CHP sürece nasıl katılabilir?

CHP'nin sürece katılması için iki şart gerekiyor: Erdoğan'ın bunu gerekli bulması ve Kılıçdaroğlu'na çağrıda bulunması.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Baltık turundan yaptığı “Kürt çözüm sürecine CHP’yi de alın” çağrısının dün gazetelerde yayımlandığı gün, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, CHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu’nu aramış. O sırada CHP Merkez Yönetim Kurulu, Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında toplantıdaymış. Masa dikkat kesilmiş, bu defa hükümetten ciddi bir çağrı gelmekte olduğu merak edilmiş.

CHP kaynaklarından edindiğim bilgiye göre Loğoğlu’nun verdiği bilgiyle AK Parti cephesinde değişen bir şey olmadığı kanısı biraz daha güçlenmiş. CHP’liler, Atalay’ın geleceğe dair bilgi vermediği, olan biten hakkında verilen bilgiden çok fazlasının ise zaten dünün gazetelerinde mevcut olduğunu söylüyor.

Karar alıcı konumdaki kaynağım “Gül mutlaka iyi niyetle yaptı çağrısını” diyor; “Ama kastettiği bu değil herhalde”. Sonra şöyle devam ediyor: “Kemal Bey ‘Açık çek veriyorum’ dedi, Başbakan ‘Kendin himmete muhtaçsın’ cevabını verdi. Kemal Bey, 16 maddelik plan önerdi, Başbakan bize hiçbir perspektif açıklamadan, soru sormadan kendi peşine takılmamızı bekliyor, sürekli hakaret ediyor. Âkil İnsanlar önerisi önce bizden çıktı, ama biz her görüşten ve Meclis bünyesinde heyet önermiştik; bu heyet hükümetin paralelinde. Aslında bizim katılmamızı istediği de yok, istese Kemal Bey’i arar, ikisi görüşür, anlaşır.”

CHP’nin sürece katılmasını PKK da elzem buluyor; etkili isimlerinden Zübeyir Aydar’ın 28-29 Mart’ta Radikal’deki mülakatını okudunuz. Bu sürecin tek başına AK Parti, hatta Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın deyişiyle MİT tarafından yürütülüyor olması, kamuoyu desteğini daha da zorunlu kılıyor; basına yansıyan bazı bilgiler, sürecin başındaki heyecanın aynı düzeyde tutulmasının zorlaştığını gösteriyor. Âkil İnsanlar Heyeti’nin asıl işlevi, önümüzdeki bir ay kadar sürede, temel olarak da milliyetçi muhafazakâr kesime, orta sınıfa anlatmak. Aynı sürede KCK örgütlenmesinin de PKK adına kendi tabanına süreci anlatmaya, iknaya çalışacağını yine Aydar mülakatından biliyoruz.

Ama sürecin nereye gideceğine dair yol haritası henüz ana hatlarıyla da ilan edilmiş değil; bilinen yalnızca üç aşamalı bir planın olduğu, o da resmi açıklama değil.

İşin doğrusu, Ankara siyaset kulisinden yansıyan hava, süreci en çok bilen iki kişinin Başbakan Tayyip Erdoğan ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan olduğu. Atalay, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Siyasi Danışmanı Yalçın Akdoğan da bu çekirdeğin etrafındaki halkadalar. Dar kadronun salı akşamı yaptığı toplantının ardından, çarşamba günü üç adım birden atıldı: Âkil insanlar listesi açıklandı, dördüncü BDP heyeti (yine Selahattin Demirtaş, Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder) İmralı’ya gitti ve AK Parti Meclis’te bir ‘Çözüm Süreci Değerlendirme Komisyonu’ kurulması teklifi verdi. Bu gelişmelerin ardından da dar kadro akşam saatlerinde yeniden toplandı. Bütün bunlar akla Öcalan’ın Nevruz çağrısına benzer bir adımın mı atılmakta olduğu sorusunu getiriyor.

Böyle bir adım Meclis komisyonu ile atılacaksa ana muhalefet partisi olarak CHP’nin sürece katılıp katılmaması daha önemli hale gelecek; AK Parti’nin yalnızca BDP ile gideceği bir işbirliğini kendi tabanına anlatmaya âkil insanların nefesi de yetmeyebilir.

Ama CHP’nin sürece katılması için öncelikle iki şart gerekiyor: Birincisi Erdoğan’ın bunu gerekli bulması, ikincisi de bu işi yardımcılara bırakmadan kendisinin ele alıp Kılıçdaroğlu’na açık çağrıda bulunması.

Yoksa CHP’nin neden bu işe katılmadığı sorgusu zaten yapılıyor ve mevcut koşullarda bu gayet kolay. İç barışın gerçekten arzu edildiği görülüyor; bu arzuyu toplumun daha geniş katmanlarına yaymak için biraz daha çaba gerekiyor.