Clinton ziyareti öncesi ABD ile ilişkilerdeki görünüm

Obama döneminde ilk üst düzey temas olan Clinton ziyaretinde konuşulanlar birkaç yıl için belirleyici olacak

ABD Dışişişleri Bakanı Hillary Clinton’un 7 Mart’ta Türkiye’ye geleceğinin açıklanması Ankara’yı hareketlendirdi.
Clinton dün Ali Babacan’ın Türkiye’yi temsil ettiği Gazze yardım toplantısı için Mısır’ın
Şarm El Şeyh kentindeydi. Bugün Avrupa turuna başlıyor. Bu tur yalnızca AB ülkelerini değil, küresel kriz nedeniyle ABD bankalarını da ilgilendiren bir ülkeyi, İsviçre’yi de kapsıyor. 5 Mart’ta Babacan gibi, Clinton da NATO dışişleri bakanları toplantısı için Brüksel’de olacak.
Bu toplantı NATO’nun 60’ıncı kuruluş yıldönümü nedeniyle nisan başında yapılacak ve önem verilen NATO zirvesine hazırlık niteliği taşıyor. Fransa’nın NATO’nun askeri kanadına dönüşünden Rusya’nın Gürcistan’dan ayrıldığını ilan eden Güney Osetya ve Abhazya’yı tanımasına, Gürcistan ve Ukrayna’nın NATO ilişkilerine dek Türkiye’yi yakından ilgilendiren stratejik konular ele alınacak.
Clinton’ın Türkiye dosyası aslında bu konuları içermekle birlikte çok ötesine geçiyor. Irak’tan Afganistan’a, PKK’dan Hamas’a, enerji hatlarından İran’ın nükleer programına ve güncel öneme sahip Ermeni soykırımı iddialarının ABD Kongresi’ne gelip gelmemesine dek değişen 15 kadar dosya var ilişkilerin iklimini belirleyen.
Ancak bu ziyaretten çıkacak önemli bir karar beklememek lazım.
Çünkü ABD yönetimi Türkiye bölümünün de bağlı bulunduğu Avrupa siyasetine henüz son şeklini vermiş değil. Clinton’ın Bakanlıkta Avrupa işlerinden sorumlu müsteşar yardımcısı olarak atadığı (ve Türkiye’yi yakından tanıyan) Philip Gordon henüz Kongre’den onay almadı. O açıdan süreç devam ediyor.
Öte yandan Obama’nın Irak’tan çekilme ayrıntılarını açıklamaya başlaması NATO’nun Afganistan’la ilgili alma aşamasına geldiği (asker gönderme dahil) kararlar, İran’ın hazirandaki seçimlerden sonra daha açıklık kazanacak durumu ve (Ermenistan’la ilişkiler) gibi Kafkaslar’a ilişkin diğer konular, Türkiye’yi Clinton’ın ilk Avrupa turu kapsamına dahil ediyor.
Şu an değişme eğilimi göstermeyen bir konu var. O da PKK ile ortak mücadele. Asıl
olarak askerden askere devam eden bu ilişkinin değişmesi için bizzat Obama’nın George Bush tarafından Başbakan Tayyip Erdoğan’ın 5 Kasım 2007 ziyaretinde uygulamaya konulan Ulusal Güvenlik Direktifi’ni geçersiz kılacak bir başka direktif imzalaması gerekiyor.
ABD’nin elektronik istihbarat kurumu Ulusal Güvenlik Dairesi (NSA) yöneticisi Korgeneral Keith Alexander’in 20 Şubat’taki Ankara ziyaretinde ele alınan konular arasında PKK’ya karşı mücadelede işbirliği konusunun da bulunduğu biliniyor. Alexander’in Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ dahil üst düzey görüşmeleri oldu. Ondan bir gün önce ABD Kongresi Türk Dostluk Grubu Başkanı Robert Wexler de Ankara’daydı. Sonra da Obama’nın Ortadoğu Barış Süreci Temsilcisi George Mitchell geldi.
Diplomatik kaynaklardan alınan bilgilere göre, Türk tarafı bu temaslarda ABD’nin PKK’ya karşı paylaşmasına verdikleri değeri ifade etmekle birlikte, ABD’nin PKK’ya karşı daha zorlayıcı, gerekirse askeri yöntemlerle zorlayıcı önlem almasını beklediğini aktardı. 
Ne Türk ne de Amerikalı kaynaklar iki konu arasında bağlantı kuruyor; ancak Türkiye’nin Afganistan’da terörle mücadeleye diğer NATO ülkeleriyle beraber muharip katkısının beklendiği ortamda, Türkiye’nin de kendi terörizmle mücadelesinde daha aktif katkı beklemesi söz konusu olabilir.
Ermeni karar tasarısı konusuna gelince... Ankara bu defa daha önceki yıllara göre hem daha gergin, hem de daha tepkisel. Gerginlik, Obama’nın seçimden önce Ermeni kökenli seçmene verdiği destekten ileri geliyor. Bir başka gerginlik nedeni, tasarının Kongre’ye gelmesi ve kabul edilmesi durumunda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 6 Eylül 2008’deki tarihi Erivan ziyaretiyle başlayan Ermensitan’la ilişkilerle yumuşamanın uzun bir süre hayal olacağı ve Kafkaslar’daki dengenin Rusya lehine bozulacağının biliniyor olması.
Tepkisellik ise, Ankara’nın artık her yıl bu konunun başında Demokles’in kılıcı gibi sallandırılıyor olmasından ve bundan duyulan bıkkınlıktan kaynaklanıyor. Dışişleri her zaman olduğu gibi çabalıyor, ama ‘Ne olacaksa olsun’ diyenler de yok değil bu defa. Top daha çok Obama’nın sahasında görünüyor; Clinton’ın bu konuda diyecekleri olabilir.