CHP ve MHP'nin asıl tepkisi askere

Kürt açılımı konusunda CHP ve MHP'nin asıl tepkisinin askere olduğu söylenebilir

AK Parti ile MHP arasında artık PKK lideri Abdullah Öcalan’ı ‘Sen astırmadın’, ‘Ben astıracaktım’ seviyesinde yürütülen tartışmadan söz etmek bile yersiz. Bu seviyede yapılan bir tartışmadan Kürt meselesinin, hatta PKK meselesinin çözümüne ilişkin yapıcı sonuç beklemek -bu haliyle- giderek zorlaşıyor.
Öte yandan Kürt açılımı arayışında hükümete CHP ve MHP tarafından gösterilen tepkinin de 20 Ağustos Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı ardından giderek farklılaştığı ortada. Lafı uzatmadan söyleyecek olursak, MHP bu konuda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül dahil yönetimden herhangi bir isimle, konunun herhangi bir kısmını görüşmeyi toptan reddediyor. CHP ise itirazlarını içini doldurarak ortaya koyuyor ve hükümetle yüz yüze olmasa da tartışıyor.
Yani MHP giderek tartışmaya kapalı, CHP tartışmaya açık bir konum alıyor.
CHP’nin tartışmaya açık konumda olmasının son örneği CHP lideri Deniz Baykal’ın dünkü basın toplantısıdır.
İtirazlarına geleceğim, söylediği üç önemli unsura dikkat çekmek istiyorum:

1- Baykal’ın silahlı mücadeleye son verip silah bıraktırma amacıyla PKK ile dahi müzakereye oturulabileceğini söylemiş olması önemli ve anlamlıdır. İspanya’da ETA, İrlanda’da IRA ile yürütülen dolaylı görüşmelerde de bu hedef söz konusuydu. Nihai hedefi silah bırakma olmadan silahlı bir örgütle dolaylı dahi olsa konuşmanın çözüme yönelik bir anlam taşıyamayacağı söylenmeli zaten.

2- Baykal’ın Başbakan Tayyip Erdoğan ile oturup konuşma kapısını açık bırakmış olması da önemli. ‘Başbakan’ın bu konudaki düşüncelerimi gördükten sonra bana herhalde milli kimliği parçalamaya yönelik bir eğitim önerisiyle gelmeyecektir’ demesi, ‘Anayasa’daki Türk ifadesi orada duracak’ demesi, adeta kapsamlı bir görüşmenin çerçeve önerisi niteliğinde.

3- Baykal MGK açıklamasına yönelik ‘sürecin parçası olmasından dolayı üzüntü’ beyanında bulunsa da, şu açık kapıyı bırakıyor: “Bu sürece peşinen destek vermek yanlış. MGK, böyle bir sonuç vermeyeceğini bilerek söylediyse, mesele yok.” Baykal ardından MGK’nın bu süreci destekleyen diğer bazı isim ve çevrelerle aynı resimde görülmesini eleştiriyor.
Şimdi o konuya ayrıntısıyla girebiliriz.
MGK toplantısı ardından yapılan açıklama, CHP ve MHP üzerinde değişik etkiler doğurdu.
İkisinin ortak yanı, yalnızca tepkinin hedefinin MGK’nın asker üyelerine yönelik olması. Bunu nereden çıkarıyoruz? Bunu MGK’nın sivil üyelerinin zaten Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanlar gibi zaten muhalefet liderlerinin gece gündüz eleştirdiği kişiler olmasından çıkarıyoruz. Dolayısıyla MGK’nın Kürt açılımı arayışlarını üstlenip devamı istemiş olmasının eleştirilmesinde gerek CHP, gerek MHP’nin hedefi askerdir. Daha net olmak gerekirse, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’dur. Başbuğ, aslına bakarsanız, PKK ile mücadelede 2009 yılının 1984’ten bu yana en önemli fırsatı verdiğini, bu fırsatın kaçırılmaması gerektiğini 29 Nisan basın toplantısında herkesten önce söyleyen kişidir.
MHP lideri Devlet Bahçeli, askere yönelik bu tepkisini 20 Ağustos MGK’sını Mondros Mütarekesi’ne benzetmeye kadar vardırmıştır. MHP’nin bu tepkisi neredeyse stratejik bir
konu, MHP siyasetinin temellerine yönelik bir çelişki olarak gördüğü anlaşılıyor.
CHP’nin tepkisi ise daha kuşkucu ve daha taktik boyutta. Baykal kuşkuyu dile getirirken bile suçlama yapmadığını söylemek zorunda kalıyor. Hükümeti, Türkiye’nin önünde ne gibi aşamaların bulunduğuna ilişkin açıklama yapmaya zorluyor.
Baykal bu zorlamanın asli unsurlarından birisini Erdoğan’ın bu planı ABD merkezli Atlantic Council isimli araştırma kuruluşunun Norveç hükümnetinin mali desteğiyle nisan ayında düzenlediği bir Kürt konferansı sonrasında uzmanı David Philips’e yazdırdığı rapor arasında benzerlik olduğu üzerine kuruyor. O kadar ki, CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen dün Başbakan Erdoğan’a yazılı bir soru sorarak rapor ile hükümetin izlediği yöntem (ki Öymen, Erdoğan’ın fikir değiştirip DTP ile görüşmesini örnek veriyor) arasındaki benzerliğin tesadüf olup olmadığını sordu.
Ankara’da bu tartışmalar sürerken gözlerin Diyarbakır’a dönmesinde yarar var. 1 Eylül’de yapılacak ‘Onurlu Barışa Evet’ mitinginde PKK’nın ‘Bensiz adım attırmam’ anlamına
gelecek açıklamaları bazı DTP yetkilileri ağzından yapacağı beklentisi var. O açıklamaların Ankara’daki tartışmaların sertlik dozunu artıracağı endişesi de var tabii...