CIA Başkanı neden geldi?

Petraeus'un Türkiye'ye geleceği haberi tam da PKK saldırılarının tırmandığı Suriye'de işlerin iyice can sıkmaya başladığı sırada geldi.

Amerikan istihbarat örgütü CIA’in başkanı David Petraeus’un Türkiye’ye geleceği haberi tam da PKK saldırılarının tırmandığı Suriye’de işlerin iyice can sıkmaya başladığı sırada ortalığı dalgalandırdı.
Haberler de rivayet de muhtelifti. CIA Başkanı İstanbul’da Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile, Ankara’da Başbakan Tayyip Erdoğan ile görüşecekti, aslında bu görüşmeyi isteyen Türk hükümeti olmuştu ve burada tekrar etmeye gerek olmayan başkaları.
Bunları ancak ikindi saatlerinde, adını vermek istemeden konuşmayı kabul eden üst düzey bir devlet yetkilisine telefonda sorma fırsatı buldum. Erdoğan’ın programında Petraeus görüşmesi olmadığını zaten sabah saatlerinde Başbakanlık’tan söylemişlerdi. Dışişleri Bakanı ile de olmadığını öğleden sonra öğrenmiş olduk. Hayır, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve ekibi dışında görüşmesi olmamıştı. Hayır, Ankara’ya geçmemiş, İstanbul’da Fidan ile görüşmelerinin ardından Türkiye’den ayrılmıştı. Ve hayır, Türkiye’nin özel bir görüşme talebiyle davet etmesi söz konusu olmamıştı; 2-3 Eylül görüşmeleri, Türkiye ile ABD arasında istihbarat işbirliği çerçevesinde Mart 2012’den bu yana süren ‘rutin’ görüşmelerin parçasıydı. Ama evet, konu Suriye idi; hatta daha ayrıntıya inmek gerekirse Suriye’de Beşar Esed sonrası geçiş dönemi gündemdeydi.
Peki, PKK’ya karşı işbirliği? Beş yıldır hem sivil hem askeri yetkililer tarafından daha fazlası istense de işe yaradığı vurgulanan PKK’ya karşı istihbarat işbirliği? Bu soru özellikle Beytüşşebap’taki PKK baskınında 10 güvenlik görevlisinin şehit edildiği, Viranşehir’de gelecek günlerdeki muhtemel bir intihar saldırısının yol kontrolünde (ama yine kan dökülmesiyle sonuçlanarak) önlendiği gecenin ertesinde ayrı bir anlam taşıyor. PKK saldırıları durmak bilmiyor. Önce Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, ardından da hafta sonu “Medya şehit haberleri vermesin” diyen Başbakan Erdoğan’ın birbirinden sert ve yüksek tepki mesajlarına muhalefet partileri artık karşılık dahi vermiyor. ABD ile PKK’ya karşı işbirliği artık etkili mi olmuyor yoksa devam mı etmiyor? 

Cevap: Hayır, devam ediyor. Ama Suriye’deki iç savaşın PKK’nın son dönem eylemlerini tırmandırması üzerindeki etkisi Ankara’nın üzerinde durduğu konu. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Suriye ve İran gizli servisleri üzerinde özellikle durmuştu. CIA-MİT görüşmelerindeki son yoğunlaşma ise Suriye üzerine.
Aslında Türk hükümeti, Suriye konusunda hem BM hem de NATO sistemindeki tepkilerin istediği hızda ve şiddette olmamasından dolayı hayal kırıklığını gizlemiyor. Dışişleri Bakanı Davutoğlu bunu BM Güvenlik Konseyi oturumunda açıkça dile getirmişti. Başbakan’ın Dış Politika Danışmanı ve şimdi Müsteşar Yardımcısı İbrahim Kalın da pazar günü Twitter hesabından, Kofi Annan’ın yerine BM Genel Sekreteri Suriye temsilcisi olan Lehdar Brahimi’nin masaya yeni bir şey koyamayacağını yazdı. Aslında Brahimi de yeni hiçbir şey yapamayacağını, dün görevinin, yani Suriye’de Esed yönetimini muhalefetle masaya oturtmak görevinin ‘neredeyse imkânsız’ olduğunu peşinen itiraf etti.
ABD’nin kasım ayındaki başkanlık seçimlerine dek yalnız Suriye değil, İsrail-İran işi dahil hiçbir askeri taahhütte gitmek istememesi, Suriye’ye dış müdahale yapılmamasının başlıca nedeni. 

Peki, ya seçimden sonra? ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone, geçenlerde seçim sonrasında da Suriye siyasetinin değişeceğini sanmadığını söylemişti.
Oysa Ankara’daki kanı bunun tersi; kasımdaki seçimlerden sonra ABD’nin Suriye siyasetinin çok daha aktif olacağına neredeyse tam bir inanç mevcut. ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Martin Dempsey’in geçenlerde Londra’daki bir konuşmasında NATO’nun Suriye’de bir tampon bölgenin korunması işiyle uğraşacağını sanmadığını söylemediğinin dün ABD Ankara Büyükelçiliği tarafından AA kanalıyla yalanlanması bu bakımdan değer verilen bir açıklama olmuş. Dün konuştuğum bir yetkili -ister Barack Obama yerinde kalsın, ister Mitt Romney kazansın- ABD’nin Suriye siyasetinin daha etkin hale geleceğini ümit ettiklerini söyledi.
Görmek için bizim uzun zamanımız kalmadı ama Suriye’de de kan dökülmeye devam ediyor.
Peki, başa dönersek, Petraeus ve Fidan Suriye’deki ‘geçiş süreci’ üzerine ne konuştular? Muhtemelen bunun ayrıntılarını öğrenmeden önce somut sonuçlarını görmeye başlayacağız Türkiye-Suriye sınırı boyunca.