'CHP, orduyla yollarını 12 Mart'ta ayırdı'

CHP Grup Başkanvekili Kılıçdaroğlu, 'CHP+Ordu=İktidar formülü artık geçersiz demek, tarih bilmemektir' diyor

İsminin yazılmaması koşuluyla konuşan etkili bir hükümet üyesinin ağzından 3 Temmuz’da yayımladığımız “CHP+Ordu=İktidar formülü artık geçersiz” sözlerinin bir benzeri, dünkü Bugün gazetesinde Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın ağzından yayımlandı.
Radikal’e konuşan bakan, “CHP’nin bu konulara yaklaşımı üzücü, ama anlayabiliyorum.
İki arada bir derede kaldılar. Eskiden ‘CHP+Ordu=İktidar’ gibi bir formül söylenirdi. Artık böyle bir formül kalmadı” demişti.
Bugün’e konuşan Arınç ise, “CHP; irtica, Cumhuriyet, rejimi koruma ve kollamak konusunda çok duyarlı olduğu bilinen Silahlı Kuvvetler’in arkasına sığınarak siyaset yapıyor. Geçmişte bilinen ‘CHP+Ordu=İktidar’ formülünün belki 27 Mayıs’ı gördükten sonra daha güçlü bir şekilde varlığı kabul edilmiştir. Bugüne kadar TSK tarafından sivil siyasete müdahale olarak kabul edilebilecek her türlü davranışa CHP sahip çıkmıştır” diyordu.
Bu tema, hafta sonu boyunca Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından işlendi. Erdoğan, en açık şekliyle 5 Temmuz’daki Trabzon İl Kongresi’nde CHP lideri Deniz Baykal’a hitaben “Asker üzerinden siyaset yapma” dedi.
Baykal da ona Edirne-Kırkpınar’dan “Boş konuşuyor. Bir muhalefet partisi nasıl Ordu içine girebilir?” yanıtını verdi.
Bunları tekrarlamamın sebebi, bir kanıyı sizinle paylaşmak: Asker-siyaset sıkıntısının faturasını CHP’ye kesmek doğrultusunda AK Parti kademelerinde özel bir çaba olduğu, bunun için de CHP-ordu ilişkisinin öne çıkarıldığı yolunda bir izlenimim var.
CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun telefonla aramasıyla CHP tarafında da bu konuda ciddi bir tepkinin varlığını öğrenmiş oldum.
Kılıçdaroğlu, “Ya tarih bilmiyorlar, ya kötü niyetli bir çarpıtma yapıyor AKP” diyordu.
Bunu izah ederken de tarihe not düşme niteliğinde ilginç değerlendirmelerde bulundu. Şöyle:
* CHP ile ordunun yolları 12 Mart ile ayrıldı. Asker 12 Mart 1971’de hükümeti istifaya zorlayınca, İsmet İnönü’den bir başbakan adayı istedi. İnönü, CHP kurullarının karşı çıkmasına rağmen Nihat Erim ve birkaç ismi önerdi. 
* Buna dönemin Genel Sekreteri Bülent Ecevit ve arkadaşları şiddetle karşı çıktı; görevlerinden istifa ettiler. Tartışmalar sonunda CHP kurultaya gitti ve partililer İnönü yerine Ecevit’i seçti. 
* Bu tartışma ve değişim sürecinin kökünde, 12 Mart’a karşı takınılan tutum yatmaktadır. Ecevit, İnönü’ye bu nedenle karşı çıktı.
O tarihten itibaren benimsenen halkçılık söylemi o tartışmaların ürünüdür.
* Bu, Cumhuriyet tarihinin siyaseten en önemli dönüm noktalarından birisidir.
Çünkü ilk defa bir siyasi parti askerin yönetime el koymasına açıkça karşı çıkıyordu ve CHP=Ordu imajı ilke defa kırılıyordu. O dönem Ecevit’in elinde taşıdığı bayrak, bugün de CHP yönetimi tarafından taşınıyor.
* CHP’nin 12 Eylül’ü desteklediğini söylemek mümkün mü? 12 Eylül askeri yönetimi CHP’yi kapattı. 12 Eylül’ün getirdiği siyasi yasakların kaldırılması için, bugün söz konusu olan yasal değişiklik için 1993’te teklif veren de CHP. Daha dün Yaşar Büyükanıt’a özel oto alınışı olayına biz karşı çıktık. Bugün de 12 Eylül sorumlularının yargılanması yolunun açılmasını istiyoruz.”
Burada Kılıçdaroğlu’na CHP’nin 27 Nisan 2007 e-muhtırası üzerine tepkisinin yeterli bulunmadığı, son yasa üzerine tartışmada da sivil alanın genişlemesine karşı olduğu gibi kamuoyu algılaması bulunduğunu hatırlatınca şunları söyledi:
* “Sivil alanın genişletilmesini elbette istiyoruz. Ama bunu oldubittilerle değil, uzlaşma içinde yapılmasını istiyoruz. Şimdi zirveler düzenleniyor,  ‘Nasıl düzeltelim’ diye. Biz işin içeriğine karşı değiliz, oturup beraberce genişletelim. Bir işin yapılması kadar, nasıl yapıldığının da önemli olduğunu düşünüyoruz. Evrensel hukuk da
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları da usûl ve esası birlikte değerlendiriyor.
* “Ben bu son düzenlemeye dair Başbakan’ın bilgisi olmadığına da inanmıyorum. Baştan
itibaren Başbakan ve Adalet Bakanı tarafından düzenlendi; düşünsel birliktelik var. Başbakan’ın olay ilk ortaya çıktığındaki açıklamaları bunu gösteriyor. Sonradan tepkiler gelince farklı konuşmaya başladı. Ama medyada genel olarak iktidarın yaptığı doğrudur, muhalefet onu engelliyor gibi bir hava hâkim. Bu doğru değil.”