CHP Amerika'yı, ABD de CHP'yi yeniden keşfediyor

Kılıçdaroğlu: Türkiye'de muhalefeti dinleme ihtiyacı Gezi ile doğdu. Kongre'den davet Gezi sonrası geldi, anlatacağız.
CHP Amerika'yı, ABD de CHP'yi yeniden keşfediyor

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu nu, Türkiye nin Washington Büyükelçisi Namık Tan karşıladı.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ABD’ye daha önce dört-beş kez bürokrat olarak gelmiş, sonuncusu 90’ların ortasında, ama CHP Genel Başkanı sıfatıyla ilk kez 30 Kasım akşamı ayak bastı.

Aslına bakarsanız bu bir CHP Genel Başkanı’nın 37 yıldır ABD’ye yaptığı ilk seyahat, eğer Bülent Ecevit’in DSP Genel Başkanı ve Başbakan olarak 2002 başındaki seyahatini saymazsak. Sonuncusu 1974 Kıbrıs harekâtının ardından ABD ile ilişkiler yine dibe vurduğunda düzeltmek için 1976’da yapılmış, Ecevit Nev York’ta Kıbrıslı Rum saldırganın suikast girişiminden son anda kurtulmuştu. 

Aradan geçen neredeyse kırk yılda ABD de, Türkiye de, CHP de epey değişti. Aslında bu değişim sürecinde en yavaş ilerleyen CHP oldu denebilir. Belki de bu yüzden dışarıdan bakanlar, özellikle 2002’deki AK Parti iktidarı döneminde Türkiye’deki muhalefin, ama muhalefet olarak CHP’nin kendini anlatmakta, etkili olmakta yetersiz kaldığı izlenimine sahip oldular. Özellikle son dönemde CHP heyetlerinin Brüksel, Bağdat, Kahire seyahatleri hükümeti de başka türlü adım atmaya sevk eden, Türkiye’ye bakanların radar ekranına CHP’yi de yerleştiren nitelikte oldu.

Kılıçdaroğlu’nun içeride toplumun değişik kesimlerine, dışarıda da alternatif diplomasiye başlamasında üç unsur etkili oldu: Başbakan Tayyip Erdoğan’ın 2011 seçimlerinde yüzde 50 oy desteğine ulaşması karşısında farklı strateji geliştirme ihtiyacı, Arap Baharı ile başlayıp 2012’de Suriye iç savaşıyla kapımıza dayanan çatışma ortamı ve nihayet 2013 yaz aylarında Türkiye’yi sarsan Gezi protestoları.

Gezi’ye özel vurgu
Kılıçdaroğlu, ABD seyahatinin asıl tetikleyicisi olarak da Gezi protestolarını öne çıkarıyor zaten. İstanbul-Vaşington uçuşu sırasında gazetecilerle sohbette, ABD Kongresi’nden daveti Gezi sonrasında aldıklarını söyledi. Bir gazetecinin “Türkiye’deki muhalefeti dinleme ihtiyacının Gezi’den sonra mı doğduğunu düşünüyorsunuz?” sorusuna şu cevabı verdi: “Tabii düşünüyorum. AKP’nin izlediği politikanın çağdaş dünyayı rahatsız ettiğini görüyoruz. İktidarın baskıcı yönü görüldü. Türkiye’de özgürlükleri savunan, demokrasiyi savunan, bireysel hak ve özgürlüklerin alanını genişletmeye çalışan başka bir siyasal oluşum var mı? Doğal olarak akla geliyor; CHP’ye ilgi duyulması biraz da bu nedenle.”

Kılıçdaroğlu bu nedenle hem ABD Kongresi’ndeki Demokrat ve Cumhuriyetçi gruplarla hem de üç düşünce kuruluşunda yapacağı temas ve konuşmalarda Gezi ve Türkiye’de yeni bir muhalefet anlayışının filizlenişi konusuna özel vurgu yapacağını söylüyor. Kasım ayında İstanbul’daki Sosyalist Enternasyonal toplantısında dağıtılan Gezi broşürü biraz daha geliştirilerek Vaşington’da tanıtılacak. “Gezi, Türkiye’nin prestijini yükselten bir olay” diyor ve şöyle devam ediyor: “Gençlerin özgürlük ve demokrasi taleplerini dile getiren bir eylem. Biz başından beri öyle diyorduk ama AKP inkâr ediyordu. Şimdi Amerika’yı ziyaret eden ve dönenler Gezi’yle onur duyduklarını ifade ediyorlar, demek ki bu kadar etkili.” Kılıçdaroğlu son cümleyi bıyık altından gülerek söylüyor; isim vermiyor ama son dönemde Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun demeçlerine bir gönderme var.

Türkiye Batı’ya yönelmeli
Bu noktada Erdoğan’ın “Dışarıda Türkiye’yi kötülüyor” eleştirisini hatırlatıyoruz.
“İki şeyi ayırmak lazım” diyor. “Avrupa Birliği’ne gittiğimiz zaman, Türkiye’yi tartıştığımız zaman onu Türkiye’yi kötülemek olarak algılıyor. Çin’e gittik, Suriye’ye gittik, Irak’a gittik, Mısır’a gittik, Türkiye’yi oralarda eleştirmedik hiçbir zaman. Başbakan Brüksel’i dış dünya kabul ediyor, oysa AB bizim için dış dünya değil; çünkü biz o dünyaya girmek istiyoruz. Türkiye yüz yıllardır yönünü Batı’ya çevirmiş toplum, hep çağdaş dünyada, içinde yer almak, NATO, AGİT, OECD üyesiyiz, AB’nin de tam üyesi olmak istiyoruz. Çağdaş dünyadan kopuk, daha otoriter bir yönetimin içinde olan bir Türkiye’nin olmasını kabul etmiyoruz.” Kılıçdaroğlu bu çerçevede Erdoğan’ın Şanghay üyeliği önerisine de karşı olduğunu söylüyor.

“CHP’nin nasıl bir parti olduğunu merak ediyorlar” diyor Kılıçdaroğlu, ABD başkenti temaslarına başlarken; “Ekonomi politikası, dış politikası, enerji politikası nedir, İran’la nükleer anlaşmaya, Suriye ile Cenevre görüşmelerine nasıl bakıyoruz? Genel başkanının ağzından anlatacağız.” 

CHP liderinin ABD temaslarına dair bir merak konusu da Fethullah Gülen cemaati ile hükümet arasında devam eden tartışmadaki tavrı, burada bir görüşme olup olmayacağı. Kılıçdaroğlu bu konuya girmedi, yalnızca Taraf gazetesindeki belgeler sorulduğunda “Daha çok belge çıkacak, öyle anlaşılıyor” demekle yetindi.

AB ve Ortadoğu’dan sonra ABD
Bir konu daha var: Kılıçdaroğlu’nun Vaşington temaslarında Kongre ve kanaat önderlerinden değil, ama yönetimden isimlerle yapılacak görüşmelerde düzeyin düşük olduğu eleştirileri... Etkili bir Amerikalı resmi kaynak, “Bizde muhalefet partileriyle resmi görüşme yapma geleneği yoktur” diyor, AK Parti’nin 2002’de seçim kazanmadan önce Vaşington’a geldiği seferinde yönetimden hiç kimse ile görüşememiş olduğunu hatırlatarak. “Bu nedenle yönetimden mevcut temaslar dahi bizce önem verilen bir durum. Hiç bir ülkeye özel karşıtlığımız yok . Amerika da hangi cepheden bakarsanız bakın dünyanın en etkili gücü. Kongresinin ana muhalefet liderini davet etmesi dinlemesi gayet doğal. Düşünce kuruluşlarının da bu konuda merak içinde olmaları bizim açımızdan bir gelişmedir diye düşünüyorum.” Yönetimden CHP lideriyle görüşmesi şu ana dek kesinleşen en üst düzey isim Başkan Barack Obama’nın Avrupa Direktörü Karen Donfried. 

Başında Afrika kökenli Barack Obama’nın ikinci dönemini sürdürdüğü ABD yönetimi, artık Türkiye’ye sadece askeri önemi değil, demokratik değerleriyle de bakması gerektiğini anlamış görünüyor. CHP bir yandan cumhuriyet değerlerini demokrasi ve kişi özgürlükleriyle zenginleştirme gereğini, diğer yandan yüzünü Batı’ya dönmenin önemini keşfetmeye baladı; basmakalıp anti-Amerikancılık söyleminin terki, Avrupa hedefinin öne çıkarılması bunu gösteriyor.

Kılıçdaroğlu’nun AB ve Ortadoğu’dan sonra ABD’ye yönelmesi bu sürecin devamı.
CHP’nin Amerika’yı yeniden keşfi sürecinde, ABD de CHP’yi yeniden keşfediyor.