Clinton ve Chirac darbeyi önledi diye Demirel'i kutlamıştı

Süleyman Demirel'in, havada yakıt ikmali bekleyen Necmettin Erbakan'ın elinden aldığı hükümeti Mesut Yılmaz'a verdiği günlerdi.

Süleyman Demirel'in, havada yakıt ikmali bekleyen Necmettin Erbakan'ın elinden aldığı hükümeti Mesut Yılmaz'a verdiği günlerdi. Ordu içinden, aylardır kışladan çıkabilecekleri ihtimaline şartlanan orta kademe subaylar arasında hâlâ "Erbakan gitti, ama Yılmaz da irticaya göz yumuyor" homurdanmaları duyulsa da, komuta kademesi memnun görünüyordu. İş dünyası, kitle örgütleri rahatlamıştı.
Demirel, 28 Şubat operasyonu ardından cumhurbaşkanı olarak Paris'e, NATO-AB zirvesine katılmaya uçtu.
Paris'te Demirel'in de beklemediği bir şey oldu. Ev sahibi Fransa'nın Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve ABD Başkanı Bill Clinton başta olmak üzere Batı dünyasının önde gelen lideri, Demirel'in yanına gelerek elini sıkmaya, omzuna dokunarak tebrik etmeye başladılar.
Kutlamaların nedeni hemen anlaşıldı. Chirac, Clinton ve diğerleri, Demirel'i Türkiye'yi yeni bir askeri darbenin eşiğinden döndürmeyi, ülkede yaşanan kutuplaşmayı demokrasi sınırları içinde kalan manevralarla bertaraf etmeyi başardığı için kutluyorlardı.
Kutlamalar, bir şeyi daha gösteriyordu: Batı dünyası, Refahyol hükümeti icraatı ve ona karşı, askeri kesim dahil ortaya çıkan tepkilerin 1960, 1971 ve 1980 ardından yeni bir askeri darbeye doğru hareket etmeye başladığından endişe ediyordu. Kenan Evren'in liderliğindeki 1980 darbesi ardından ülkede Anayasa ve parlamento feshedilmiş, insan hakları ihlalleri utanç verici boyutlara tırmanmış, Avrupa ilişkileri kesmişti. Evren'in ABD'ye verdiği 'asker sözü' sayesinde Yunanistan önce NATO'nun askeri kanadına dönmüş, ardından 1981'de AB'ye üye alınmıştı. Yunanistan'ın Avrupa'ya ciddi yük getireceği bilindiği halde AB'ye üye alınmasının başlıca nedeni bölgedeki gelişmelerden bu ülkeyi ve Avrupa'yı sakınmaktı.
Bu gelişmeler, 1978'de Afganistan'da başlayan Sovyet işgali, 1979'da İran'daki İslami devrimi ve 1980'de Türkiye'de yönetimin askerlere geçmesiydi. Türkiye'nin kendini toparlayıp çok partili demokrasiye dönmesi ve pazar ekonomisine geçmesi ardından 1987'de AB'ye üyelik başvurusu yapmış olması, Avrupa sistemini benimsemek istediğini gösteriyordu. Bu başvurudan on yıl sonra bir askeri darbe, Türkiye'nin geleceğini de Avrupa'nın güvenlik ve istikrarını da yeni belirsizliklere itebilirdi.
Öte yandan Türkiye'de İslami bir rejime doğru bir kayma, demokratik yollardan da olsa aynı sonucu doğurabilirdi. ABD ve AB Erbakan iktidarından bu endişeyi duymaya başlamışlardı. Rus-Gürcü, Azeri-Ermeni ihtilafları, İran, Irak, Filistin-İsrail sorunlar, dünya enerji-güvenlik dengesini zaten yeterince sarsıyordu.
Demirel, 28 Şubat manevrasıyla yalnız Türkiye'nin geleceğini değil, Avrupa'nın geleceği için de olumlu bir işin sonuna getirmişti. Kutlamalar bu yüzdendi.
Başbakan Tayyip Erdoğan geçenlerde 28 Şubat sürecinin 10'uncu yılı nedeniyle yapılan yayınlardan duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi.
Ankara'da yerli-yabancı mahfillerde bir daha 28 Şubat süreci benzeri bir sürecin yaşanıp yaşanmayacağı, şu günlerde gözde bir soru.
28 Şubat bir daha olmaz. Çünkü o askerlerin değil, Demirel'in bir fikri, işin uç noktalara gitmemesi için emprovize ettiği, olayların akışı içinde ürettiği bir projeydi.
O günkü kadar uyanık ve güçlü cumhurbaşkanı, o günkü kadar parçalı bir parlamento, o günkü kadar yüksek enflasyon, yozlaşmış ekonomi ve yozlaşmış siyaset ve o günkü kadar iktidar körlüğü içinde gelişmeleri okuyamayan ve kadar hükmetmekten aciz bir hükümet olmadan vücut bulması mümkün değildi.
Bugün '28 Şubat olur mu?' diye soranların aklının arkasında Cumhurbaşkanlığı seçimi, Başbakan Erdoğan, ya da Erdoğan'ın siyasi modeline uygun bir kişinin, tamamen demokratik ve yasal olarak cumhurbaşkanlığına seçilmesi ihtimali yatıyor. TÜSİAD'dan CHP'ye kuruluşlar, bu nedenle uyarılar yapıyorlar. TÜSİAD'ın on birinci cumhurbaşkanı için toplumsal uzlaşmayı gerekli görmesi ile AB ve çağdaş uygarlık değerlerinden kopmama uyarısını aynı cümlede yapması rastlantı mı?
Tekrarlamak olacak ama, hayır, cumhurbaşkanlığı seçimi nedeniyle yeni bir 28 Şubat olmaz. O, o günkü koşulların ürünü idi.
Peki başka bir şey olur mu? Olursa, ne olur?
Belki de Başbakan'ın aklının gerisinde aynı sorular var. Belki aday olup olmayacağını açıklamayı son dakikaya bırakması, belki hâlâ nabız yoklaması ve bu durumdan memnuniyetsizliğini bizle paylaşması bu yüzden.