CHP'nin ekonomik vaatleri toplumda yankı buluyor

Kılıçdaroğlu'nun 7 Haziran'a yönelik iki taktiği: Erdoğan ile cepheleşmekten kaçın, AK Parti'yi eleştirmekten çok kendi ekonomik vaatlerini anlat. Bu taktikler toplumda yankı bulmaya başladı. CHP oylarını artırıp artırmayacağını seçimde göreceğiz

Dün sabah NTV canlı yayınında CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na soru soran meslektaşlara katılmak üzere Ankara’ya gitmek için Atatürk havaalanına yola çıktım.

Aracın radyosu açıktı, sürücü arkadaşımız haberleri dinliyordu.

***

İlk haber Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın metro istasyonu açılışında Kılıçdaroğlu’nun bir gün önceki sözlerine verdiği sert yanıt üzerineydi.Erdoğan “Koalisyon kabustur, iflastır” demişti. Onun yerine (bakın yanlış anlamayalım diye parti ismi verip AK Parti filan demiyordu) vatandaş 400 milletvekili ile güçlü başkanlık sistemine, istikrara oy vermeliydi; Erdoğan bir hafta 335 arasından sonra 400’e dönüş yapmıştı.

İkinci haber, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Dolmabahçe’de Romanlarla buluşmasıydı. Kılıçdaroğlu’nun Roman asıllı sivil toplumcu Özcan Purçu’yu milletvekili adayı göstermesi ardından Davutoğlu’da “bir Roman danışman” sözü veriyordu. (Belki de “Ermeni danışman” Etyen Mahçupyan’ın boşalan kadrosuna alınacaktı.) Toplantıya katılan Roman şarkıcı Kibariye, Davutoğlu’na şu sıra çizmek istediği imajla pek de örtüşmeyen sözcüklerle övgüler dizmişti: “Bıcır bıcır başbakanımız, küçücük benim gibi”.

***

Üçüncü haber Kılıçdaroğlu’nun CHP seçim bildirgesini açıklaması üzerineydi. Önce Erdoğan’ın güçlü başkanlık sistemine karşı Kılıçdaroğlu’nun parlamenter sistemi güçlendirip cumhurbaşkanı yetkilerini azaltma sözü verildi.

Ne zaman ki konu Kılıçdaroğlu’nun ekonomik vaatlerine geldi, sürücünün eli, belki de gayrı ihtiyari olarak ses düğmesine uzandı, belki de beni rahatsız etmemek kaygısıyla bir kademe açtı ve dikkatle dinlemeye başladı: Emeklilere iki maaş bayram primi, asgari ücret 1500 lira, kredi kartı borçlarının silinmesi, işsizler, iş garantili eğitim ve aile sigortası.

Radyo dördüncü habere geçtiğinde, belki yine gayrı ihtiyari sesi eski haline getirdi.

***

Ankara’ya indiğimde, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek CHP’nin halka vaat ettiği bu ekonomik iyileştirmelerin kaynağının olmadığını CNN Türk yayınında uzun uzun anlatmış ve eli yükseltmişti. Eğer Kılıçdaroğlu bu vaatlerinin üçte birinin dahi kaynağını açıklarsa oyunu CHP’ye verirdi.

Beni Esenboğa’dan şehir merkezine taşıyan aracın radyosu da açıktı.

O aracı süren arkadaşımız da başını yarım hareketle bana çevirerek “Abi” dedi; “Birisi de çıksa, parayı israfa harcamayın da, millete vermeye kaynak bulun dese keşke. Bakın benim eşim bile bunları dinliyor, CHP’ye mi versem diyor. (Bunu söylerken eliyle adeta eşinin başının kapalı olduğunu gösteren belli belirsiz bir hareket yapıyordu.) Hepimiz borç içindeyiz, geçinemiyoruz.”

***

Üç saat kadar sonra CHP Genel Merkezi’nde başlayan NTV canlı yayınında Kılıçdaroğlu, Şimşek’e “Partiye bekleriz, ama önce eğitimimizden geçmesi gerek” cevabını veriyordu.

“Türkiye düşündüklerinden daha zengin bir ülke” dedi; “Yeter ki kaynakları doğru yerlere yönlendirmeyi bilin. Biz bunu yapacağız.”

Mustafa Karaalioğlu ısrarla buna ayrılan bütçenin ne kadar olduğunu sordu, Kılıçdaroğlu sonunda asıl maliyetin 3,5 milyon kadar aileye verilecek 720’er bin lira olduğunu söyledi; toplamı 2,5 milyar lira kadar ediyordu. Ne hepsi bir defada, ne de herkese ömür boyu verilecekti; aile bir iş bulana dek bu yardımı alacaktı.

***

Belki konumuzla doğrudan ilgisi yok ama, Kılıçdaroğlu dün bir de “CHP-MHP-HDP koalisyonu kuracaklar” diyen çevrelere kapıyı kapattı. Bunun gerçekçi de olmadığını söyledi.

Gerçi CHP tek başına iktidar olmak isterdi ama halkı koalisyonla korkutmak da yanlıştı.

Koalisyon olacaksa, bu da halkın kullanacağı oylar sonucu olacaktı ve buna da saygı gösterilmeliydi.

***

Kılıçdaroğlu’nun bu seçimde izlediği iki taktik olduğu anlaşılıyor:

Birincisi, Erdoğan ve AK Parti ile kavga etmemek, polemiğe girmemek. “Ekonomik kriz olduğunu bile söylemedik” diyor; “Ekonomi üç yıldır patinaj yapıyor, kriz var” diyen Erdoğan oldu.

İkincisi, ağırlığı ideolojik tutuma değil, ekonomik tutuma vermek, iktidarın yaptıklarını eleştirmekten çok, kendi yapmak istediklerini anlatmak.

***

CHP uzun yıllardan sonra sosyal devlet kavramını, sosyal demokrasi kavramını öne çıkararak seçim kampanyası yürütüyor ve görünen o ki, bu çizgi seçmende yankısını buluyor.

Bu yankının 7 Haziran’da oya dönüşüp dönüşmeyeceğini, ne kadar dönüşeceğini birlikte göreceğiz.

Ama şu aşamada söyleyebileceğimiz, HDP’nin adaletsiz yüzde 10 barajını aşıp aşmayacağı sorusunun ardından seçimin ikinci merak kaynağı da CHP’nin ekonomik vaatlerinin ona Kılıçdaroğlu’nun iddia ettiği üzere yeni seçmen getirip getiremeyeceği olacak.