CHP bir yol ayrımına doğru gidiyor

Hiçbir parti liderliği içinden bu kadar aykırı ses çıkmasına uzun süre sessiz kalarak iktidarını koruyamaz

Kemal Kılıçdaroğlu 2010 yılında Deniz Baykal’ın bir kaset komplosuyla istifasının ardından CHP Genel Başkanlığı’na seçildiğinde vaat ettiği aslında CHP’yi dönüştürmekti. Yıllar sonra yeniden sosyal demokrasi söylemini parti gündemine taşıdı.

Bunu her şeyiyle gösterdi. Daha önceki on yıl boyunca giderek daha ulusalcı, milliyetçiliğe varan ulusalcı bir söylem benimsemiş CHP’de yeniden Ecevit’in 70’lerdeki halkçı söylemini, bugünkü kavramlarla estirmeye başladı. 27 Mayıs’ı devrim değil darbe olarak nitelemesinden, Diyarbakır, Hakkâri seferlerinde Kürt meselesine siyasi çözüm bakışına dek, CHP’de 10’uncu Yıl Marşı nostaljisini daim kılmak isteyenlerin kaşlarının çatılmasına yol açtı. Parti yönetimine getirdiği bazı kadrolar da öyle...

Kırk yıllık CHP’liler, şimdiye dek partinin kapısından girmemiş isimlerle aynı masa etrafında oturmayı kendilerine yediremiyorlardı.
Öte yandan siyasi gündemin neredeyse bütünüyle oyların yarısını almış AK Parti tarafından belirlenmesi, CHP’deki sosyal demokrat refleksleri canlandırmak isterken, AK Parti’ye karşı laik ve cumhuriyetçi refleksleri de canlı tutma ihtiyacı vardı. Bugün yamalı bohça görünümündeki CHP Meclis grubu bu zorunluluğun yansımasıdır.

Evet, her kitle partisinden, ideolojik partilerden ayrı olarak homojen olması beklenemez. Kitle partileri daha çok, benzer eğilimleri gölgesinde toplayan şemsiyeye benzer. Ama CHP’nin şemsiyesinin özellikle sert rüzgârlar esmeye başladığında, hâkim olması kolay olmayacak kadar geniş ve çeşitli kesimleri altında toplamaya çalıştığı görülüyor. Türkiye’nin önümüzdeki yıl kritik bir cumhurbaşkanlığı seçimine gitmeye hazırlandığı, aynı zamanda hükümetin iddialı bir Kürt sorununa çözüm arayışına girdiği dönemde, bir de yeni anayasa yazımı gündemdedir. Siyaset rüzgârları sertleşmektedir.

Bu anayasa sürecinin önemli bir düğümü 66’ncı maddedeki Türk vatandaşlığı tanımıdır.

CHP İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler’in, akademik açıklaması ne olursa olsun Kürtleri Türklerle eşit görmediği olarak algılanan -kabul edilemez- sözleri, Kılıçdaroğlu’nun çağdaş sosyal demokrasiyi hedefler görünen söylemiyle çelişmektedir. Ona tepki olarak CHP’nin Güneydoğu’daki tek milletvekili olan Kürt kökenli Salih Fırat’ın istifası, ortada bir kırılma olduğunu gösteriyor. Kılıçdaroğlu’nun gitmeyi reddettiği Adana mitinginin parti yöneticisi Muharrem İnce’nin gözleri önünde İşçi Partisi gövde gösterisine dönüşmesi bu kırılmanın boyutlarını gösteriyor.

Güler’in dün üste çıkarak özür istemesi ve üstelik tutumunu solculuk olarak göstermeye çalışması, hem ulusalcılık modasına uygundur hem de acı vericidir. Bu çıkışın sertliği, perde arkasında CHP’nin eski tüfeklerinin bulunduğuna, belki onların son bir hamle ile ‘Küçük, ama benim’ anlayışıyla iktidar perspektifinden yoksun müzmin muhalefet anlayışıyla Kılıçdaroğlu’nun dengesini bozmaya çalıştıklarına işaret etmektedir.

Kılıçdaroğlu, doğrusu zor durumdadır. Eski tüfekler belki Fırat benzeri yeni istifalarla Kılıçdaroğlu’nu yalnızlaştırarak parti yönetiminde yeniden ağırlık kazanmak istiyorlar. Buna karşın Kılıçdaroğlu ne yapacak? Belki o da saflarını sıklaştırıp eski tüfeklerin blöfünü görecek ve bir olağanüstü kongreyle risk alarak parti yönetiminde güç kazanmaya çalışacak. Ama bu olsa dahi, Meclis grubu aynı kalacak. Belki doğrusu şemsiyeyi hâkim olunması kolay boyutlara indirmek ve MHP, BDP ya da İP’ye gitmek isteyen varsa mani olmamaktır.

Ama hiçbir parti liderliği içinden bu kadar aykırı ses çıkmasına uzun süre sessiz kalarak iktidarını koruyamaz. Kılıçdaroğlu’nun ve CHP’nin her durumda bir yol ayrımına yaklaştığı görülüyor.