CHP'nin AKP ile koalisyon şartı

CHP'nin AK Parti'yle herhangi bir görüşmeye başlama şartı Davutoğlu'na ağır gelebilir, ama Davutoğlu'na Erdoğan'dan bağımsız siyasi liderliğini ispat için altın bir fırsat da sunabilir.

Zaferin bin babası çıkar, yenilgi yetim kalırmış.

Bu sözler suikast sonucu öldürülen ABD Başkanı John Kennedy’ye ait.

Dün itibarıyla AK Parti bünyesindeki durum, sanki 7 Haziran seçimlerinde Meclis çoğunluğunun kaybedilmesinin sorumluluğunu kimin üstleneceği tartışmasına işaret ediyordu.

***

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın dün İstanbul’dan Ankara’ya giderken Anadolu Ajansı’na yaptığı yazılı açıklamasındaki ifadeler önemli.

Erdoğan, “bütün partileri” yani bu durumda AK Parti’yi de seçim sonuçlarından ders çıkarmaya ve “sorumlu” davranmaya çağırıyordu.

***

Aslına bakarsanız, Anayasa’da tarif edildiği şekliyle Türkiye Cumhurbaşkanı'ndan beklenmesi gereken tutum budur; keşke seçim kampanyası boyunca da bu tutumu almış olsaydı.

Ancak şimdi, sanki seçim kampanyası boyunca Başkanlık sistemi hedefiyle bütün ağırlığını AK Parti’ye verip, muhalefeti yerden yere vurmamış gibi kendisini “partilere eşit mesafede cumhurbaşkanı” olarak konumlamak istiyor.

AK Parti yönetimi, en azından çoğu, adeta Erdoğan ve çevresindeki danışman, müteahhit ve medya ekibinden gelecek fatura kesme hamlelerine karşı Davutoğlu’nun etrafında toplanmış görüntü veriyor.

***

Eylül’deki Genel Kurul hareketli geçeceğe benziyor, ama o zamana dek Davutoğlu’nun halletmesi gereken çok daha önemli konular var.

Mesela hükümet ne olacak?

AK Parti artık dışarıdan destek almadan tek başına hükümet kurma kudretini kaybettiğine göre ve AK Parti iktidarı kaybederse Erdoğan başta olmak üzere çok kişi pek çok şey kaybedebileceğine göre, Davutoğlu hangi partiyle anlaşabilir?

***

MHP lideri Devlet Bahçeli dün “HDP ile yapsın, nasıl olsa Kürt çözüm sürecinde beraberler” dedi; olmazsa CHP’nin de onlara katılacağını söyledi.

MHP’nin 1999’dan kalma şöyle bir travması var: MHP’liler “sistemin” 1999’da PKK lideri Abdullah Öcalan’ın idamının kendilerine “durdurtulduğuna” inanıyor, bir de kendi iktidarlarında serbest bırakılmasına ortak olmak istemiyorlar.

Dolayısıyla Bahçeli, Kürt sürecinin durmasını AK Parti ile koalisyon için şart koşuyor ve tabii bir de Erdoğan’ın hükümet işlerine karışmasını istemiyorlar.

***

HDP dün Selahattin Demirtaş’ın ağzından bir kez daha ne içeriden, ne dışarıdan AK Parti’ye ve Erdoğan’ın başkanlık hedefine destek olmayacağını söyledi.

Tabii bunlar partilerin daha müzakereye başlangıç pozisyonları, ama beyanları ciddiye almak da lazım.

Bir ihtimal ve doğruyu söylemek gerekirse ekonomi çevrelerinin en çok gönlünden geçen ihtimal AK Parti-CHP koalisyonu; Almanların ifadesiyle “Büyük Koalisyon”.

***

Ama oraya gelmeden önce dün bir sayın okurumun hatırlattığı bir HDP hesaplaşması yapmam lazım.

2 Şubat 2015’te “HDP Meclis dışında kalma riskini alabilecek mi?” başlıklı bir yazı yazmış ve “HDP'nin adaletsiz yüzde 10 barajıyla hesaplaşmak istemesi cesaret işi, ama Meclis dışında kalması yalnızca kendisi için değil Türkiye'de demokrasinin gelişimi için de kayıp olur” demiştim.

O günkü endişelerimin yersiz olduğunu sanmıyorum, ama HDP’nin barajı aşıp gelmesini Türkiye’deki demokrasinin gelişmesi açısından sevindirici bir kazanç olarak görüyorum.

***

Gelelim CHP konusuna.

Öncelikle hem CHP, hem MHP yıllardır iktidar susuzluğu içindeki partiler; kadroları bu susuzluğu gidermek istiyor.

Ama CHP-MHP-HDP koalisyonu, belki CHP açısından Kemal Kılıçdaroğlu’nu başbakanlığa taşıyacak bir formül gibi görünse de, aritmetik gerçekliği bulunsa da, siyasi bakımdan pek gerçekçi görünmüyor.

***

AK Parti-CHP koalisyonunun ise bir mantığı var.

Ama CHP açısından önemli engeller de var. Mesela bu kadar yıldır yolsuzlukla, hırsızlıkla suçladıkları AK Parti’yle nasıl ortak olacaklar? Böyle bir ortaklık CHP tabanını daha da (mesela HDP’ye doğru) eritmeyecek mi?

Öte yandan AK Parti ve CHP’nin uzlaşmaları halinde, Kürt meselesine makul bir çözümü de içeren yeni bir anayasayı Meclis zemininde kolaylıkla geçirebilecekleri bir gerçek.

***

AB uyum yasaları çerçevesinde 2002-2005 döneminde 9 anayasa değişikliği ve anayasa kadar önemli üç yasa değişikliği böyle mümkün olmuştu.

İki partinin oluşturacağı geniş tabanlı bir koalisyonda ekonominin bugünkünden çok daha sağlıklı bir zemine kavuşacağı, batıdan doğrudan yatırımların hızlanacağı beklentisi mevcut.

CHP’nin asgari ücretlilere, çiftçilere, işsizlere, emeklilere vaatlerini gerçekleştirmesi için önemli bir fırsat ortaya çıkabilir

***

AK Parti’nin biraz da Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı nedeniyle iktidarı bırakmak istemeyeceği var sayılırsa, CHP’nin pazarlık şansının daha yüksek olduğu görülebilir.

CHP’nin böyle bir koalisyon görüşmesine girmek için en önemli şartının Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hükümet işlerine kesinlikle karışmayacağının, koalisyon protokolü maddesiyle de yetinmeyerek kamuya açık beyanı olduğu söylenebilir.

Sürecin ancak 7 Haziran seçimlerinde çoğunluğun da istemediğini beyan ettiği Erdoğan tipi başkanlığın fiiliyatta da söz konusu olmayacağı beyanıyla başlayabileceği anlaşılıyor.

***

Peki, ya yolsuzluklar?

CHP’nin onu bir pazarlık maddesi dahi yapmayacağı izlenimi var: Meclis oluşur oluşmaz, 17-25 Aralık 2013 yolsuzluk soruşturmalarında Erdoğan tarafından istifa ettirilen, ama daha sonra üzeri kapatılan dört eski bakanın dosyasının yeniden açılması soruşturulması için teklif vermeye hazırlar.

Zaten artık Meclis’te onu engelleyecek oy çoğunluğu kalmadı ama siz AK Parti’de artık kaç kişinin o dört eski bakana peşinen kefil olacağını sanıyorsunuz?

***

Bu koşullar AK Parti’ye, Erdoğan ve Davutoğlu’na zor gelebilir, ama aslında özellikle de Davutoğlu’na eşsiz, altın bir fırsat sunuyor.

Bu, Davutoğlu’nun kendisini Türk siyasetinde Erdoğan’dan bağımsız bir siyasi aktör, siyasi lider olarak ispat etme fırsatıdır.

Partisi arkasında görünüyor ama bu fırsatı kullanıp kullanmamak Davutoğlu’nun kararına bağlı.