CHP çok mu haksız?

Anayasa değişikliği dikkatleri işsizlik ve yolsuzluktan çekmek için mi? CHP ?dokunulmazlık? derken haksız mı?

Başbakan Tayyip Erdoğan dün Nevşehir’de çıtayı iyice yükseltti ve ‘Sandıklar selam duracak’ sloganıyla AK Parti oylarını yüzde 47’nin üzerine çıkarma hedefini tekrarladı.
Erdoğan’ı böyle güvenle konuşturan belki Samsun’da seçmenden gördüğü büyük ilgidir. Gerçekten de Samsun mitinginde toplanan kalabalık, hangi siyasetçiyi olsa cesaretlendirecek türdendi.
Ama aynı gün İstanbul’da, Kadıköy’de de en az Samsun’daki kadar kitle toplanmıştı. Emekçiler ekonomik krizin faturasını ödemek istemediklerini söylüyor, hükümetin önlem almamasını protesto ediyorlardı.
Dünya Bankası Başkanı Robert Zoellick hafta sonu yaptığı açıklamada, mali krizin getirdiği işsizlik sorunları nedeniyle artık küresel çapta bir ekonomik krize dönüşmekte olduğunu duyurmuştu; ülkeleri buna göre önlem almaya çağırıyordu.
Önlem almanın tek yolu IMF ile anlaşmak değildi tabii, önlem almanın tek yolu mali piyasaları memnun etmek de değildi. Ama önlem almaktan anlaşılan, ‘sosyal yardımlaşma, hatta daha ileri giderek sosyal devletin gereği’ adı altında aleni seçim rüşveti dağıtmak mı olmalıydı? Yüksek Seçim Kurulu’nun uyarısına karşın, Başbakan ‘Ben yardımı verdim mi? Ona bakarım’ diyordu. Yardımın AK Parti oylarına dönmesi isteğinin, tam seçim arifesinde sâfi sosyal devlet gereği niyetinden kaynaklandığına inanmak için fazla saf olmak gerekiyor.
Başbakan’ın aslında seçim sonrası imzalanacağından herkesin hemen hemen emin olduğu IMF ile anlaşma imzalanması konusunu da seçim amaçlı bir kahramanlık meselesine dönüştürme çabası, dünkü konuşmasıyla iyice meydana çıktı. Tıpkı Davos-Gazze konusu gibi, tıpkı ‘Medya ile kavga eden kazanır’ anlayışıyla artık her seçim konuşmasında medyaya yüklenmesi gibi... Ve tıpkı Anayasa değişikliği konusu gibi.
Bir hafta öncesine dek Anayasa değişikliği gibi bir konu yoktu ortada. TBMM Başkanı Köksal Toptan temaslarında seçimlerden sonra bu konuyu gündeme getireceğini, çok da büyütmeden söylüyordu, o kadar. Başbakan ise, hem de ‘Meclis Başkanı’nı devreye sokmayı’ planladığı gibi yasama-yürütme bağımsızlığını tartışmalı hale getiren bir üslupla konuyu açtı. Üstelik konuyu açarken CHP ile uzlaşma olmazsa, CHP’nin değişiklikleri Anayasa Mahkemesi’ne götüreceğini tahmin ettiğini söyleyerek açtı. Öyleyse CHP ile uzlaşma gerekiyordu.
CHP buna aynı gün Kemal Anadol’un ağzından, “Önce tek madde halinde dokunulmazlıkların kaldırılmasını getirsinler” reddi geldi.
MHP’nin geçen defa üniversitelerde türban serbestisi konusunda destek vermesi Anayasa Mahkemesi’nden (CHP-DSP başvurusu üzerine) geriye dönen ve Kapatma Davası’na giden yolu açan gelişmeleri başlatmıştı. MHP bu defa yoğurdu üfleyerek yiyor; Başbakan Erdoğan ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in sözünü ettiği ‘Uzlaştırma Komisyonu’na üye vermek konusunda MHP’den çelişkili sesler geliyor.
AK Parti de herhangi bir Anayasa değişikliğinin CHP katkısı olmadan, hele ki Anayasa Mahkemesi’nin ‘laikliğe karşı odak’ kararı ortada duruyorken, herhangi bir anlamı olmayacağını biliyor. AK Partili Nihat Ergün’ün dün CHP’nin şartı dokunulmazlıkların kaldırılması ise, bu konuyu birinci madde yapabileceklerini söyledi.
Bu mümkün mü? Üstelik CHP lideri Deniz Baykal yalnızca milletvekilleri değil, bürokrasi ve yargı mensupları için de dokunulmazlıkları topyekûn sınırlama önerisini yapmış olduğu halde, Avrupa Birliği’nin dokunulmazlıkları yolsuzlukların birinci nedeni ilan etmiş olduğu halde, AK Parti dokunulmazlıkların sınırlandırılmasını Anayasa değişikliğinin birinci maddesi yapması mümkün mü?
Bu olduğu takdirde, örneğin Başbakan Erdoğan aleyhine karar aşamasına gelmiş iki yolsuzluk suçlaması davasının gündeme geleceğini Nihat Ergün bilmiyor mu? Bilmemesi düşünülemez. CHP dokunulmazlığı gündemde tutmakta ve aksi halde uzlaşma yok demekte çok mu haksız?
O halde Anayasa değişikliğini de tıpkı Davos çıkışı gibi, tıpkı IMF ile sürekli kavga görüntüsü gibi bir seçim hamlesi saymak, asıl yakıcı gündemden dikkatleri başka yere çekme girişimi saymak çok mu yanlış?
Asıl yakıcı gündem ne mi? Onu Türkiye İstatistik Kurumu dün açıkladı. Bir önceki kasım ayına göre geçen kasım ayında işsiz sayısı 645 bin kişi artarak 2 milyon 995 bin, diyelim 3 milyon kişiye ulaşmış. Genç işsizlik oranı ise ürkütücü boyutta: Yüzde 24. Yakıcı olan konu işte bu.