiği de biliniyor.

Kalkınma ve gelişmenin yalnızca ekonomik değil, siyasi ve toplumsal boyutları da olduğu bir gerçek. Bu tür çelişkiler, Türkiye’nin gelişimi üzerine gereksiz gölge düşürüyor, insanları gereksiz yere mağdur ve mutsuz ediyor.