CHP Erdoğan'ı çok kızdırıyor

Başbakan CHP'den o kadar söz ediyor ki kamuoyu bazı CHP etkinliklerini medya yerine Erdoğan'dan öğreniyor.

Nereden mi çıkarıyorum? Aslında örnek çok ama en sonuncusunu alıp ayrıntılı tahlilini yaptığınızda bu sonuç çıkıyor.
Erdoğan’ın 12 Eylül 1980 askeri darbesinin 33’üncü yıldönümünde, İstanbul’da Tüm Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜMSİAD) tarafından düzenlenen ‘Uluslararası KOBİ Şûrası’nda yaptığı konuşmadan söz ediyorum.
Hemen hemen bütün televizyonlar tarafından canlı yayımlanan bu konuşmasında Erdoğan’ın 12 Eylül darbesinden bahsetmesi kadar doğal bir şey yoktur. Nitekim Erdoğan bundan 3 yıl önce anayasa değişikliği halkoylamasını da bir hesaplaşma simgesi olarak 12 Eylül tarihinde yaptırmış ve bu yolla ‘Yetmez ama evetçiler’ diye adlandırılan oyların desteğiyle yüzde 58 gibi yüksek bir destek bulmuştur.
Erdoğan’ın bir darbe yıldönümünde ağırlığı demokrasinin önemine ve korunmasına vermesi doğaldır. Zaten konuşması boyunca en çok kullandığı kavram da bu olmuş, Erdoğan 13 kez ‘demokrasi’ demiştir. Demokrasi kelimesinin ardından 11 tekrarla kullanılmış ‘millet’ sözcüğü gelmiştir; bu da doğaldır.
Genel kullanım anlamı olan bu iki temel kavramı özel kullanım alanı olan üç ‘kilit sözcük’ izlemiştir. Bu iki ‘kilit sözcüğü’, aynı tekrar sayısıyla kullanılmış üç sözcük izlemiştir. Erdoğan’ın konuşması boyunca 10’ar kez kullandığı bu sözcükler ‘12 Eylül’, ‘27 Mayıs’ ve ‘CHP’ sözcükleridir.
Meraklısı için, ‘28 Şubat’ın 7 kez, ‘darbe’ sözcüğünün 5 kez ve ‘Mısır’ sözcüğünün 3 kez kullanıldığı AK Parti internet sitesindeki yazılı metinden saptanabilir.
Her biri 10 kez kullanılan üç özel anlamı bulunan kilit sözcükten ‘12 Eylül’ zaten günün münasebetini göstermektedir; dolayısıyla teşhis amaçlı tahlil için tek başına gösterge sayılmayabilir. Ama ‘27 Mayıs’ ve ‘CHP’ öyle değil; onların kullanım şekli ve kullanım sıklığı bir teşhis konmasına izin veriyor.
Erdoğan 12 Eylül, onun öncesindeki 12 Mart 1971 ve sonrasındaki ‘post-modern darbe’ 28 Şubat 1997’nin hep 27 Mayıs 1960 kaynaklı ve onun ‘tahkim edilmesini’ amaçlayan devamı niteliğindeki hamleler olduğu görüşündedir. Bence de bu bakış (28 Şubat’ın artık dış destekten yoksun, miadı dolmuş bir karikatür olması dışında) genel hatlarıyla doğrudur. Erdoğan buradan ani bir sıçrama yapmakta ve 12 Eylül’ün yıldönümünde CHP’nin Mısır’daki darbeye ‘hayırlı olsun’ ziyaretine gittiğini söyleyip CHP’ye –deyim yerindeyse- çakmaya başlamaktadır.
Başbakan’ın kızgınlığı vesilesiyle CHP, bu önemli konuşmanın vesilesi olan 12 Eylül darbesine eşit miktarda anılmıştır. Aslına bakarsanız, Erdoğan’ın son zamanlarda CHP’ye kızgınlığı ve her vesileyle yerden yere vurması sayesinde, medyanın ciddi bir kısmının yer vermediği CHP etkinliklerinden kamuoyu Erdoğan’ın canlı yayımlanan konuşmaları sayesinde haberdar olmaktadır.
CHP’nin kendi içinde ne kadar ciddi sorunlar yaşamakta olduğu zaten malum. En son Anayasa Yazım Komisyonu’nda iki CHP’li üyenin birbirine girmesinden tutun, belediye seçimleri için yaşanan aday sıkıntısına kadar CHP’de yaşanan hiçbir şey zaten saklı kalmıyor; AK Parti kadar medya disiplinine sahip bir parti değil. Yine de CHP’nin Erdoğan’ı son zamanlarda en çok iki nedenden dolayı fazlasıyla kızdırdığı, o yüzden her konuşmasında söz etmekten kendini alamadığı anlaşılıyor.
Bunlardan birisi Gezi olayları... O gösterilerin başlangıcında ve gelişmesinde CHP’nin yer almadığı, hatta yer almasına göstericilerin izin vermediği yolundaki bilgilere karşın gösterilerin belli noktalarında görünür olan CHP milletvekilleri nedeniyle Erdoğan faturayı oraya kesiyor. Aslında bundan ‘Biz neymişiz’ payı çıkaran CHP’liler de yok değil, ama bu algının gerçeğin ta kendisi olmadığını en azından CHP’nin merkezi biliyor.
İkincisi, CHP’nin son zamanlarda yürüttüğü alternatif diplomasi... Önce CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında bir heyetin Irak’a yaptığı ziyaret, ardından CHP yönetiminden iki eski diplomasi tüfeğinin Mısır ziyareti bu iki ülke yönetimiyle de şu sıralar arası pek olmayan Erdoğan’ın tepkisine yol açtı. Daha önce de çok tartışmaya yol açan bir Şam ziyareti olmuştu.
Aslında demokrasilerde muhalefet parti temaslarının da uluslararası ilişkilerde yeri var; ne de olsa demokrasilerde muhalefet de yönetimin bir parçası sayılıyor. Dolayısıyla hükümetlerin arasının bozuk olduğu dönemlerde ülkeler ve halklar arası temas kesilmemiş oluyor. Nitekim CHP heyetinin Mısır’da yalnızca darbenin işbaşına getirdiği geçici hükümetin değil, darbenin yönetimden uzaklaştırdığı Müslüman Kardeşler’in Adalet ve Özgürlük Partisi yetkilileriyle de görüşmüşler. Üstelik CHP’lilerin, Başbakan Erdoğan’ı eleştiren bir Mısırlı siyasetçiyi dinlemeyerek, saygıya davet ettikleri de sır değil. CHP’liler “Şimdi sırada Gazze var” diyerek şu sıra Erdoğan’ın Ortadoğu’da gitmekte sıkıntı çektiği yerlere kendilerinin gidebildiğini göstermek istiyor; adeta nispet yapıyorlar. Bu da haliyle daha iki yıl önce Ortadoğu’daki her yere rahatlıkla gidip konuşabilmekle haklı olarak övünen Erdoğan’ı kızdırıyor.
Şahsen, Gazze seyahatini CHP için de çok kolay görmüyorum; Hamas’ın CHP ile evinde görüşmesi artık bambaşka dengelerin söz konusu olduğunu gösterir.